Tevfik Taş
Tevfik
Taş
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca

“.”

Tevfik Taş

1 Mayıs 1962'de Erzincan Çayırlı'nın Ördekhacı köyünde doğdu.

İlkokulu köyünde tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı. Ortaokul yıllarında tanıştığı siyasal mücadele nedeniyle 1980 sonrası kayıtlı bulunduğu İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğrenciliği dahil ilkokul diploması sonrası eğitim sürecine ilişkin okul kayıtları "hileli" olduğu gerekçesiyle iptal edildi. 1970'lerin sonunda Halkın Kurtuluşu ve Özgürlük gazetelerine küçük semt ve fabrika haberleri toplayarak başladığı gönüllü gazeteciliği, 1980'den sonra Gökyüzü, Yeni Ülke, 2000'e Doğru, Evrensel Kültür, Gerçek dergilerinde ve Evrensel gazetesinde gazeteci, yazar ve yönetici olarak sürdürdü. Son yıllarda, çoğunlukla Atlas dergisi için gezi yazıları yazıyor.
Günün Kapıları adlı kitabıyla 2002 Behçet Aysan Şiir Ödülü'nü aldı. Denemelerini iki kitapta topladı: Bakmak-Görmek (1998), Görünüş ve Gerçek (2003).

Şiir kitapları

Eskatalogya (1993)
Kaptanı Seyredenin Defteri (1994)
Günün Kapıları (2003)
Irak Yakın Acı (2005)
 

 

MEZOPOTAMYA

Nice uzakmış ki bize bu imge
        Söylendikçe biz
        Tutsaklığı büyüyor

Yaratılmayınca her sabah
        Elifi elifine
        Küskün bir mesel

Biz söylendikçe
        Yitiyor o

Kısık bir gaz lambası
        Karanlığın duvarında

        Yitiyor
        Göre görüne


IRAK GÖRÜNENDEN DE YAKIN

Buradayım
        Uzakları örtüyor karanlık -Zagros dağlarında
        Siliniyor kirpikli kayalar

Bombardıman uçaklarından önce geldim
        Füzelerden ve haçlı ölümden önce

Düzleyecek gece
        Karlı koyakları az sonra

Mezopotamyalıyım
        Kaçağım kendi evimde

Buradayım
        Al Amarah'tan Sammara'ya aşan yollar katılaşacak

İlk füzelerden sonra

Bağrışmaları da değişecek köylülerin
        Ağızda acıyacak hurmalı ekmek

        Değişecek avcıların avları

Sekiz yıl savaşıydı çocuklukları
        Matemdi kerpiç defterleri

        İlk füzelerden önce

Aşiretlere otomobil lastiği, Kaleşnikof mermisi
        Gaz ve şeker götüren katırlar gösteriyor yolu

İki büklüm yürüyoruz karanlık boşlukta
        Tökezliyoruz

Buradayım
        Bağdat'ı geçip Basra'ya akıyor Fırat
        Camdan meydan sığ yerleri
        Necef'te

Aklım can pazarı
        Hangi sözü tutsam
        Düşmüş elden ayaktan

Burada doğdum yüzyıllarca
        Göbek bağım kesildi
        Burada
        Az önce

Şairim
        Teğet geçmedim oğlak dönencesini
        Yengeç dönencesinde şişer yelkenim

        Gökte

        Sevgiden
        Yüce şeytanı olmayanım

Emperyalizm çağında
        Mezopotamyalıyım
        Kursağımda kıvranıyor yaşamak hevesi

Firigyalı bir aşk taramış saçlarımı

Yitirmişim
Matemdeyim

Kalemim Sümer'de yontulmuş benim
        Sırrıyım umut ıssızlığının
        Sırrıyım
        Taşta can yaratan yağmurun, yelin

Hititliyim

** *

Bunca uzakmış demek bize bu imge
        Yitik bir yürüyüş
        Ölmeden daha adımlarımız. Ey tarih
        İşgal çölü!

