Mesajlarınızı
şişeye
atabilirsiniz
2001-2008 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Serpil Ezer / 07.03.2008

"Ak bir karanfil gibi çatlayıp da çekirdek
Atom bahçelerine yürüyünce aydınlık
Yalnız meraklıları değil bütün insanlık
Şiirin aynasında kendini seyredecek."
                                    Nazım Hikmet RAN
"Şiir, onu yazanın değil ona ihtiyaç duyanındır." Bu nedenle iyi ki varsınız.

"insanları düşün anne
düşün ki yüreğin sallansın
düşün ki o an
güneşli güzel günlere inanan
mutlu bir yusufçuk havalansın"
                                    Nevzat ÇELİK
Ben biliyorum ki içimde büyüyen her acıyı sizin dizelerinizle azaltabilirim.

"Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir."
                                    Ataol BEHRAMOĞLU
Ben biliyorum ki sevgiyi paylaşmak için insan gerek, bunu sizin dizeleriniz unutturmaz bana.

"İtiraf ediyorum, muhtacım, uçarı bir nisan yağmuruyla
yeni yıkanmış bir çift göze-kinsiz. Son arzum budur, bildirilsin
ölümsüzlere. Sonra atın yüreğimi önüne, Olymposlu akbabaların."
                                    İbrahim BAŞTUĞ
İtiraf ediyorum, muhtacım dizelerinize, bana acıyı, sevginin gücünü, umudu-umutsuzluğu, "dünü, bugünü ve yarını" anlatan ve bu kadar güzel, bu kadar çarpıcı dizelerinize. İtiraf ediyorum, ben şiirlerinizin ve dizelerinizin hırsızıyım…
Karanlıkta yolumu "şiir feneri" aydınlatıyor.

.
Feyzan / 30.03.2006
Bu siteyle ilk kez 2003 yılında tanıştım, bana harika hissettirmişti ve dayanamayıp şişeye bir mesaj atıvermiştim.
Ençok da ismini sevmiştim, belki de deniz fenerlerine tutkumdan dolayı... Mesajımı tazelemek istedim... diyeceğim o ki ben hâlâ büyük bir keyifle buradayım...
Sevgiler herkese
.
Çağrı Bayraktar / 21.02.2006

Sevgili Adnan Satıcı'ya, bize verdiği bu güzel şiirler için teşekkürlerimi bir borç bilirim. Ve kendisi eğitim hayatında biz öğrencilerine çok şey kazandırmıştır.
Sevgiler Adnan Hocam
Seçkinler'den öğrenciniz Çağrı Bayraktar Elmadağ/Ankara

