
| Serpil Ezer / 07.03.2008 |
|
"Ak
bir karanfil gibi çatlayıp da çekirdek "insanları
düşün anne "Ölümdür
yaşanan tek başına, "İtiraf
ediyorum, muhtacım, uçarı bir nisan yağmuruyla |
| . |
| Feyzan / 30.03.2006 |
| Bu
siteyle ilk kez 2003 yılında tanıştım, bana harika hissettirmişti ve dayanamayıp
şişeye bir mesaj atıvermiştim. Ençok da ismini sevmiştim, belki de deniz fenerlerine tutkumdan dolayı... Mesajımı tazelemek istedim... diyeceğim o ki ben hâlâ büyük bir keyifle buradayım... Sevgiler herkese |
| . |
| Çağrı Bayraktar / 21.02.2006 |
|
Sevgili
Adnan Satıcı'ya, bize verdiği bu güzel şiirler için teşekkürlerimi bir
borç bilirim. Ve kendisi eğitim hayatında biz öğrencilerine çok şey
kazandırmıştır. |
| . |
| Yusuf Üçüncü / 14.09.2005 |
| Elektronik ortamdaki şiir yolculuğumda, akşam karanlığı üzereyken bir fener belirdi gözümde. Baktım ki beş kitaplı bir şâir. Çocuğun dördünü ne zaman doğurdun beştuğu da büyüttün demek geldi. Bizi de şiirle buluşturan şâir arkadaşım güzel günlere... |
| . |
| Kalamarcı / 26.11.2004 |
| 2002
yılı Ekim ortalarıydı. Hava o kadar güzeldi ki, deyim yerinde ise deniz
çarşaf gibiydi. Eşim Benan, o zaman 2.5 yaşında olan Yusufhan, 9 yaşında
olan Denizhan ve 14 yaşında olan yeğenim İsmet ile Uzunada Mordoğan arası
balık avına çıktık. Ben bir dip oltası ile mercan, karagöz ve kalamar
avlıyorum, Yusufhan elinde kısa bir misina ucuna bağlamış olduğumuz bir
sinek iğne ile balık tutmaya çalışıyor, eşim, Denizhan ve İsmet ise mütemadiyen
at çek kupes tutuyorlar. Öyle ki 3-4 kaç iğne var ise kupes doluyor. Mordoğan
Miçi mevkiine bir baktım kapkara, saat daha 14:00-14:30... Toparlanalım
dedim. Hanım ve çocuklar bir tane daha, bir tane daha derken 15 dakika
daha oyalandık. Mordoğan’a da 15 dakika mesafedeyiz. Altımızda 6.5 metre
bir tekne, 9 beygir pancar motoru var. Motoru çalıştırdım, demiri topladım,
yola koyuldum, hava geliyor belli oldu. Ama teknede iki adet canyeleği
var. İki küçük çocuk, yeğenim, onlar üçü iki biz beş kişiyiz, canyeleklerini
çocuklara versem... onları kafamdan geçirirken, beşinci dakikada rüzgâr
hissedildi, 6’ıncı dakikada bora’nın içine daldık, ama ne hava... rüzgâr
denizi bembeyaz yapmış, alıp yüzümüze fırlatıyor. Yağmur taneleri değdiği
yeri sanki deliyor. Göz gözü görmüyor, havanın güneybatıdan geldiğini
bilmesem kendimizi hava ile birlikte Midilli’de bulurduk herhalde. Ufaklık,
hanım ile benim aramda Denizhan’a tembihlemişim kıçüstünde bağlama halkası
var sıkı sıkı tut, bırakma diye. İsmet, başaltına doğru bir yerde, nereden
