Özkan Mert
Özkan
Mert
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
"Şiirini, yalnız şiirinin gücüyle ayakta tutamayan şairlerin politik bildirilerinin hiçbir önemi yoktur.

Yazdığım her şiirle, şiire yeniden başlama sevincini hiç kaçırmam.

Neden mi şiir yazıyorum? Çünkü sonsuz ve korkunç derecede özgür olmak istiyorum."

Özkan Mert

21 Ekim 1944'te Erzurum'da doğdu.

İlkgençlik yıllarını yaşadığı İzmir'de, Namık Kemal Lisesi'ni bitirdikten sonra, Ankara Üniversitesi DTCF Sinoloji Bölümü'ne yazıldı, fakat devam etmedi. Aynı zamanda TEK'te topograf olarak çalıştı.

Şiir yazmaya 1960'lı yıllarda başladı. Üniversite eğitimi için geldiği Ankara'da, '68 olaylarının sıcak günlerini yaşadı. Şiirleri üniversite gençliğinin elinde dolaştı. 1969'da, kuşakdaşı üç genç şairle birlikte, Ant dergisinde yayımlanan, 0. Saffet Arolat'ın yönettiği "Devrimci Şairler Savaş Açıyor" başlıklı oturumda, yeni bir toplumcu şiir üzerine düşüncelerini açıkladı. "6o şiir kuşağı manifestosu"na imzasını attı. Kuracağız Herşeyi Veniden adlı kitabından dolayı hüküm giyince, 1972'de Avrupa'ya çıktı. Almanya'da, Germershein kentinde bir dil okulunda öğrenciyken, kaçak olarak da çalışmaya başladı. On aylık Almanya serüveninden sonra, İsveç'e geldi. 1981 yılından bu yana, İsveç Radyosu Türkçe Yayınlar Bölümü'nde, program yapımcısı ve kültür kurumlarına danışman olarak çalışıyor.

Allah ve Tango (1990) adlı kitabıyla Yunus Nadi Ödülü Mansiyon, İlhan Demiraslan Şiir Büyük Ödülü ve 1990 Salihli Şiir İkindileri Dianysos Ödülü'nü; Mozart ve Akdeniz ile Petrol-İş Jüri Özel Ödülü'nü; ... Van Gölü Savunması ile de Gölcük Rotary 2001/2002 Meslek Hizmet Ödülü'nü aldı.

Şiir kitapları

Bir Elma Büyüklüğünde Sakallarım (1960)
Kuracağız Herşeyi Yeniden (1969)
Irgatoğlu Atçalı Kel Mehmet (1970)
Kırlangıçlar Kırlangıçlar (1978)
İşte Hayat! İşte Ölüm ve Tarih! (1982)
Stockholm'de Mavi Saatler (1987)
Dünya Çarpıyor Yüzüme (1988, Toplu Şiirler)
Allah ve Tango (1990)
Mozart ve Akdeniz (1992)
Bir Irmakla Düello Ediyorum (1995)
Bir Dünyalının Notları (1997)
Kentlerin Senfonisi (2000)
... Van Gölü Savunması (2001)
Nehir (Şiirler 60-02, 2002)

 

Allah ve Tango

I.

Işıklı bir sürgünüm ben
Dünyanın nişangâhı evim

Saçlarımı boz! Arala beni aşka
Dişlerimin arasından geçir bir ırmağı

Beyaz güvercinlerle değiştir
Tüm apoletleri

80'lik moruklar çetesi Çin'de
Haydi! Tarihin çöplüğüne

Kırık ayna parçacıkları gibi
Birbirimizden yansıyarak çoğalacağız

Yeryüzünde güneşi ilk gören
Üzümlerden yaptım bu şarabı

Bu şarapla yıkıyorum sözcüklerimi
Tarih beni arıyor

Nehirler ve Tarih beni çözüyorsa
Hazırım! İşte Allah ve Tango

Ay'da marul yetiştiren
İlk göçmen ben olacağım

Çam kokuları göndereceğim Dünya'ya
Mektupla, olmazsa yıldızlarla

KIRIK BİR ÜÇGENDİR HER SÜRGÜN
ÖZGÜRLÜK AĞZINDAKİ SON KONYAK ÇALKANTISI

II.