.
Yusuf Üçüncü / 14.09.2005
Elektronik ortamdaki şiir yolculuğumda, akşam karanlığı üzereyken bir fener belirdi gözümde. Baktım ki beş kitaplı bir şâir. Çocuğun dördünü ne zaman doğurdun beştuğu da büyüttün demek geldi. Bizi de şiirle buluşturan şâir arkadaşım güzel günlere...
.
Kalamarcı / 26.11.2004
2002 yılı Ekim ortalarıydı. Hava o kadar güzeldi ki, deyim yerinde ise deniz çarşaf gibiydi. Eşim Benan, o zaman 2.5 yaşında olan Yusufhan, 9 yaşında olan Denizhan ve 14 yaşında olan yeğenim İsmet ile Uzunada Mordoğan arası balık avına çıktık. Ben bir dip oltası ile mercan, karagöz ve kalamar avlıyorum, Yusufhan elinde kısa bir misina ucuna bağlamış olduğumuz bir sinek iğne ile balık tutmaya çalışıyor, eşim, Denizhan ve İsmet ise mütemadiyen at çek kupes tutuyorlar. Öyle ki 3-4 kaç iğne var ise kupes doluyor. Mordoğan Miçi mevkiine bir baktım kapkara, saat daha 14:00-14:30... Toparlanalım dedim. Hanım ve çocuklar bir tane daha, bir tane daha derken 15 dakika daha oyalandık. Mordoğan’a da 15 dakika mesafedeyiz. Altımızda 6.5 metre bir tekne, 9 beygir pancar motoru var. Motoru çalıştırdım, demiri topladım, yola koyuldum, hava geliyor belli oldu. Ama teknede iki adet canyeleği var. İki küçük çocuk, yeğenim, onlar üçü iki biz beş kişiyiz, canyeleklerini çocuklara versem... onları kafamdan geçirirken, beşinci dakikada rüzgâr hissedildi, 6’ıncı dakikada bora’nın içine daldık, ama ne hava... rüzgâr denizi bembeyaz yapmış, alıp yüzümüze fırlatıyor. Yağmur taneleri değdiği yeri sanki deliyor. Göz gözü görmüyor, havanın güneybatıdan geldiğini bilmesem kendimizi hava ile birlikte Midilli’de bulurduk herhalde. Ufaklık, hanım ile benim aramda Denizhan’a tembihlemişim kıçüstünde bağlama halkası var sıkı sıkı tut, bırakma diye. İsmet, başaltına doğru bir yerde, nereden çıktım denize der gibi sıkı sıkı tutunmuş bana bakıyor. (Sonradan öğrendim ben 2001 yılında kalp zarı iltihabı (perikardit) rahatsızlığı geçirmişim, iltihap eksilmeyince ufak bir operasyon ile o iltihap alınmıştı) İsmet içinden amcam şimdi kalp krizinden ölür ise ne yaparım, nasıl yaparım, ne olur gibi şeyler geçiriyormuş. Bize çok uzun bir süre gibi gelmesine rağmen bora’nın içinden çıktığımızda tam Mordoğan Balıkçı Barınağı'nın girişindeydik. Abim Cüneyt (İsmet’in babası) bir gırgıra binmiş barınaktan çıkmak üzere... Öyle bir hava bir daha görmedim ama neden kişi başı canyeleği istendiğini öğrendim ve o günü şiirleştirmeye çalıştım. http://kalamaravcisi.sitemynet.com

BU BİR SEVDA, BORA DEDİĞİN ON DAKİKA

Biz iki Han,
Denizhan ve Yusufhan
Hava sakin, deniz dümdüz,
Çıktık balığa,
At kupes, at mercan,

Denizhan baktı, ufuk çizgisi karardı.
-Hemen çıkalım yola!
-Olmaz abi, bir balık daha!
Bekler mi hava, başladı deniz oynamaya.

Aman hava, yaman hava,
Bekle bizi bir balık daha.
Dinler mi hava,
Geldi hırçın bir bora.

Çek çıpayı Denizhan,
Çalıştır motoru Yusufhan.
Giyin can yeleklerinizi!
Bağlayın bedenlerinizi!

Hava astı, kesti,
Yağdı inletti.
Hanhan yolu yarıladı ki,
Gök yere indi.

Kardeşim, değer mi bu kadar cefa bir balığa.
Bu bir sevda, bora dediğin on dakika.
Açtı bile hava,
N’olur abi, çıkalım tekrar balığa.

Hanhan: Teknemizin ismi (Han&Han)

Cem Liman
Mordoğan’dan sevgiler saygılar
h
ttp://www.kalamaravcisi.com

.
Hülya Karasu / 16.11.2004

Çoktandır dolaşma isteğimi hep erteledim.. Oh,la la!! Şimdi de çıkamıyorum denizinizden.. Güzel bir fener.. Işığının devamı dileğiyle. :)

.
Ferhat Gülsün / 15.10.2004

Şairleri seviyorum... şiirlerini de... doğum günlerini
ezberlediğim kadar unutuyorum öldükleri zamans
ız
tarihleri... ama ç
ıkmıyor aklımdan.... çıkmıyor. çıkması da
güç... 3 haziran 1963...

uyan!
"güzel yüzlü
şair",
toprağ
ı sürgün insan..
ister moskovada,
ister bursada bir mahpusta..
ama uyan!
uyan ki,
k
ılıcı kırılsın,
sayfalardaki bu sessizliğin.
uyan ki!
çarp
ıntısı dillensin yeniden,
kalbi durmu
ş o son dizenin..
ve bir daha hiç susmas
ın.
hiç susmas
ın uyanışların.
yeter ki uyan!..
ben f
ırtına olup kapatırım tüm kapılarını,
o tad
ı bozuk zindanların!
.....

