
|
Kıs[s]aca “Şiir bir çığlık, bir kahkaha, bir ıslık sesi... kimi zaman bir sövgü. Kendi sesimize bir başkasının sesini katabildiğimizce bizim. Belki de biz (ozanlar) yalnızca bir yankı kayasıyız.” Sennur Sezer 12 Haziran 1943'te Eskişehir'de doğdu. 1959'da
İstanbul Kız Lisesi'nin ikinci sınıfından ayrıldıktan sonra Taşkızak
Tersanesi'nde çalışmaya başladı. 1965 yılında Varlık Yayınları'nda
düzeltmenliğe geçti. Çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde düzeltmenlik,
metin yazarlığı işini 1982 yılına kadar sürdürdü. Adnan Özyalçıner
ile evlendi (1967). Şimdi çalışmalarını başta Yeni Evrensel ve
Evrensel Kültür olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yazarak,
belgesel anlatılar hazırlayarak sürdürüyor. Şiir kitapları |
| Gecekondu (1964) |
| Yasak (1966) |
| Direnç (1977) |
| Sesimi Arıyorum (1982) |
| Kimlik Kartı (seçme şiirler 1983) |
| Bu Resimde Kimler Var (1986) |
| Afiş (1991) |
| Direnç Şiirleri (toplu şiirler,1995) |
| Kirlenmiş Kağıtlar (1999) |
| Dilsiz Dengbej (2001) |
| Akşam Haberleri (2006) |
Doktordu Che
Onu
çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Nasıl bir sevinç vardı gözlerinde.
Nasıl bir tutku.
Nasıl bir çareyi bilip de…
Onu çocuklara bakarken gördünüz mü hiç.
Neden kalmadı Küba'da, neden bilir misiniz yerleşmedi.
Çocuklar ölüyordu ilerde.
Çocuklar açtı. Çocuklar…
İşte.
Gözlerinde umut ve öfke, sürdü motosikletini, sürdü yaşamını sarpa.
Yol boyu çocuklar onu bekliyordu.
Çantasında ilaç, çantasında şeker ve devrim ellerinde…
Sonra çocuklar…
Sonra çocuk gülüşleri kanadı göğsünde.
Bir doktordu o...
Çocuklar And dağlarının tepelerinde onu selamlarlar.
O hep ordadır: Çantasında ilaç ve şeker, ellerinde devrim…
Ve göğsünde kanayan çocuk gülüşleriyle.
Eskişehir Şiirleri
III
Ay battı.
Sabahı şakıyor adı unutulmuş bir kuş:
"kabarıyor kavakların
gümüş tomurcukları
yaklaşıyor göçmen kuşlar
kanatlarında bahar.."
Söyle ey geceyi bölen
ne kaldı ömrümden...
Ay battı,
eklendi Sarı Su'ya..
kar suları,
huzursuz uykularda delikanlı.
Gecemi bölen ne,
tedirgin ömrümde.
Kadının Akşam Duası
Durmadan
dağılır oda
Küflü bir ıslaklık dolaplarda
-Aşkı düşün aşkı, dayan-
Işıldayan sabun köpüğü
-Öyle
yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri
Saçlarıma değmeden geçiyor
Camlarda kalıyor izi
-Bir
çayevinde olmalı şimdi
Şiirler okumalı akşam serinliğinde
Uzaktan uzağa toprak kokusu-
Bulaşık kalsın
Soğudu su, yağlar dondu
Çorba pişmeli
-Yüreğine
akşamla çökeni
Sokaklar uzaklaştıramaz
Uyanırsın yanında yabancı biri
Aşkı kimseler kurtaramaz
Öyle
yakınımda ki seçilmiyor
Yaşamanın çizgileri
Sayrı
I
Sevdalar kolaydır. Sövmek darağaçlarında.
Artar
eksilmez şu dert! Kadınlar hep çocuklarının
ardında yalın ayak. Kadınlar pencerelerde.
Yazmak hep ucuz yakınmaları. Ama çare...
Artar
gece avuçlarında dilencilerin. Avuçları terler
yeni terli bıyıkların. Kızarıp bozarıp susma
çağları eskir bir gülüşle. Gülüşler eskimez.
Ve gecenin bir yerinde bir insan doğar gibidir!
II
İlk kendini sever insan. Ellerini gözlerini çizer
bir taşa. Üç dal koyar sevdasını
yazmaya, taşlanır.
Bir
büyük şarkıdır yaptığımız. Her sesi yüzyıl sürmüş.
Bitmesi masal. Bir büyük şarkıdır yaptığımız, ardımızdan sürüp gitse...
Üç dalı ben koydum boşluğa ilk.
Yeniden Babaevinde
I
İttim açılmadı kapı
ittim açılmadı
Çitten atladım
bahçeyi ot bürümüş
çardağın altı boş
Asma
kocamış, seyrelmiş salkımları
Elimi uzattım
mosmor güldü
sonra avucuma döküldü taneleri
ılık, buğulu...
...ekşiden çok buruktu
Sis
bastı bahçeyi
kapı gıcırdadı
Annem seslendi
Ve yaklaştı
koştukça eteklerinden elmalar yuvarlanan
kardeşlerimin ayak sesleri
II
Beşi bitirmiştim
Temiz bir elbise giydim
Ölmek istiyordum
Mis kokulu bir çarşaf serdim yatağa
"Okuduğu
yeter" demişler
"patlıcan biber kızartmayı öğrensin biraz da."
Benim yarınımı konuşmuşlar
komşuları babamla
Hiç
patlıcan kızartamadım
sonra
Parmaklarımdan
babama benzer bir damadın
kanı sızar hâlâ