
|
Kıs[s]aca Turgay Kantürk 19 Haziran 1961’de İstanbul’da doğdu. 1990’da MSÜ Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. İlk şiirleri 1981’de Oluşum dergisinde yayımlandı. Sonraları Gösteri, Argos, Şiir Atı, Yasak Meyve, Sanat Olayı, Varlık, Türk Dili, Yazko Edebiyat gibi birçok dergide yazı ve şiirleri yayımlandı. 1983’te Hürriyet-Gösteri dergisinin şiir ödüllerinde ikinci oldu. 1991’de yayımlanan ilk kitabı İlk Gibi Son ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne değer görüldü. Eski’z, Hamlet ve No dergilerinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Ressam İbrahim Çiftçioğlu ve tasarımcı Savaş Çekiç’le ortak Alfabe Meleği (1995) adlı çalışmayı gerçekleştirdi. Yazdığı kimi şiirsel metinleri Tuzak Kitap adıyla yayınladı (2000). Kısa öyküleri Hayat Siyah Ölüm Beyaz (2004) adıyla yayımlandı. Varlık dergisi için Selim İleri’yli birlikte Yaşar Nabi’nin Varlığı (2004) adlı seçkiyi hazırladı. 1999-2004 yılları arasına TRT 2’de "Okudukça" adlı programı sundu. "DNM" başlığı altında toplamayı düşündüğü yazılarının ilk kitabı Yanlış At (2005) adıyla yayımlandı. 1991'den bu yana tiyatro alanında pek çok oyun sayneye koydu. Halen Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oyuncu ve yönetmen olarak çalışmakta, yönetim kurulu üyesi ve genel sanat yönetmeni yardımcılığını sürdürmekte. Şiir kitapları |
| İlk Gibi Son (1991) |
| Siyah Eşya (1994) |
| Ay için Küçük Şeyler (1996, Şenol Yorozlu’nun desenleriyle) |
| Öteki Sahne (1996) |
| Göl Felaketleri (1997) |
| Seçme Şiirler (1999) |
DÜŞ MÜYDÜ?
I.
Hangi yalnızlık bu? Aşıboyalı evleri,
Küf rengi kedisiyle geçmişe dönük, bungun.
Çürük bir iple avluya açılırdı kapı,
Ot bürümüş taşlıktı, yüz değmemiş çarşaftı,
Hüzünle mavi oyalı ve cılız ışığı
Kandilin, kap kacak, haylazlığı kurumamış
Sabunların. Hangi yalnızlık bu? Bir tas şerbet
Gibi, saz benizli kızların sunduğu akşam!
II.
Gece! O uzun mumlarla aydınlanırdı sofa,
Solgun yapraklar gibi uçuşurdu kadınlar
Odalarda, sedirde yorgun adamlar, tüten çorba,
Bölünen somun, çatal kaşık, ağlayan bir çocuk
Beşikte, yoksul çıngırağı kapının, konu
Komşu, doygun uçuk, tanıdık yüzler eşikte,
Düşsel gemilerle yolculuk, kahve falında,
Mutfakta koyulaşan o pekmez, ekşi gece!
III.
Düş müydü? Eski aydınlıkla pencerede,
Yüklüğe tırmanırdı güneş, arsız gölgeler
Çardakta, o gizem, akasyalar, fesleğen, o
Çivit mavisi sardunya, zamanın tortusu
Küplerde, uykulu yüzlere çalınan o su.
Düş müydü, maviyle algıladığımız o kuş?
Bir ağaca bakıyoruz, o dal, o yaprak, o kök,
Düş müydü? Çayımızın buğusunda hep o gök!
IV.
Tozlu bir yolu geçerek inerdik çarşıya,
Kimbilir hangi susuzluğun rüzgarıydı o
Göksel ağaçları savuran? Kesme taşları
Sokağın, gölgede boynu bükük bir at gibi
Uykuya dalardı tekne, çeşme miydi gök
Gibi uzayan? Kırsal kokusu dükkanların!
Bir yüz silinmiş bellerden, bir kadın kaç kez,
Kaç kez kendini yineleyen, göğe bakardı.
V.
Nerdeydim? Hangi zamanda? Savrulmuş yazların
Sıcağıyla vururdu saatler. Bir görünüp
Bir yok olan kargaları umutsuzluğun, kim
Bilir, kimdi onlar? Izbe, sarnıç, o yanyana
Dizilmiş kovalar, yorgun ırmaklar gibiydik
Mevsimsiz, ovada, ağaçta, kuşta. Ne oldu
Bize! Kimin bu kırık küpler, çöken bu tortu!
Nerde elin? Hangi yalnızlık bu, hangi korku?
REQUEM
Bu dünyadan gitmenin yolu yok!
I.
Dönsem
bir şeyler umarak, dönmesem kim sürer ayak izimi,
benden
başka? Son katın da tutulduğunu bilmesem, bu gövde
kendine
kiracı, demlenir.
II.
Dönerim
bir gün, dar gelir dünya. Kalsam giderim buralardan,
gitsem
oralarda kalırım, yarım.
III.
