
|
Kıs[s]aca “Şiir sınırları ve sınırlamaları ihlal ederken bir şeyi ise hiç ihmal etmez: Yaşadığı ve üzerinde durduğu her yer bir gün mutlaka yadsınacak olandır. Şiirin başladığı yerde yadsıma eylemi de başlar ve şiire ilişkin tüm üniformalar yırtılır; tabii ki en başta dil Kaybedenlerin, temsil edilmeyenlerin, ötekilerin, mülksüzlerin, -kara kamunun- yani yeni barbarların vicdaný... Ýktidarların şeffaf, steril naylon vicdanlarının karşısına kara kamunun, özgürlüðün vicdanını koyuyoruz İşte bunca etik, estetik cinayetin arasında şiire düşen bu kara vicdanın sesi olmaktır ” Sabahattin Umutlu 8 Mayıs 1967'de Akhisar'da doğdu 1990
yılında Hacettepe Ünversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu'nu bitirdi.
1985-1992 arası Ankara'da yaşadı. 15 yıldır İzmir'de, yetiştirme yurtları,
sokak çocukları merkezleri vb. kurumlarda sosyal çalışmacı... Şiir kitapları |
| Söz Yaksın Kendini (2000) |
Dişleriniz Limonda
-rüzgarında
esmeyen bir zamana
çarpınca martı ne alkol oluyor ne su
başlıyor ömrün notasız çarpıntısı-
I
dişleriniz limonda.
yorgun bir fahişenin makaslanmış
saçlarında savruluyor dünya.
siyah
ve siyah bir tablonun
dokunulmaz renklerinde çılgın
buharlaşıp uçuyorsun kendinde.
kendiyokluğundan öte biryere
-kayıpgidenyıldızlar-
hani şu dilinin ucuna dolanıp da tüküremediğin
en ortalık yerleri senaryoların.
hangi
dönecesindeyiz yaşamın.
hangi nehrin ölüsuyunda vaftiz
ellerimiz kendiritminden uzak
nasıl bir duyumun seyrine mülteci.
'bilmecemsi bir şeyler falan,değil yaşanan
kaç kez çaldıysa telefon gittim lavaboları kirlettim.
II
koşacakken kapılardan kapılara
yakalanır düşersin sonrasızlığın kapanına.
elinin altı yok.ve artık hiçbir kapıya uymaz anahtar
elinin üstünde düğümlenir nehir.
III
denizin ayakuçlarında boğulmuş bir çığlık gibi çıplak
tünellerden tünellere dökülüyor yollar.
Sonsuzluğuna kapanıyor en işlek yerinde cadde.
camların ardında çınlıyor gece.
-siyah ve bir lekenin bitkisel karşıkoyuşu güne
kendinetutkun günbatımları.
oltanın ucunda dilegelişi belleğin
moraran gözkapakları:titreşim ve kül_
sessiz
bir şarkı olarak dinliyorum gövdeni
uzanıp dudaklarına.bir çocuğun gözlerinden
sürgün yağmurlara arasından
hep gözleriyle bakan o kadına.o kadının çocukluğuna.
IV
dişleriniz limonda.
yanıyordu yanıyordu nehirler
yorgun fahişenin makaslanmış saçlarında.
naylon
akşamlarında yapışkan kentlerin
esrik adamlar karton kadınlarla oynaşıyor.
yaktığı kitapların yangınından ısınan travesti
gecenin renksizliğine inat tutsak yüzünü
icra ediyor salaş meyhanelerde.
görüntüsünden .bir kedi kıramadığı aynalarda
objektif.objektiften kaçamıyor.kurtuluyor
tam da bir sinek objektife.
buluttan bir orkestranın görünmez çalgıcısı: ay
yıllanmış kontrbasıyla sevişiyor
kayan her yıldız gecesinde.
V
kalsın.ayıklama.hepsi bildik kehanetler zinciri
biri ötekinden kuyruk biçiminde ayrılan
uçan atlar ve her keloğlanın keloğlan olduğu
birinin sustuğu yerde ötekinin raksettiği söylenen
yüksek geriliminden rivayetin
zaten kırılmış olan o kaburga kemikleri…
elleri ve gövdeleri.ve en ücra yerleri beynin
yani şifrelenmiş genleri.
işte siz. keloğlanlar!
en ortalık yerleri senaryoların
uzanıpdüşürün yere tapındığınız güneşleri .
