
|
Kıs[s]aca “.” Tevfik Taş 1 Mayıs 1962'de Erzincan Çayırlı'nın Ördekhacı köyünde doğdu. İlkokulu
köyünde tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. Ortaokul
yıllarında tanıştığı siyasal mücadele nedeniyle 1980 sonrası kayıtlı
bulunduğu İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrenciliği dahil ilkokul
diploması sonrası eğitim sürecine ilişkin okul kayıtları "hileli"
olduğu gerekçesiyle iptal edildi. 1970'lerin sonunda Halkın Kurtuluşu
ve Özgürlük gazetelerine küçük semt ve fabrika haberleri toplayarak
başladığı gönüllü gazeteciliği, 1980'den sonra Gökyüzü, Yeni
Ülke, 2000'e Doğru, Evrensel Kültür, Gerçek
dergilerinde ve Evrensel gazetesinde gazeteci, yazar ve yönetici
olarak sürdürdü. Son yıllarda, çoğunlukla Atlas dergisi için
gezi yazıları yazıyor. Şiir kitapları |
| Eskatalogya (1993) |
| Kaptanı Seyredenin Defteri (1994) |
| Günün Kapıları (2003) |
| Irak Yakın Acı (2005) |
MEZOPOTAMYA
Nice
uzakmış ki bize bu imge
Söylendikçe biz
Tutsaklığı
büyüyor
Yaratılmayınca
her sabah
Elifi
elifine
Küskün
bir mesel
Biz
söylendikçe
Yitiyor
o
Kısık
bir gaz lambası
Karanlığın
duvarında
Yitiyor
Göre
görüne
IRAK
GÖRÜNENDEN DE YAKIN
Buradayım
Uzakları
örtüyor karanlık -Zagros dağlarında
Siliniyor
kirpikli kayalar
Bombardıman
uçaklarından önce geldim
Füzelerden
ve haçlı ölümden önce
Düzleyecek
gece
Karlı
koyakları az sonra
Mezopotamyalıyım
Kaçağım
kendi evimde
Buradayım
Al
Amarah'tan Sammara'ya aşan yollar katılaşacak
İlk füzelerden sonra
Bağrışmaları
da değişecek köylülerin
Ağızda
acıyacak hurmalı ekmek
Değişecek avcıların avları
Sekiz
yıl savaşıydı çocuklukları
Matemdi
kerpiç defterleri
İlk füzelerden önce
Aşiretlere
otomobil lastiği, Kaleşnikof mermisi
Gaz
ve şeker götüren katırlar gösteriyor yolu
İki
büklüm yürüyoruz karanlık boşlukta
Tökezliyoruz
Buradayım
Bağdat'ı
geçip Basra'ya akıyor Fırat
Camdan
meydan sığ yerleri
Necef'te
Aklım
can pazarı
Hangi
sözü tutsam
Düşmüş
elden ayaktan
Burada
doğdum yüzyıllarca
Göbek
bağım kesildi
Burada
Az
önce
Şairim
Teğet
geçmedim oğlak dönencesini
Yengeç
dönencesinde şişer yelkenim
Gökte
Sevgiden
Yüce
şeytanı olmayanım
Emperyalizm
çağında
Mezopotamyalıyım
Kursağımda
kıvranıyor yaşamak hevesi
Firigyalı bir aşk taramış saçlarımı
Yitirmişim
Matemdeyim
Kalemim
Sümer'de yontulmuş benim
Sırrıyım
umut ıssızlığının
Sırrıyım
Taşta
can yaratan yağmurun, yelin
Hititliyim
** *
Bunca
uzakmış demek bize bu imge
Yitik
bir yürüyüş
Ölmeden
daha adımlarımız. Ey tarih
İşgal
çölü!