Ferhat Gülsün

.
T. Ayhan ÇIKIN / 08.09.2003

14 Eylül 2000: Cem Canbay, serseri bir kurşunun hedefi oldu. Henüz 23 yaşındaydı. Kalbi yaşama sevinciyle doluydu. 15 Eylül 2000 Cem'in beyin ölümü gerçekleşti. Yaşam sevinci ile dolu kalbi, karaciğeri, böbrekleri 4 kişiyi yeniden yaşama döndürdü. Kalbi de aşağıdaki şiirin ozanına 16 Eylül 2000 gününün ilk saatlerinde aktarıldı. Sanki üç yıl kuş gibi uçtu geçti. Yine 15 Eylül geliyor . Onu ve eski kalbimi rahmetle anıyor, acımı ve sevincimi sizlerle paylaşmak istiyorum. T. Ayhan

ORTAK KALPLER TÜRKÜSÜ

- Cem CANBAY için-

“güya ki yaprağın biri
düşmüş de, ağaç
kökünden sarsılmış gibi”
                  Hilmi YAVUZ

Coşkulu bir kahkahayla aşacaksın yeryüzünü
Çiçeklerde dolaşan binbir renktir gözlerin
Akşamdır, inmiştir günışığı pencerene
Çocukluğun koşuşturduğu bir avludur yüreğin
Dilsiz, ama gülmesini bilen bir çocuk
Leylaklarda uçuşan kelebekler kadar
Suskun ve sessizdir yüreğin
D e l i k a n l ı m
Nasıl yazsam şiirini senin?

İşte bıraktın yalnızlığını, öfkeni, sevdalarını
Hades’ler seni bekliyorlar diye korkma
Sen de beklenen birisin melekler katında
Kendini beklemelisin, beni beklemelisin
Çık yeryüzüne; çiçek ol saksılarda, kırlarda
Herkesin, ama illa ikimizin yüreği ile
Sevdalanmalısın yeniden yaşamlara
D e l i k a n l ı m
Nasıl bestelesem şarkılarını senin?

Doktorlar var kardeşim
Bilimin en kuytu kıyılarında
Bir ipekböceği gibi dut yaprağına
Kalbimin çiçeğini dokumakta
... ve kalbimde sen olmalısın
yedi renkli gökkuşağı örneği
bereketini müjdelemelisin
                      yağmurlu günlerin
ikibin yılının onaltı eylülünde
yeni doğmuş bir bebek gibi
gülümsemelisin dünyaya
d e l i k a n l ı m
nasıl söylesem türkülerini senin?

T. Ayhan ÇIKIN

.
Feyzan / 04.07.2003

Bu siteye girdiğim için harika hissediyorum!! Teşekkürler

.
Nihat Nikerel / 21.06.2003

Sevgili İbrahim Baştuğ'a, Bir Akşam Sefası sonrasındaki paylaşımın anısına... Tekrar görüşebilmek dileğiyle...

Bırakamadığım

Baktığım yere gülün gölgesi düşer
Tuttuğum her ele senin sıcaklığın
Tattığım her lokmada senin tadın
Bir gülün kokusu kaldı
Bir senin sıcaklığın
Bir de vuslata olan hasretim
Güneşimi bıraktım
Al yeşil kurumuş dallarımı
Evimi bıraktım
Gönlümü bıraktım
Gülün olduğu yerde
Sende
Bir seni bırakamadım, bir seni…
Sesin düşer duyduğum her ses üstüne
Sedaların nakışıdır düşlerimin
Bütün renkleri gri yaptım uğruna
Sadece kırmızı kaldı
Kırmızı gözbebeklerinde
Yıldızlarımı bıraktım
Acılarımı, sancılarımı
Hüznümü bıraktım kahkahalarında
Bir seni bırakamadım
Bir seni, rengini, seni…

Nihat Nikerel (03.05.2003)

.
Halil Manap / 15.03.2003

Şiir Feneri şimdiye kadar rastladığım en güzel sitelerden biri. Daha da geliştirilmesi dileğimle... Başarılar diliyorum. Saygılar.