hava
çiçek tozu içinde parlıyor
sokağın tek nar ağacı güneşte
yapraklarını kurutuyor
bir
salyangoz kabuklarını parlatıyor
birkaç karınca koşuşturmada
topraktaki
nal sesleri
geçen yüzyıldan kalma
bir
çocuk salyangoza bakıyor arınık
bir çocuk da salyangozla oynuyor
bir
kız geçiyor iri memeleriyle
kitaplarını bastırmış göğsüne
yüreği kıpır kıpır
nar
ağacı menekşeyle konuşuyor
sokağa dökülen nar ağacının sesi
bir
kadın çamaşır asıyor balkona
sokak tertemiz çamaşır kokuyor
gökyüzünü
deniyor kuşlar
iri gagalarıyla
Rehine
uğur
kaymaz'a
günler
güvercinler
sular da öyle
geçip geçip gittiğimiz…
gidip de dönemediğimiz…
ben
miydim o
bir cinnetin evine
rehin bıraktığım beden.
uykusu
kaçmış köpekler
hangi meridyene ağlıyor.
ben.hangi paralelde rehine…
rüyası
vurgun çocuklar.
derdimin derdine
düştüğü geceden
sekip alnıma saplanan
on üç kurşun yarası
hemhal hemhayal şimdi.
kırık
kapının önünde
naylon terlikleriyle
uğursuz kaldı dünya.
kayan yıldızın ardından
belki kayıp bi anahtar.
nefesim ıslak.nefesim tiner.
hangi bahçeye menekşe
zıvanadan çıkmış evler.
durmadan
yırtılan
bi labirent içinden
ey yirmialtıkrkbeşdoğu
otuzaltıkırkikikuzey…
çıkılmazsa
çıkılmasın
jilete ayrılan bu gemiden
bir
enkazda iki beden
savrulup sıyrılsa da
eskaza iki beden
kardeşimin yarasına
ilk jilet yine benden.
selena morina
(raylar ı)
music.audio.trit.pasajiçi
caprices.paganini violin
concerto
no :1 ayikindi
suları
yanmış ateşeverilmiş
bir
çiçekçi dükkanı.
ı.
sen
selana morina.intiharlarda görünen ve kaybolan imgesi aşk' ın.
yani ikiyıldızçarpışması an .gözlerin.gözlerin akdenizyanığı erguvan.
ıı.
hiç kimsenin.tanrısız.tanrıçası(z) aşk'ın.
ııı.
kağıttan dudakların.kaçaktütünlerin sarıldığı inceak kağıttan.
midyekesiği ellerin heyecan.heyecan!
ıv.
yalanım
ölümün küllenen asansör bir zamanda olmasına aşk:rest!
-güneşleyin kar ve eriyen ayakizleri geyiklerin-
v.
kalbin dingin kalbin.cinneti uğultusundan
vı.
yanılıp
da geçmedin hiç bir gün kıyısından
dışında.dışında bütün samanyollarının
raylara ışığını sadece raylara akıtan nehir.ak!
vıı.
biliyorum
.iskambilce bilmiyorsun ama anlatıyorsun bana
yirmiikinci kattan atlayan bir kedinin gözlerindeki heyecanı.
basıc dilinden imgelerle
vııı.
üç
kez .tam üç kez aşkı sahneledin siyanürle.
ıx.
unuttuğundan değil.unuttun diye rolünü.
morgta negatifi yitirilen bir yüzün fotoğrafı:ceset
x
bir ömür.nedir ki anaokulunda çıldıran
ve onyedisinde altı dilden şarkı söyleyen biri için.
xı.
sen.selena morina.sen hep aşk'ı sahneledin.
tek
kişilik opera
can
bemol kan diyez
bir fırtına:eylül
yaşam için tek kişilik opera.ölüm
ki peri adımlarıyla ölüm
hepimizin kardeşiydi yağmur
yine uzakta şiir
bulutların evinde.
çocukluğu
sonbaharda
geçenin mi
düşerse
düşer
bir
kuru
yaprak
payına
eylül
filan gelirse
biz ekimle gideriz
sararan yapraklara
o ağacın altına
ekim.
bi devrim
kum saati tersine
anarrestte bir gece
tüm saatler çöpe.
trapez
iki
şehir arasında
bir uzun yol:trapez
iki
bayram arasında
bir sızı ki görünmez
şehirleri
geç e geç e gelir de
bir şiirden geç emiyor bu cambaz
iki
dudak arasında
bir kayıp söz .unutkan
avucunda gezdirir de kalbini
bir yokluğa sığamaz
iki
nehir arasında
tek kürekli o kayık
iki dalga arasında
bir limana varamaz
iki
sokak arasında
yüzümüze vurup
geçen o rüzgar
iki yaprak arasında
bir serinlik olamaz
iki
bulut arasında
sıkışıp kalan o yağmur
iki öfke arasında
bir boşluğa yağamaz.
iki
nefes arasında
geçip giden ömrümüz
iki heves arasında
bir güneş ki doğamaz.