Kim
yazmıştı haritamıza bu imgeyi
Gökkuşağına
felsefeden kasnak ören
Harranlı
bilginler mi
-Özge
diller sezen bir harfin gamzesinde
Şimdi
üzgün aklım, anımsamıyorum
Çakmaktaşıyla
işlenen ilk zümrüt mü derindi
İşve
mi
Ter
miydi yoksa
Ak
gerdanın daracık sonsuzunda yanan
Bedeni
bedene katan
* * *
Ne
çok kan döküldü.
Onca güzel kadın, utançtan elleriyle tatlı çehrelerini
örtmek zorunda kaldı. Hakarete alıştı mı yiğit Araplar?
Kabul mü ettiler şerefsizliği?
Amin Maalouf
Sözler
pelte
Soyulup
da terk edilen erir ya
Rengi
güneşin alnına ağar
Tadı,
kokusu
Gövden
uğulduyor Bağdat
Işın
yıllarının bilediği karanlıkta
Filistin
askısında görülen hayal
Ah!
İki
dünya arasında
Oyulup
boşalıyor için
Avsın
şimdi
Sahtiyanda
Cılk
yara
Yanıklarla
çevrili
***
Buradayım
Konuşmalıyız
tarih efendi!
Öykümüz
öldürülmeden
Öykümüz! O dillerin dili
Buradayım
Çamurlu
sesine basıyor ayaklarım
Şehrazad
yeniden anlatıyor Babil'i
Onurlu
hırsızları, falcıları, uçan atları
Rüzgâr devini söylüyor, yol tanrısını
Yılan
oynatıyor bir ihtiyar
Bitmez
iç savaşların mola yerinde
Sesler
efsunlu: Andante-Andantino
Anlatıyor
Şehrazad kıskançlık kokulu güzleri
Surları,
gökteki bahçeleri
Her
kadın bir Şehrazad, yaşamak ilminde
Yoldaş
Korsakov.
Yaylılar
Ölüm
korkusuyla, oyalamak arasında
Sevişme
isteği yine de büyüyor
Gizil
nefeslerle
Yaylılar!
Usul, yumuşak
Derken...
Binbir Gecede
Kaskatı
kesiyor yaşamak
Boğuyor
işgalci masalı
Sözü,
erinci
Buradayım
Özlüyorum
sesinin içini
Cirit
atıyor karnımda bir mahşer midillisi
Zamana inme inmiş
İbrişim
misali duman ümüğümüzde
Tarihimiz
Ateş
altında
Elini
uzat bana
Sevişmelerin
o esmer silahını
Buradayım
Dişleri
dökülmüş, yüzü soyulmuş mahalleler
Meydanlara
iniyor
"Bırruh
bıd dem bnıhdik ya Saddam" (1)
Sözler
Umarsız
Zorunlu
Ezberlenmiş
Sözlerin
suratı yok
Yok,
düş gücü
Ülkesi
Çürümüş
Şeytan otlarına karışıyor
Sözler
Yitiyor,
Şobaiş bataklığının ufkunda
Mor
kaşlarının altında saz evlerin
(1) Irak'ın işgali gündeme geldiğinde, Saddam Hüseyin yönetimi büyük kentlerin yoksul mahallerini hemen her gün meydanlara taşıdı. Birinci slogan, Bırruh bıd dem bnıhdik ya Saddam (Canla, kanla yanındayız ya Saddam) oldu.
