Turgay Fişekçi
Turgay
Fişekçi
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
"
..."

Turgay Fişekçi

1956'da Balıkesir'de doğdu.

İlk ve orta öğrenimini aynı kentte tamamladı. 1979'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1978'den bu yana çeşitli yayınevlerinde çalışıyor. Çok sayıda şiiri bestelenen Turgay Fişekçi, şarkı sözleri de yazdı. 1990'da TRT (Türkiye Radyo Televizyon Kurumu) tarafından pop müzik dalında yılın en başarılı söz yazarı seçildi. Çağdaş Türk Şiirinden Seçilmiş Umut Şiirleri (1992'de), Çağdaş Türk Şiirinden Seçilmiş Doğa Şiirleri (1993, Nazar Büyüm ile) adlı antolojileri yayına hazırladı. 1996'dan bu yana Cumhuriyet gazetesinin kültür sayfasından haftalık yazıları yayımlanıyor. Bu yazılardan 1996-97 yılına ait olanlar Arı Bakış (1998) adıyla kitaplaştı. Goethe, Brecht, Nezval, Hans Magnus Enzensberger'den yaptığı şiir çevirileri yayımlandı. 1999'dan bu yana TRT 2'deki haftalık kitap programı "Okudukça"nın danışmanlığını yapıyor.

2000 yılında 103 Avrupa yazarının katıldığı ve 46 gün süren "Edebiyat Treni Avrupa 2000" adlı etkinliğe katıldı. Bu gezideki gözlemlerini Raylar Üzerinde Avrupa (2001) adıyla kitaplaştırdı.

İlk şiiri 1977'de yayımlandı. 1981'de ilk şiir kitabı Karda Işıltılar'la Akademi Kitabevi Şiir Başarı Ödülü'nü, son kitabı Sevgi Bağları ile 1998, Halkevleri Şiir Birincilik Ödülü ve Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü aldı.
Karda Işıltılar (1981)
Kuşkuluyum Yaşadığımdan (1983)
Yitik Bahar (1989)
Dip Sevgi (1994)
Sevgi Bağları (1998)
Kumral Gökkuşağı (2002)
Ayçiçeği Özlemi (2003)

 

Hüzün Adlı Kızçocuğuna

Yavrucuğum annen seni
Yerleştirdiğinde içine
Bakla tarlasında ipekten bir sarı ottu

- Bir ağacın üzerinde izlerdim onu
  Üzerinde kundak bezi mi
          İlkokul önlüğü mü belirsiz giysisi
  Altında çiçek sapları bir çift eğri bacak
  Beyaz yakasının ortasında uysal başı papatya -

Bir avuç su damlasıydı
Güneş ve rüzgarla
Altın oldu

Annen özgürlüksüz bir dünyada yaşadı yavrucuğum
Saçları kesildi
Anahtarı yalnız kendisinde olan bir evi hiç olmadı
Belki bundan, sessizlik ve geceden korktu

Bir çocuğu oldu kendinden uzak
Kardeşin erkekti ama tıpkı annesi
Bakışları ezik ve yumuşak
Sesi kedi sızlamaları
Düşlerinde annesini dövülürken görürdü

Annen aşık bir kadındı yavrucuğum
Seni hep özledi
Yüzünde Nataşa'nın, Mado'nun, Valya'nın çizgileri
Aşık kadınlara özgü hüzün
Ve güldüğünde bir ay oluveren ağzı
Yine de çiğneyemedi dünyayı
Kimi zaman yaşamayı denese de
Bir düşünce olarak sevdi sevgiyi

Ben annenin karşısında hep yalnızdım Hüzün'cüğüm
Anneni sevdiğim için acı çektim
Veremli bir cam işçisinin üflediği
         Kanla boyanan çeşmibülbül gibi
Sonsuz renkliliğinde sevgimizin
Kanımın kızıllığı parlardı
Gün geldi, yalnızlığın onuru
İnsanlığın onursuzluğu oldu.


İnsan Üstüne Sorular-Yanıtlar

İnsan ne zaman insandır?
En güçsüz yanlarını gizleyemediğinde.

İki insan arasında diyalog ne zaman kurulur?
Bir insan en güçsüz yanlarını sergileyip, öteki de onu anladığında.

Bir insan ne zaman sevmeye başlar?
Karşısındaki de onu sevmeye başlayınca

Sevgi ne zaman biter?
Hiçbir zaman

Peki insan ne zaman biter?
Artık sevmediğinde


Son Dünya Savaşı

Sığınaklara indirelim kuşları
Ne ciğerlerinin dayanabileceği gökyüzü
Ne içebilecekleri bir yudum su kaldı

Sığınaklara indirelim balıkları
Kurşuni gövdeleri kurşunlaşmadan

Sığınaklara indirelim ağaçları
Cevizleri, çınarları, servileri
        Üzerindeki sincaplara dokunmadan

Arı bakışını çocukluğun
        İndirmeliyiz sığınağa
Kirli bir kağıt para gibi buruşmadan
        Elinde hayatın

Ucu işlemeli mendili, kavun kokusunu
Yumuşaklığını bir dere yatağının
Penceredeki hanımelini
Zor günlerde alnımıza konan o eli

Sığınağa indirelim Dünyayı


Sorma Bana

Sorma bana kimim
Nerden geldim buraya
Gözlerimdeki kırmızı bulutlar
Hangi günlerden sorma.

Elbet olmuştur geçmişte
Açıklanamaz şeyler
Bağlardan çaldığım üzümleri
Yemişimdir yaslanıp mavi göğün göğsüne.

Sorma bana kimim
Yaşım kaç, işim ne?
Bana, "Seviyor musun?" de.
Başka bir şey sorma.


Uygarlık

Temelinde toplugömütler
İnsan derisinden abajurların aydınlattığı odalar olan
Aç çocuk gözlerinin
Çan sesleri gibi rüzgarlarda dağılıp unutulduğu
        Bir uygarlık bizimki

Bu yüzden kuşku duymadan sevemez kimse kimseyi
Sevinç sınırsız
Mutluluk karşılıksız
Refah, karın ve göz tokluğundan öte bir şey olamaz.

Işıklı vitrinler hiç değil
Ne de dakik işleyen hızlı trenler
Tertemiz caddelerin altı genç kemiklerle örülü

Uygarlık bize daha çok uzak
İlk insandan bu yana
Acı çektirdiğimiz kadar insanı
        Mutlu kılmadıkça