
|
Kıs[s]aca “Şiir, imgelerin, bir ya da daha çok izlek etrafında, metinsel bütünlük oluşturacak şekilde örgütlenmesidir. Bu tanımdan da çıkarsanabileceği gibi, Şiir'in temel birimi imge'dir. Çünkü Şiir, doğal dil içinde gelişen ve/ama özerk bir üst-dildir. Bu da imgeler aracılığıyla, doğal dilin söz diziminin bilinçli olarak bozulup özgün bir dizgeyle yeniden kurulmasıyla oluşturulur. İmge, doğal dili dönüştürerek sınırlarını genişletir ve yeni anlatım olanakları sağlar. Sözcüğün, sabit sözlük anlamının ötesine geçmesine yol açar.” Serkan Engin 29 Eylül 1975'te İzmit'te doğdu. Deniz
Lisesi'nden mezun oldu (1993). Deniz Harp Okulu'ndan disiplin bozukluğu
nedeniyle atıldı (1995). Kocaeli Üniversitesi'nden tekniker olarak mezun
oldu (1999).
|
evsizliğin çocukluğu
kedere
bıçak çekip jilet atarlar cehenneme
tinerle ovarak cesaretlerini
mideleri tenha düşleri lâl
acıya sallanmış bir çift zardır gözbebekleri
intihar
marşıyla geçerler önümüzden
şiddet emzirir deve dikeni ömürlerini
hayatın ıskartasıdırlar
kan revan okunur tarihçeleri
kazınmış
tenlerinden masumiyetleri
umutları alabora olmuş daha açılmadan denize
omuzlarına kimsesizlik kuşları konar
her dilde italik yazılır boyunları
: goncayken çürür evsizliğin çocukluğu
gecenin G noktası
gecenin
G noktasına değdi tenimiz
kırmızı bir zelzele tenin tenha yerlerinde
dilbaz oldu şehvet nefesin örtününce bedenime
nefesin ki önsözüdür yağmurlu devinimlerinin
kâşifi
benim gövdenin saklı şehrinin
ellerimle heceleyerek kat ettim
boydan boya beyaz atlasını teninin
yüzünün güneyindeki minik gelincik
tarlasına konuyor eşek arıları dilimin
ah
yarim, ömrümün gizli öznesi
ah o memelerin Çanakkale Geçilmez gibi
uzanıyor Çin Seddi gibi
bir omzundan ötekine
bu imlâsı şaşı gecede
egemenlik kayıtsız şartsız memelerinde
kırık
çırak
kalbimi
çekiç yaptım da düzeltemedim
hayatımın eğri büğrü kaportasını
ezikliğini bana kusuyor ustam
üstüpü gibi harcıyor çocukluğumu
kaynak
tutmuyor heveslerim
dünden yarına kırılmışım
'senin failin devlettir' diyorlar
'üreme bonkörü ailen bir de'
- sahi devlet'e nasıl gidilir abi?
dövüyorlar
düşlerimin misket mavisini
küfre ve tütüne bulandı masumiyetim
bir işbaşı bile almadılar
abimin küçüklüğüdür giydiğim
egzoz
dumanı siniyor umutlarımın körpeliğine
tebeşir tozu ağartacağına aklımı
acının çelik dikenleri batıyor kalbime
avuçlarım zaten nasır tarlası
-
doğru söyle abi bana yakışırdı di'mi ?
okul önlüğü mavisiyle kırmızı sırt çantası
peralı
güzele gazel
şimdi
Aşk yırtılan bir kağıt deniz mavisi eksik
sormuyorum nereden tutuşur bir çift ela göz silemediğin
gök
yıkılır ömrümüze üstümüze ince harfler bulaşır
kanar durur aksak kuşlar sol anahtarına yalnızlığın
şimdi
dirim yıkık bir duvar düşlerime usturayla çizdiğim
kim susar bunca hayal kırıklığını bilemediğim
lâl
ömrüme teyellediğim flu şiirler aklar beni ancak
ne kadar dönsem de çevremde kekeler tarumar günlerim
şimdi
tenim kafiyesiz bir dize ellerin olmayınca
sormuyorum nereden tutuşur bir çift ela göz silemediğin
teninin cümlesi
- Yeis ölüyor biz sevişirken
yana
yana dönüyor kalbim yörüngende
harf harf okuyorum teninin cümlesini
serbest stilde yüzüyorum engin denizlerinde teninin
dişi
kokun kalbime sinmiş terin ağzımın ezberinde
yüzüme kanatlanan bir çift beyaz güvercin memelerin
bir
yağmurlu gonca gül açıyor gövdenin güneyinde bana
ben bir kara trenim o gülün içinden geçip giden bahar'a
bahar ki ömrüme bulaşmış güneş terin
senden
gayrısına tenim lâl
öptüğün yerlerimde gül devrimi
koşar adım sorarım evrene :
bir daha nasıl eklerim Aşk'a iyelik eki