çıktım denize der gibi sıkı sıkı tutunmuş bana bakıyor. (Sonradan öğrendim
ben 2001 yılında kalp zarı iltihabı (perikardit) rahatsızlığı geçirmişim,
iltihap eksilmeyince ufak bir operasyon ile o iltihap alınmıştı) İsmet
içinden amcam şimdi kalp krizinden ölür ise ne yaparım, nasıl yaparım,
ne olur gibi şeyler geçiriyormuş. Bize çok uzun bir süre gibi gelmesine
rağmen bora’nın içinden çıktığımızda tam Mordoğan Balıkçı Barınağı'nın
girişindeydik. Abim Cüneyt (İsmet’in babası) bir gırgıra binmiş barınaktan
çıkmak üzere... Öyle bir hava bir daha görmedim ama neden kişi başı canyeleği
istendiğini öğrendim ve o günü şiirleştirmeye çalıştım. http://kalamaravcisi.sitemynet.com
BU BİR SEVDA, BORA DEDİĞİN ON DAKİKA
Biz
iki Han, Denizhan
baktı, ufuk çizgisi karardı. Aman
hava, yaman hava, Çek
çıpayı Denizhan, Hava
astı, kesti, Kardeşim,
değer mi bu kadar cefa bir balığa. Hanhan: Teknemizin ismi (Han&Han)
Cem
Liman |
| . |
| Hülya Karasu / 16.11.2004 |
|
Çoktandır dolaşma isteğimi hep erteledim.. Oh,la la!! Şimdi de çıkamıyorum denizinizden.. Güzel bir fener.. Işığının devamı dileğiyle. :) |
| . |
| Ferhat Gülsün / 15.10.2004 |
|
Şairleri
seviyorum... şiirlerini
de... doğum günlerini
uyan! |
| . |
| T. Ayhan ÇIKIN / 08.09.2003 |
|
14 Eylül 2000: Cem Canbay, serseri bir kurşunun hedefi oldu. Henüz 23 yaşındaydı. Kalbi yaşama sevinciyle doluydu. 15 Eylül 2000 Cem'in beyin ölümü gerçekleşti. Yaşam sevinci ile dolu kalbi, karaciğeri, böbrekleri 4 kişiyi yeniden yaşama döndürdü. Kalbi de aşağıdaki şiirin ozanına 16 Eylül 2000 gününün ilk saatlerinde aktarıldı. Sanki üç yıl kuş gibi uçtu geçti. Yine 15 Eylül geliyor . Onu ve eski kalbimi rahmetle anıyor, acımı ve sevincimi sizlerle paylaşmak istiyorum. T. Ayhan ORTAK KALPLER TÜRKÜSÜ - Cem CANBAY için- “güya
ki yaprağın biri Coşkulu
bir kahkahayla aşacaksın yeryüzünü İşte
bıraktın yalnızlığını, öfkeni, sevdalarını Doktorlar
var kardeşim T. Ayhan ÇIKIN |
| . |
| Feyzan / 04.07.2003 |
|
Bu siteye girdiğim için harika hissediyorum!! Teşekkürler |
| . |
| Nihat Nikerel / 21.06.2003 |
|
Sevgili İbrahim Baştuğ'a, Bir Akşam Sefası sonrasındaki paylaşımın anısına... Tekrar görüşebilmek dileğiyle... Bırakamadığım Baktığım
yere gülün gölgesi düşer Nihat Nikerel (03.05.2003) |
| . |
| Halil Manap / 15.03.2003 |
|
Şiir Feneri şimdiye kadar rastladığım en güzel sitelerden biri. Daha da geliştirilmesi dileğimle... Başarılar diliyorum. Saygılar. ŞAİRYÜREK |
| . |
| Muhsin Durucan / 22.02.2003 |
|
Şiir
Feneri'nde şöyle bir gezindim. Tanıdığım dostlarla bir arada oldum.