Parmaklarımdır
tarih; mürekkep ve hokka, o gri kalem,
yazsam
hep sarmal-gece. Kimbilir hangi kapıdır, geçmiş
dolunaylar;
çalmayın! Açılmaz, kendime yazdığım mektuplar!
IV.
Çeksem
tetiği, kimseler ölmez. Kuşatır eşyanın yılgınlığı;
siyah!
Gitgide uzaklaşan kent rüyasıyım. Kendine saplanan
ok
olurum, yok olurum; ölemem!
EĞRETİ
Behçet Necatigil için
Susardı
elleri düşüncenin
Ama
şimdi bakışmalar. -akşam saatleri.
Oysa
biliniyordu
Odalarda.
-kağıtlar, kibrit kutuları.
Birden
soğumuştum yalnızlıktan
Yakınmalar,
sakınmalar
O
mavi gerginlik
Karanlıkta
ordan oraya kaçışmalar.
Oysa
hep sirklere çıkardı sabah
Ev
yırtardı penceresini sardunyanın
Ben
sesimi! odalara kitlerdim
Bir
telaştı geçti, unutuldum.
Ne kadar gitsem, hep dönüyorum.
BEYAZ K'AĞIT
I.
Kalp
büyük bir boşluktur; kağıt da öyle...
Alışmalısın
karanlığıma -yazdım bunları;
Yazdım
diye soyunuyorsun: sesimle -dalgın.
Satır
araları beyaz, ne çok yara! ne çok siyah!
Sömürüyorum
çıplaklığını, denize benzer yanlarını.
II.
Okudukça
büyüyor gövden; koltukaltında billur
Semenderler
yatıyor -düşüyor göktaşları,
Sömürüyorum
seni; yazılmayacak bir kitap için,
Gözkapağından
öpüyorum -ne zamanı, ne yeri;
Yüzey-karalanmayı
bekleyen sırt; beyaz ve derin.
III.
Köpekler
uluyor -sesinde; çoban hep uyuyor,
Onlara
istediklerini veriyorum, geçip gidiyorum
Uzun
bir çizgi gibi; kitaplara yazılan -duruyor an.
Ben
sayfaları atlayarak okuyorum artık; zaman az,
Sen
yeni bir şey'e gidiyorsun -kağıt beyaz; yaz!
IV.
Sesine
alışıyor kulağım; sesimi ceviz sanıyorsun,
Sınırda
mermiler sekiyor -uzun entariler giyiyorsun.
Yalan
söylüyor şiirler; ne yazsam ezberliyorsun. Başım
Düşse
göğsüne, sıçrayarak uyanıyorsun; parçalanıyor gece,
Yazmak
ölüm geliyor -dilim çorak; dilim adın; dilim toprak.
V.
Yoktan gelip bana duruyorsun, ben evimde çürüyorum;
Neye tapsam sen sanıyorum; bir tokat gibi iniyor beynime
Ağırlığın, açlığın -yazsam olmaz; var'dın, sanıyorum.
Değsem uzak; belki de yakın -zaman ölüm gibi, geliyor,
Koynuma. Zaman ölmek; zaman beyaz; k'a ğ ı t.
TİNCTURA AURİ
I.
O yaprağı yerine koy! Mevsimler bilmez
tadını şarabın, o köhne ay da yorulur
susmaktan, kimbilir kaçıncı teknedir
batan bu sularda, bu sularda kurulur
pusu; döner kendimizden kendimize dil!
Bir çeviri yanlışıdır, yuvasını yadırgayan
dokunuşlar ve kuşlar, başımız eğik,
geçeriz akşamın hanlarında uyuklayarak
ve çalar tepemizde o ürkünç çan!
Sonra
ayağı kırık bir iskemlede geçirilen
loş
saati güzlerin, sereserpe yatılan
toprak,
yapışır avuçlarımıza ölgün kil!
Kim
bilebilir, belleğimizdeki göçmen
kuşların
gittiğini, kimbilir hangi diyarlara
ve
beynimde durmadan kanayan yara,
baktıkça
eskiyen yüzüm, son alışkanlığım,
som
akışkanlığım, bendim o kadırga.
II.
O
sözcüğü yerine koy! Kitabın içinde tut
yasını,
iğne deliğinden geçir her şeyi; sesimi,
sanma
ki söylenmedi deniz gören odalarda
aktığımız
bir yastıktan bir yastığa, elimden
tutan
tek heceli taş, düşerken kör kuyulara.
Ters
çevrilmiş bir kayık ol, ne olursa o zaman
olsun,
albatros yaralansın bakışlarınla, göze
güzel
görünsün ahtapotlar, eşele toprağını
bu
hepimizi katleden ülkenin, beynim ve
dilim,
nasıl da kanıyor ahh!
Sana
gelince ey cani okur!
Kolla
kendini, koru tenini benden,
ey
uyumlu aşkların egemen böceği,
tinim
bir kara kasırga; susma! Sana göre
değil
bu doygun zaman, seyrek ve garip
bir
mürekkeple çizilmişsin sen; bulutsu!
oysa
pervanedir şair ahh! Yaklaştıkça
uzaklaşır
şiir; koru kendini!