Kim yazmıştı haritamıza bu imgeyi
        Gökkuşağına felsefeden kasnak ören
        Harranlı bilginler mi
        -Özge diller sezen bir harfin gamzesinde

Şimdi üzgün aklım, anımsamıyorum
        Çakmaktaşıyla işlenen ilk zümrüt mü derindi
        İşve mi

Ter miydi yoksa
        Ak gerdanın daracık sonsuzunda yanan
        Bedeni bedene katan

* * *

Ne çok kan döküldü.
Onca güzel kadın, utançtan elleriyle tatlı çehrelerini
örtmek zorunda kaldı. Hakarete alıştı mı yiğit Araplar?
Kabul mü ettiler şerefsizliği?
Amin Maalouf

Sözler pelte
        Soyulup da terk edilen erir ya
        Rengi güneşin alnına ağar
        Tadı, kokusu

Gövden uğulduyor Bağdat
        Işın yıllarının bilediği karanlıkta

Filistin askısında görülen hayal
        Ah!
        İki dünya arasında
        Oyulup boşalıyor için

Avsın şimdi
        Sahtiyanda

Cılk yara
        Yanıklarla çevrili

***

Buradayım
        Konuşmalıyız tarih efendi!
        Öykümüz öldürülmeden

        Öykümüz! O dillerin dili

Buradayım
        Çamurlu sesine basıyor ayaklarım

Şehrazad yeniden anlatıyor Babil'i
        Onurlu hırsızları, falcıları, uçan atları

        Rüzgâr devini söylüyor, yol tanrısını

        Yılan oynatıyor bir ihtiyar
        Bitmez iç savaşların mola yerinde
        Sesler efsunlu: Andante-Andantino

        Anlatıyor Şehrazad kıskançlık kokulu güzleri
        Surları, gökteki bahçeleri

Her kadın bir Şehrazad, yaşamak ilminde
        Yoldaş Korsakov.

        Yaylılar
        Ölüm korkusuyla, oyalamak arasında

Sevişme isteği yine de büyüyor
        Gizil nefeslerle

        Yaylılar!

        Usul, yumuşak

Derken... Binbir Gecede
        Kaskatı kesiyor yaşamak

Boğuyor işgalci masalı
        Sözü, erinci

Buradayım
        Özlüyorum sesinin içini
        Cirit atıyor karnımda bir mahşer midillisi

        Zamana inme inmiş

İbrişim misali duman ümüğümüzde
        Tarihimiz
        Ateş altında

        Elini uzat bana
        Sevişmelerin o esmer silahını

Buradayım
        Dişleri dökülmüş, yüzü soyulmuş mahalleler
        Meydanlara iniyor
        "Bırruh bıd dem bnıhdik ya Saddam" (1)

Sözler
        Umarsız
        Zorunlu
        Ezberlenmiş

Sözlerin suratı yok
        Yok, düş gücü
        Ülkesi

        Çürümüş

        Şeytan otlarına karışıyor

Sözler
        Yitiyor, Şobaiş bataklığının ufkunda
        Mor kaşlarının altında saz evlerin

(1) Irak'ın işgali gündeme geldiğinde, Saddam Hüseyin yönetimi büyük kentlerin yoksul mahallerini hemen her gün meydanlara taşıdı. Birinci slogan, Bırruh bıd dem bnıhdik ya Saddam (Canla, kanla yanındayız ya Saddam) oldu.

Bağdat'ın Garipler Mahallesinde bir pazar kurulur
Silah, buğday ve şeker, para, haber ve efsun, sır, selam ve düşmanlık, töre, altın ve yokluk arasında destancı Nebil Musa dolaşır, pilli hoparlörden okuyarak destanlarını


GÖRÜNMEZ KUŞATMANIN GÖLGESİNDE

Bunlar sade sözler
                         Yitmesi gibi bir bebeğin
                         Antsız, vebalsiz

Yüreği deler ya duyulmayan bir avaz
                         Dönenip de yığılırken kış göğü
                         Derinliklere

Beş yıldır (1)   Ölümü çocukların otlar gibi
Beş yıldır         Şu kadar mermi girdi