Bir bakıma mutlu da oldum. Şiirlerini okudum. Özgünlükler buldum yer
yer. |
| . |
| Ömer Vural / 20.09.2002 |
|
Sitede bir sağa bir sola bakındım, sonra buyur etti kapıda genç bir adam. Sade, sade olduğu kadar dolu bir genç adam. Teşekkür ederek ayrıldım yanından. Hoş kalın... |
| . |
| İsmail Cem Özkan / 04.08.2002 |
|
Dostlara |
| . |
| İsa Kuru / 03.06.2002 |
|
Sitenizi ve içindeki şiirleri çok beğendim. Ben de sizler gibi şiirleri ve şiir yazmayı çok seviyorum. Yazdığım şiirler çevremde beğeniliyor. Ama ben daha geniş kitlelere ulaşmak istiyorum. Şimdi size bir şiirimi yazacağım görüşlerinizi bildirmeniz için mail adresimi vereceğim. Umarım bana yardımcı olursunuz. Hiç bitmeyecek sanılan bir hikayenin sonu buHer satırı hüzün, yas dolu Sonbahar yapraklarının ağladığı zaman bu Her sayfası gözyaşı, gizem dolu Öyle bir hikaye ki sen dolu Eğer beni ararsan bir
gün Sahilde martıları seyreden
adam |
| . |
| Çetin Derdiyok / 16.05.2002 |
| Sayin
İbrahim Baştuğ, Merhaba! Şiir Fenerinizin ışığı buraya kadar ulaştı. Güzel bir site hazırlamışsınız. Kutlar, başarınızın devamını dilerim. Yazılarınızı daha sonraki bir zamanda daha ayrıntılı okumayı planlıyorum. Asıl değerlendirmeleri umarım o zaman yapabilirim. Bu arada ben de bir site yapmaya uğraşıyorum. Size de link vermek istiyorum. İzniniz olur mu? Sevgiyle ve esen kalın. |
| . |
| İsmail Gökal / 24.04.2002 |
| Güzel. Sitenin tasarımı, seçilen biçim güzel. Siteyi hazırlayanları tebrik ederim. Sitenin aktif hale getirilmesi (daha çok okuyucuya ulaşması için) işler yapılmalı. Tanıtım vesaire. Teşekkür ederim. |
| . |
| Kıvılcım Vafi / 19.04.2002 |
| Sevgili
İbrahim Baştuğ, Görsel ve içerik olarak çok verimli bir site hazırlamışsın, öncelikle tebrikler. Ayrıca, sitemize vermiş olduğun link için teşekkürler. Link düzenleme döneminde bizim tarafımızdan da sitene link verileceğini bilgilerine iletir, seni ürünlerinle aramızda görmek isteriz. Sevgimizle... YersizYurtsuz Sanatçılar Adına Kıvılcım Vafi |
| . |
| İFKSAN / 17.04.2002 |
|
Ana Oy ben im derdim ortağı, başım
tacı anam! Muhtacım
merhametli senin şevkatli sevgine, Uzunca uzanıp baş koyunca
bir dizine, Sırtımda ta Kabelere
götürsem az gelir, Aşık Çağlari Amsterdam'dan sevgi saygı
selamlar İFKSAN İnsan, Fikir, Kültür, Sanat, Hoşgörü Derneği |
| . |
| Salih Bolat / 04.04.2002 |
| İnternette birçok şiir sitesi yer alıyor. Bu sitelerin bazıları da antoloji amacıyla düzenlenmiş. Ne var ki, bu sitelerin ve antolojilerin önemli bölümünün şiiri ve Türkiye şiirini yakından tanımayan insanlar tarafından düzenlenmiş olduğunu görüyorum. İbrahim Baştuğ'un Şiir Feneri adlı sitesi, gerçekten (bana yer verdiği için söylemiyorum, diğer sitelerde de bana yer ayrıldığı görülebilir) şiirin içinden birisinin nitelikli beğenisiyle düzenlenmiş izlenimini hemen yansıtıyor. Bu zahmetli işe kendini adadığı için, şair kardeşim İbrahim Baştuğ'u kutlarım. |
| . |