ŞAİRYÜREK

www.sairyurek.sayfasi.com

.
Muhsin Durucan / 22.02.2003

Şiir Feneri'nde şöyle bir gezindim. Tanıdığım dostlarla bir arada oldum. Bir bakıma mutlu da oldum. Şiirlerini okudum. Özgünlükler buldum yer yer.
Başarılar diliyorum.

.
Ömer Vural / 20.09.2002

Sitede bir sağa bir sola bakındım, sonra buyur etti kapıda genç bir adam. Sade, sade olduğu kadar dolu bir genç adam. Teşekkür ederek ayrıldım yanından. Hoş kalın...

.
İsmail Cem Özkan / 04.08.2002

Dostlara
Sitenizde ne çok dost gördüm, ne güzel fenerin ışıkları sadece gemilere yol göstermiyor, şiir meraklılarına ve insan sıcaklığını içinde hissedenlere de yol gösteriyor... Çalışmalarınızda başarılar dilerim..
www.cemoezkan.de
ismail@cemoezkan.de

.
İsa Kuru / 03.06.2002

Sitenizi ve içindeki şiirleri çok beğendim. Ben de sizler gibi şiirleri ve şiir yazmayı çok seviyorum. Yazdığım şiirler çevremde beğeniliyor. Ama ben daha geniş kitlelere ulaşmak istiyorum. Şimdi size bir şiirimi yazacağım görüşlerinizi bildirmeniz için mail adresimi vereceğim. Umarım bana yardımcı olursunuz.

Hiç bitmeyecek sanılan bir hikayenin sonu bu
Her satırı hüzün, yas dolu
Sonbahar yapraklarının ağladığı zaman bu
Her sayfası gözyaşı, gizem dolu
Öyle bir hikaye ki sen dolu

Eğer beni ararsan bir gün
Sandığın gibi gülen gözün
Bakmasın yeni açan çiçeklerin arasına
Ne yazın ne de güzün
Söylüyorum yerimi sana
İyi dinle budur sana son sözüm

Sahilde martıları seyreden adam
Hani gözü yaşlı, yüzü solgun
Kalmamış içinde tek bir zerresi bile umudun
İşte o benim
Bekleyen, içine konulacağı günü tabutun.

(i_s_s_a2001@yahoo.com)

.
Çetin Derdiyok / 16.05.2002
Sayin İbrahim Baştuğ,
Merhaba!
Şiir Fenerinizin ışığı buraya kadar ulaştı. Güzel bir site hazırlamışsınız. Kutlar, başarınızın devamını dilerim. Yazılarınızı daha sonraki bir zamanda daha ayrıntılı okumayı planlıyorum. Asıl değerlendirmeleri umarım o zaman yapabilirim.
Bu arada ben de bir site yapmaya uğraşıyorum. Size de link vermek istiyorum. İzniniz olur mu?
Sevgiyle ve esen kalın.
.
İsmail Gökal / 24.04.2002
Güzel. Sitenin tasarımı, seçilen biçim güzel. Siteyi hazırlayanları tebrik ederim. Sitenin aktif hale getirilmesi (daha çok okuyucuya ulaşması için) işler yapılmalı. Tanıtım vesaire. Teşekkür ederim.
.
Kıvılcım Vafi / 19.04.2002
Sevgili İbrahim Baştuğ,
Görsel ve içerik olarak çok verimli bir site hazırlamışsın, öncelikle tebrikler.
Ayrıca, sitemize vermiş olduğun link için teşekkürler. Link düzenleme döneminde bizim tarafımızdan da sitene link verileceğini bilgilerine iletir, seni ürünlerinle aramızda görmek isteriz.
Sevgimizle...
YersizYurtsuz Sanatçılar Adına Kıvılcım Vafi
.
İFKSAN / 17.04.2002

Ana

Oy ben

im derdim ortağı, başım tacı anam!
Sensiz bu gaddar dünyaya ben nasıl katlanam...
Hakkın helal et, affeyle beni affet anam,
Bilmem nasıl öderim senin hakkını Ana...