Bağdat'ın
Garipler Mahallesinde bir pazar kurulur
Silah, buğday ve şeker, para, haber ve efsun, sır, selam ve düşmanlık, töre,
altın ve yokluk arasında destancı Nebil Musa dolaşır, pilli hoparlörden okuyarak
destanlarını
GÖRÜNMEZ
KUŞATMANIN GÖLGESİNDE
Bunlar
sade sözler
Yitmesi
gibi bir bebeğin
Antsız,
vebalsiz
Yüreği
deler ya duyulmayan bir avaz
Dönenip
de yığılırken kış göğü
Derinliklere
Beş
yıldır (1) Ölümü çocukların otlar gibi
Beş yıldır Şu kadar mermi
girdi
Beş
yıldır Lamaştu (2) dolanıyor
uykusunda loğusaların
Ne
muska tutuyor karınları, ne Pazuzu dövmesi
Beş
yıldır Günde beş bin çocuk
öldü
Sayılara
göre
On
milyon mezarı zar
Üstlerinde
ne bir taş, ne ağaç
Ne
tek satır Hakkın yazısı
Beş
yıldır Elbette çıktı
borsalara petrol
Ama
ne aşı girdi Irak'a ne de mama
Beş
yıldır Türlü türlü sustuk
seccademizde
Günde
beş vakit
Beş yıldır Ne söz açar ağzımızın kitabını, ne bıçak
Beş
yıldır Düşündük harabemizde
Daha
mı zalim olacak bombaların düştüğü an
-Kızgın
yağla da öldü insan tarihte, kılıçla da
Hapsederek
tene cümle duyguyu
Beş
yıldır Açlık, bilmem
kaç kez bayıldı
Kaç
kez öldü gözlerimizde
Beş yıldır Alçaldık kendimizden
Sözler
Kerpetenle
sökülmüş tırnak
* * *
Nice
uzakmışız biz bize
Alıngan,
kör
Ürküntüyle
gece gibi
-Saklanan
birbirinde
Büyüyen
ötekinde
Kim yazdı bu imgeyi haritamıza, ama kim
Suriyeli
bir zanaatkâr mıydı Kabil
Kumu
ergitip Habil'le
İlk
camı doğurtan
Sessiz, büyüsüz
Ey
yarımada, bardaklarını doldururum
Öldürülüşünle yıkanan çıplaklığında
***
Ve
komşuya söyleyeceğim kara kasidelerini senin
Ve göstereceğim onlara özgürlükte arıları bile
Tahta kapıların ardında unutulanları da
Ve taşlarını okşayacağım
Yıkanışında çıplaklığının
Nazik
El Melaike (Iraklı)
Beş
yıldır Kinin bulun -diyor-
yaşlı kadın
Kinin
bulun
Bu
titremeye, zonklayan bu ciğere
Karasakız
sarın yaraya
Musul kınası yakın mutsuz yerlerinize
Beş yıldır Üzerlik otuyla tütsülediler uğunan her çocuğu
Beş
yıldır Dua ettiler biber
öğütürken ellerinde biriken sancıya
Dua
ettiler baharat buğusuyla inen akşamlara, büzülerek
Beş
yıldır Amber kokusu
terk etti Basra'yı
Ne
zencefil koktu kadınların sütü
Ne
yüzlerinde zekâtın huzuru
***
Nice
uzakmış bize bu imge
Unutması
gibi damarın kanı
Mezopotamya,
Ah! Mezopotamya
Saçlarına Das Kapital akı düşenler bilir
Övdüğünü
ozan Antipatros'un
İlk
su değirmenini
Şiir
güzel -diyordu- Marks
Değirmenci
kızların koşulduğu taşı
Fırdöndü
edince su perileri
Artar
kâr, çünkü uzar iş günü
Ortaçağlı
bir ay öperken Dicle'nin boynunu
Hasankeyf'te
Şah çekmişti tümüne
El
Cezeri'nin robotu
Kişniyordu
Kişniyorum
(1)
Irak düpedüz işgal edilmeden önce, beş yıl boyunca ambargo uygulandı. Bu beş
yıl boyunca, günde ortalama beş bin çocuk öldü. Duymadık, görmedik, bilmedik.
(2) Lamaştu, Antik Mezopotamya'da Dişi Cin.
Öte yandan, yine Mezopotamya'da kötücül yüzlü, dört kanatlı, kuş ayaklı, akrep
kuyruklu Rüzgâr Cini Pazuzu'nun (İblis) loğusa kadınları, Lamaştu'dan koruyacağına
inanılır. Bugün de çocuk ölümleri yoğunlaşınca, kimi Arap kadınlarının, vücutlarına
kuş desenli dövmeler yaptırması bu inancın bir kalıntısı.