| Türker Erşen / 19.03.2002 |
| Özenle hazırlanmış, dönüp dönüp bakılacak bir site. Gönlüne sağlık. |
| . |
| Hakan Şenocak / 18.03.2002 |
| İbrahim, site sahiden çok iyi olmuş. Bütün bunları tek başına kotarabildiğine inanamıyorum. Bilmiyorum, tek başına ordulara bedel olduğunun farkında mısın? Eline sağlık. |
| . |
| Halil Gökhan / 18.03.2002 |
| Şair-i azam ile şair-i muazzama arasındaki tek farkın web sitesi olduğunu yıllar sonra anlamış biri olarak sitenizi ziyaret ettim, sizi tebrik ediyorum. |
| . |
| Abdi Devrim Keçeli / 16.12.2001 |
|
Garibname hakkında bir yazı... Ve Ardıç Yayınları'ndan yayımlanan Garibname Türkçenin İlk Mesnevisi Mesnevi, konuşma dilinden yazılı dile geçiş sürecinde ortaya çıkan Acem dili kökenli bir koşuk türü. Anlatıma, anlatı ve öykülemeye (tahkiye) uygun gelen yazış yoldamı. Türkçede mesnevi yoldamının (tarzının) ilk kez Yusuf Has Hacib tarafından, Kutadgu Bilg'in yazımında kullandığı söylenir. Birbirine uyaklı koşalardan (beyitlerden) oluşan mesnevi, daha çok islam gizemciliği yazınında kullanılan ve aruz ölçüsünün kısa "failâtün failâtün failün" ölçüsüyle yazılan bir anlatı, öyküleme ve koçaklama türüdür. Bu türde genellikle insansal içlemlere (tazammun) yönelik olarak: doğruluk, sabır, kanaat, hakikat, marifet, şeriat, irfan, aşk, iman ve ibadet gibi, erdem sayılan konular işlenir. Garipname, Âşık Paşa'nın (1272-1333) başyapıtlarından biri. Bu özgün yapıttan hep söz edilirdi. Sözedilegelinirdi, ama elimizde doyurucu bir belge ya da yapıtın tam bir metni yoktu. (.....) Serüven seven biri Âşık Paşa, Kırşehirli. Ataları, Horasan dolaylarından göçüp oraya yerleşmişler. Ata dedesi, ünlü Ebul Beka Şeyh Baba İlyas bin Ali. Âşık Paşa, ata dedesinin adını almış, asıl adı ali. Paşalığı ise, törensel bir takma. Orta Asya Türklerinde, ailede ilk doğan erkek çocuğun adının sonuna 'paşa' sanı eklemek töre gereği olduğu için, Ali Paşa olarak adlandırılmış. Daha sonra kendisi, yazmaya ve söylemeye yönelince Ali'yi 'Âşık' takması (mahlası) ile değiştirimiş. İslam gizemciliğine bulaşmadan önce öztürkçe halk şiirleri, koşuklar söyler, yazarmış. 'Âşık' takmasını,, daha çok da bunun için seçmiş. Dönemin bilgili ve bilgin kişilerden özel eğitim görmüş; atılımcı, serüven seven biri. Babası Muhlis Paşa'nın Konya-Karaman egemenliğine katılmış, elçi olarak Mısır'da bulunmuş. İlhanlıların egemenliği sırasında Anadolu valisi olan Timurtaş'a vezirlik etmiş. Mısır'a kaçıp dama düşmüş, oradan kurtulup sonradan yerleştikleri Amasya'ya dönerken Kırşehir'e uğramış, orada hastalanmış ve ölmüş. Garipname'yi kitaplığımıza kazandıran rahmetli Bedri Noyan, yazarın ekinsel kimliği hakkında şunları söylüyor: "Âşık Paşa'nın yaşadığı dönem, Selçukluların son yıllarıdır. Türkler tarafından kurulan ve yönetilen devletin resmi dili Farsçadır. Aslen Türk olan mevlana da Farsça yazmaktadır. Konya'ya Fars (İran-Acem) dili ve kültürü egemendir. Buna karşılık Kırşehir'e, Süleyman Türmani, Ahi erren, baba İlyas ve ishak'ın bu şarda oturan aile bireylerinin savunduğu Türk dili ve kültürü egemendir. Âşık Paşa, Fars diline direnenlerin başında gelmektedir. Orhan Gazi dönemine gelindiğinde Âşık Paşa, çağının ünlü bilginleri arasındadır." (s. 18-19) Kimi araştırmacılarca