Muhtacım merhametli senin şevkatli sevgine,
Dua eder hayır dilerdin her bir işime...
Bin yıl uyurum biran giriversen düşüme,
Bilmem nasıl öderim senin hakkını Ana...

Uzunca uzanıp baş koyunca bir dizine,
Senin o essiz sevgin sarar şevkat bezine..
Hızır olurda yetişirdin her müşkül derdime,
Bilmem nasıl öderim senin hakkını Ana...

Sırtımda ta Kabelere götürsem az gelir,
Köşkü Cennet analar ayağına uz gelir,
Bir yavrum deyişine Ana dünyalar vız gelir,
Bilmem nasıl öderim senin hakkını Ana...

Aşık Çağlari

http://ifksan.kolayweb.com

Amsterdam'dan sevgi saygı selamlar
Günleriniz şiirlerle şiir tadında,
Güllerle gül güzelliğinde geçsin.
Saygılarımla

Erkan
İFKSAN İnsan, Fikir, Kültür, Sanat, Hoşgörü Derneği
.
Salih Bolat / 04.04.2002
İnternette birçok şiir sitesi yer alıyor. Bu sitelerin bazıları da antoloji amacıyla düzenlenmiş. Ne var ki, bu sitelerin ve antolojilerin önemli bölümünün şiiri ve Türkiye şiirini yakından tanımayan insanlar tarafından düzenlenmiş olduğunu görüyorum. İbrahim Baştuğ'un Şiir Feneri adlı sitesi, gerçekten (bana yer verdiği için söylemiyorum, diğer sitelerde de bana yer ayrıldığı görülebilir) şiirin içinden birisinin nitelikli beğenisiyle düzenlenmiş izlenimini hemen yansıtıyor. Bu zahmetli işe kendini adadığı için, şair kardeşim İbrahim Baştuğ'u kutlarım.
.
Türker Erşen / 19.03.2002
Özenle hazırlanmış, dönüp dönüp bakılacak bir site. Gönlüne sağlık.
.
Hakan Şenocak / 18.03.2002
İbrahim, site sahiden çok iyi olmuş. Bütün bunları tek başına kotarabildiğine inanamıyorum. Bilmiyorum, tek başına ordulara bedel olduğunun farkında mısın? Eline sağlık.
.
Halil Gökhan / 18.03.2002
Şair-i azam ile şair-i muazzama arasındaki tek farkın web sitesi olduğunu yıllar sonra anlamış biri olarak sitenizi ziyaret ettim, sizi tebrik ediyorum.
.
Abdi Devrim Keçeli / 16.12.2001

Garibname hakkında bir yazı... Ve Ardıç Yayınları'ndan yayımlanan Garibname

Türkçenin İlk Mesnevisi

Mesnevi, konuşma dilinden yazılı dile geçiş sürecinde ortaya çıkan Acem dili kökenli bir koşuk türü. Anlatıma, anlatı ve öykülemeye (tahkiye) uygun gelen yazış yoldamı. Türkçede mesnevi yoldamının (tarzının) ilk kez Yusuf Has Hacib tarafından, Kutadgu Bilg'in yazımında kullandığı söylenir. Birbirine uyaklı koşalardan (beyitlerden) oluşan mesnevi, daha çok islam gizemciliği yazınında kullanılan ve aruz ölçüsünün kısa "failâtün failâtün failün" ölçüsüyle yazılan bir anlatı, öyküleme ve koçaklama türüdür. Bu türde genellikle insansal içlemlere (tazammun) yönelik olarak: doğruluk, sabır, kanaat, hakikat, marifet, şeriat, irfan, aşk, iman ve ibadet gibi, erdem sayılan konular işlenir.