Beş yıldır          Lamaştu (2) dolanıyor uykusunda loğusaların
                         Ne muska tutuyor karınları, ne Pazuzu dövmesi

Beş yıldır         Günde beş bin çocuk öldü
                         Sayılara göre
                         On milyon mezarı zar
                         Üstlerinde ne bir taş, ne ağaç
                         Ne tek satır Hakkın yazısı

Beş yıldır          Elbette çıktı borsalara petrol
                         Ama ne aşı girdi Irak'a ne de mama

Beş yıldır          Türlü türlü sustuk seccademizde
                          Günde beş vakit

Beş yıldır           Ne söz açar ağzımızın kitabını, ne bıçak

Beş yıldır          Düşündük harabemizde
                         Daha mı zalim olacak bombaların düştüğü an
                         -Kızgın yağla da öldü insan tarihte, kılıçla da
                         Hapsederek tene cümle duyguyu

Beş yıldır          Açlık, bilmem kaç kez bayıldı
                         Kaç kez öldü gözlerimizde

Beş yıldır          Alçaldık kendimizden

Sözler
                         Kerpetenle sökülmüş tırnak

* * *

Nice uzakmışız biz bize
                         Alıngan, kör
                         Ürküntüyle gece gibi
                         -Saklanan birbirinde
                         Büyüyen ötekinde

Kim yazdı bu imgeyi haritamıza, ama kim

Suriyeli bir zanaatkâr mıydı Kabil
                         Kumu ergitip Habil'le
                         İlk camı doğurtan

                         Sessiz, büyüsüz

Ey yarımada, bardaklarını doldururum
Öldürülüşünle yıkanan çıplaklığında

***

Ve komşuya söyleyeceğim kara kasidelerini senin
Ve göstereceğim onlara özgürlükte arıları bile
Tahta kapıların ardında unutulanları da
Ve taşlarını okşayacağım
Yıkanışında çıplaklığının
Nazik El Melaike (Iraklı)

Beş yıldır          Kinin bulun -diyor- yaşlı kadın
                         Kinin bulun
                         Bu titremeye, zonklayan bu ciğere
                         Karasakız sarın yaraya

                         Musul kınası yakın mutsuz yerlerinize

Beş yıldır          Üzerlik otuyla tütsülediler uğunan her çocuğu

Beş yıldır          Dua ettiler biber öğütürken ellerinde biriken sancıya
                         Dua ettiler baharat buğusuyla inen akşamlara, büzülerek

Beş yıldır          Amber kokusu terk etti Basra'yı
                         Ne zencefil koktu kadınların sütü
                         Ne yüzlerinde zekâtın huzuru

***

Nice uzakmış bize bu imge
                         Unutması gibi damarın kanı

Mezopotamya, Ah! Mezopotamya
Saçlarına Das Kapital akı düşenler bilir
                         Övdüğünü ozan Antipatros'un
                         İlk su değirmenini

Şiir güzel -diyordu- Marks
                         Değirmenci kızların koşulduğu taşı
                         Fırdöndü edince su perileri
                         Artar kâr, çünkü uzar iş günü

Ortaçağlı bir ay öperken Dicle'nin boynunu
                         Hasankeyf'te Şah çekmişti tümüne
                         El Cezeri'nin robotu

                         Kişniyordu

                                                  Kişniyorum

(1) Irak düpedüz işgal edilmeden önce, beş yıl boyunca ambargo uygulandı. Bu beş yıl boyunca, günde ortalama beş bin çocuk öldü. Duymadık, görmedik, bilmedik.
(2) Lamaştu, Antik Mezopotamya'da Dişi Cin.
Öte yandan, yine Mezopotamya'da kötücül yüzlü, dört kanatlı, kuş ayaklı, akrep kuyruklu Rüzgâr Cini Pazuzu'nun (İblis) loğusa kadınları, Lamaştu'dan koruyacağına inanılır. Bugün de çocuk ölümleri yoğunlaşınca, kimi Arap kadınlarının, vücutlarına kuş desenli dövmeler yaptırması bu inancın bir kalıntısı.