"Maarifname" olarak da tanıtılan Garipname, 13. - 14. Yüzyıl Türkçesi
ve ağzıyla yazılmış. Eskil (arkaik) Türkçeden klasik çağ Türkçesine
geçiş döneminin ürünü. Bu bakımdan o dönem Türk dilini, Türk töre ve
insansal değer yargılarını inceleyecek olanlar içni, gerçekten bulunmaz
bir gömüdür. Şu örneklere bakalım: Her kim
bana ağyar ise Ya da: Âşık Paşa, aruz ölçüsünü Türk diline ilk uyarlayanlardan biri. Garipname'yi de aruzla yazmış. Ama tüm değil, ölçeği tutturamadığı yerlerde boş vermiş. Sözün düzgün, anlamın doğrusunu yeğlemiş. Örneğin: "İşit imdi eydeyim tafsil ilen / Evveli ma'dendürür ol perdenin" olduğu gibi, Âşık, gerektiğinde söylemek istediğinden ölçü ya da uyak için vazgeçmiyor. Bir bakıma Kuran açıklaması, dinsel yaklaşım söylemi olsa da, bunu, Türk dilinin ve türk töresinin olanakları ve gerekleriyle anlatmayı yeğliyor. Kişilerin eylem ve edinimlernide olsun, dinsel, Kuran metinlerini alımlama ve yorumlamalarında olsun, insanı yokumsayan bir Tanrısallıktan uzak duruyor. "Kıldıma'lum her birinin yirini / Düzdü yirlü yirine her birini / Gökte idi yıldıza virdi mekaam / Yirde idi iklimi kırdı temam" (s. 182) dizelerinde olduğu gibi, yer yer Şamanik söylemlere başvurmaktan çekinmiyor. Âşık Paşa'nın bu güzel yapıtı, sanki bir dil anıtı, bir Türk dili gömüsü, Yazar kendisi Türkçeyi hem çok seviyor, hem ona egemen. Üstelik Arapça ve Farsçayı, Ermeniceyi de çok iyi biliyor. Sağlam bir din felsefesi kültürü olduğu için,y insan doğa ilişkilerini, dinlerini, dinlerin doğuşunu, yaşam ve ölümü, dönemine göre, olağanüstü bir anlayış ve alımlamayla yorumluyor, değerlendiriyor. Kendisini Kuran çevirisnde gösterdiği yetkinlikle tanıdığımız Doç. Dr. Bedri Noyan, bu düzenlemesinde de bizi düş kırıklığına uğratmıyor. Ona gönülden bağlı ve her sözcüğünü bilinçle kavrayan insanın elinde ve dilinde Türkçenin şahlanışını bu yapıta da görebiliyoruz. On bölüm (BAB) ve on iki bin koşa (beyit), yirmidörtbin dize (mısra) boyunca, türk dilinini gücünü ve güzelliklerini açığa çıkarmak, kanıtlamak için adeta çırpınıyor Âşık Paşa. Sonunda dayanamayıp dillerin, özellikle de Türkçenin önemini ve güzellikelrini dile getiriyor: "Gerçi kim söylendi bunda
Türk dili Beş - altı yüzyıl öncesinden günümüz aymazlarına sesleniyor Âşık Paşa, dilinize sahip çıkın, Tanrı'yı anadilinizle anlamaya, alımlamaya çalışın uyarısında bulunuyor. Âşık Paşa'nın Garipname'sini, kitaplığımdaki başucu kitaplarımın sırasına yerleştirdim. Yazarının da, onu arayıp bularak, günümüz Türkçesiyle dillendirip bize sunanın da durakları uçmağ olsun!.. Ali Dündar, Cumhuriyet Kitap, 15 Ekim 1998. |
| . |