Garipname, Âşık Paşa'nın (1272-1333) başyapıtlarından biri. Bu özgün yapıttan hep söz edilirdi. Sözedilegelinirdi, ama elimizde doyurucu bir belge ya da yapıtın tam bir metni yoktu.

(.....)

Serüven seven biri

Âşık Paşa, Kırşehirli. Ataları, Horasan dolaylarından göçüp oraya yerleşmişler. Ata dedesi, ünlü Ebul Beka Şeyh Baba İlyas bin Ali. Âşık Paşa, ata dedesinin adını almış, asıl adı ali. Paşalığı ise, törensel bir takma. Orta Asya Türklerinde, ailede ilk doğan erkek çocuğun adının sonuna 'paşa' sanı eklemek töre gereği olduğu için, Ali Paşa olarak adlandırılmış. Daha sonra kendisi, yazmaya ve söylemeye yönelince Ali'yi 'Âşık' takması (mahlası) ile değiştirimiş. İslam gizemciliğine bulaşmadan önce öztürkçe halk şiirleri, koşuklar söyler, yazarmış. 'Âşık' takmasını,, daha çok da bunun için seçmiş. Dönemin bilgili ve bilgin kişilerden özel eğitim görmüş; atılımcı, serüven seven biri. Babası Muhlis Paşa'nın Konya-Karaman egemenliğine katılmış, elçi olarak Mısır'da bulunmuş. İlhanlıların egemenliği sırasında Anadolu valisi olan Timurtaş'a vezirlik etmiş. Mısır'a kaçıp dama düşmüş, oradan kurtulup sonradan yerleştikleri Amasya'ya dönerken Kırşehir'e uğramış, orada hastalanmış ve ölmüş. Garipname'yi kitaplığımıza kazandıran rahmetli Bedri Noyan, yazarın ekinsel kimliği hakkında şunları söylüyor: "Âşık Paşa'nın yaşadığı dönem, Selçukluların son yıllarıdır. Türkler tarafından kurulan ve yönetilen devletin resmi dili Farsçadır. Aslen Türk olan mevlana da Farsça yazmaktadır. Konya'ya Fars (İran-Acem) dili ve kültürü egemendir. Buna karşılık Kırşehir'e, Süleyman Türmani, Ahi erren, baba İlyas ve ishak'ın bu şarda oturan aile bireylerinin savunduğu Türk dili ve kültürü egemendir. Âşık Paşa, Fars diline direnenlerin başında gelmektedir. Orhan Gazi dönemine gelindiğinde Âşık Paşa, çağının ünlü bilginleri arasındadır." (s. 18-19)

Kimi araştırmacılarca "Maarifname" olarak da tanıtılan Garipname, 13. - 14. Yüzyıl Türkçesi ve ağzıyla yazılmış. Eskil (arkaik) Türkçeden klasik çağ Türkçesine geçiş döneminin ürünü. Bu bakımdan o dönem Türk dilini, Türk töre ve insansal değer yargılarını inceleyecek olanlar içni, gerçekten bulunmaz bir gömüdür. Şu örneklere bakalım:

Her kim bana ağyar ise
Her kancerû urur ise
*
Bana ağu sunan kişi
Kolay gele müşkil işi
*
Hak Tanrı yâr olsun ona
Bağ-u bahar olsun ona
*
Şehd-ü şeker olsun işi
Eli erer olsun ona" (s. 21)

Ya da:
"İdeyim bir hoş mesel senden sana
Yadigâr olsun bu söz benden sana
Âkil isen birliğe ulaşır gör
Nerde devlet var ise birliktedir
İkiliksiz birlik ile yâr ile
Yarmığı başarmayasın âr ile
Yarlığ ile Hak yoluna giresin
Birlik ile Hak dizarın göresin
Nitekim birlik kılanlar buldular
Bakmaya dizara layık oldular" (s. 49)

Âşık Paşa, aruz ölçüsünü Türk diline ilk uyarlayanlardan biri. Garipname'yi de aruzla yazmış. Ama tüm değil, ölçeği tutturamadığı yerlerde boş vermiş. Sözün düzgün, anlamın doğrusunu yeğlemiş. Örneğin: "İşit imdi eydeyim tafsil ilen / Evveli ma'dendürür ol perdenin" olduğu gibi, Âşık, gerektiğinde söylemek istediğinden ölçü ya da uyak için vazgeçmiyor. Bir bakıma Kuran açıklaması, dinsel yaklaşım söylemi olsa da, bunu, Türk dilinin ve türk töresinin olanakları ve gerekleriyle anlatmayı yeğliyor. Kişilerin eylem ve edinimlernide olsun, dinsel, Kuran metinlerini alımlama ve yorumlamalarında olsun, insanı yokumsayan bir Tanrısallıktan uzak duruyor. "Kıldıma'lum her birinin yirini / Düzdü yirlü yirine her birini / Gökte idi yıldıza virdi mekaam / Yirde idi iklimi kırdı temam" (s. 182) dizelerinde olduğu gibi, yer yer Şamanik söylemlere başvurmaktan çekinmiyor.

Âşık Paşa'nın bu güzel yapıtı, sanki bir dil anıtı, bir Türk dili gömüsü, Yazar kendisi Türkçeyi hem çok seviyor, hem ona egemen. Üstelik Arapça ve Farsçayı, Ermeniceyi de çok iyi biliyor. Sağlam bir din felsefesi kültürü olduğu için,y insan doğa ilişkilerini, dinlerini, dinlerin doğuşunu, yaşam ve ölümü, dönemine göre, olağanüstü bir anlayış ve alımlamayla yorumluyor, değerlendiriyor. Kendisini Kuran çevirisnde gösterdiği yetkinlikle tanıdığımız Doç. Dr. Bedri Noyan, bu düzenlemesinde de bizi düş kırıklığına uğratmıyor. Ona gönülden bağlı ve her sözcüğünü bilinçle kavrayan insanın elinde ve dilinde Türkçenin şahlanışını bu yapıta da görebiliyoruz. On bölüm (BAB) ve on iki bin koşa (beyit), yirmidörtbin dize (mısra) boyunca, türk dilinini gücünü ve güzelliklerini açığa çıkarmak, kanıtlamak için adeta çırpınıyor Âşık Paşa. Sonunda dayanamayıp dillerin, özellikle de Türkçenin önemini ve güzellikelrini dile getiriyor:

"Gerçi kim söylendi bunda Türk dili
İll'malûm oldu Ma'na menzili
Çün bilesin cümle yol menzillerin
Yirmeğil sen Türk ve Tacik dillerin
Kamu dilde vârıdı zabt-ı usûl
Bunlara düşmüş idi cümle ukûl
Türk diline kimesne bakmaz idi
Türklere her giz gönül akmaz idi
Türk dahi bilmez idi o dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri
Bu Garipname inen geldi dile
Kim bu dil ehli dahi ma'ni bile
Türk dilinde yengi mana bulalar
Türk ve Tacik cümle yoldaş olalar
Yol içinde birbirini yirmiye
Dile bakup ma'niye hor görmeye
Tâ ki mahrum kalmaya Türkler dahi
Türk dilinde anlayanlar ol Hak'ı" (s. 421 - 422)

Beş - altı yüzyıl öncesinden günümüz aymazlarına sesleniyor Âşık Paşa, dilinize sahip çıkın, Tanrı'yı anadilinizle anlamaya, alımlamaya çalışın uyarısında bulunuyor. Âşık Paşa'nın Garipname'sini, kitaplığımdaki başucu kitaplarımın sırasına yerleştirdim. Yazarının da, onu arayıp bularak, günümüz Türkçesiyle dillendirip bize sunanın da durakları uçmağ olsun!..

Ali Dündar, Cumhuriyet Kitap, 15 Ekim 1998.

.