Işıklı bir sürgünüm ben
Yalnızlık başöğretmenim

Yüreğimi asmışlar
Türkiye ile Dünya arasına

Kim ısıtabilir? Cemselerle çiğnenen
Soğuk vadilerini gençliğimin

Sarı bir arazi yanıyor içimde
Kimselere gösteremiyorum alevlenen yüzümü

Astor Piazzola bir tek tango'yla
Kaldırıyor Denizi havaya

Astor ve ben kuşatmaktayız zamanı
Kim ütülemiş gömleğimizi hüzünlerle? Bilmiyoruz

Şiir belki bir korsandır...
Bir zaman hırsızı kırmızı sakallı

Kalçaların bir kanarya sevgilim
Bir tedhiş yuvası

Kanaryalar fişkırıyor
Öptüğüm her yerinden

Sessizliğe tırmanan bir saksafon avlıyor bizi
Meteorlar yol alıyor aramızda

IŞIKLI BİR SÜRGÜNÜM BEN, KIRIK BİR ÜÇGEN
ÖZGÜRLÜK AĞZIMDAKİ SON KONYAK ÇALKANTISI


Dünyayla Çektirilmiş Hiç Resmim Yok Benim

Defterime bir ağustos çiziyorum
buyur ediyorum bir ırmağı odama.
Saçlarım ve dudaklarım
hep ıslak.
Dünyayla çektirilmiş
hiç resmim yok.

İstanbul'dan tramvaya binsem
Venedik'te
denize çarpıyor ceketim.
İçinde ya ben varım
ya güvercinler.

Bir uçurtma anılarımız
Gökyüzünde
- ipini kim kesmiş ciletle?-
ne resmi var
ne adresi.
Belli ki bir güvercinin
kanatları arasında yanıyor
yüzümüz
Kızılayda bir çatı katında
kiremitlerin üzerinde
kırmızı şarap içmiştik İsmet Özel'le
68'de.
Yıldızlar gömleğimizi yırtmıştı.

Alnımda yaktığım arazi
kırlangıç çığlıklarıyla sürükleniyor.
Hayatım sürükleniyor. Dişlerinde
yeni yağmurlanmış
taze çimen kokusu taşıyan
bir at'ın sıcak soluğu oluyorum.

Ve böylece sokuluyor tabutum
yeni bir şiire.
Ellerim ve boynum bırakıyor beni
ama şiir bırakmıyor.

Bir elma büyüklüğündeki sakallarım
şampanya renginde...


Güneş Uçurtmamdı Benim

Şiirle dolu olmak aşkla dolu olmaktır.
Hızla akıp giden bir tren'se sevda,
Gökyüzü
Hüzünlü şemsiyesidir o'nun.
Film seyretmiyoruz ki
Ne de bir kitabın güzel tümceleriyiz.
Fabrikada da üretilmiyor düşlerimiz

Gökyüzüne dayalı bir merdivendeyiz
Kahvaltınızı yaptınızsa,
Buyurun!
Öpüşelim bulutlarla.
Bay İsa! Siz Lütfen!
Yattığınız yerde kalın
Siz!

Kırmızı gelincik tarlalarını kim sevmez.
Bir gömleğim olsaydı ahh! Gelincikler
renginde
Güneş de uçurtmam.
Kim tutabilirdi beni
Satmıştım anasını dünyanan.
- Güneş uçurtmamdı benim, dedim.
- Yalan!

Hepiniz bilirsiniz, Güneş'ten uçurtma olmaz.
- Balıklar da mı sevişmez buzun altında?
Diye sordu oğlum.
- Sevişirler be Kerim
Sarhoş olurlar hem öpüştüklerinde.
- Ya kuyrukları?
-Şarap rengini alır kuyrukları.

Bu bir şiirdir.
İsteyen şiire inanır, isteyen balıklara.
İsteyen de Kerim'le bana.
Ne demiş Kuran-ı Kerim,
- İnanmayın şairlere.


Kalbim Dünyanın Ortasında Bir Menekşe

Seni öpüyorum sevgili dünyamız
   ışıklarla yıldızlarla dolu bir alan'da.
Kalbim... Dünyanın ortasında bir menekşe

Dudaklarımda ıslak bir tango
   yaşam mı beni avlıyor, ben mi yaşamı
portakal renkli Gökyüzünün altında.

Turuncu saatlerle kuşatılmış
   bir İskandinav kentinin kahvehanelerinde
hiçbir şeyi yönetmiyorsun. Kalbini bile.

Bu kuzey kentlerinde hüzün
   bir likör tadında,
ve ne zaman öpsem bir Fin güzelini boğazından
   katiyen hoyrat bir kırmızı dudaklarında.

Ey sürgünler, esrik düşlerin oğulları kızları
   mavi akşamların mavi zencileri
bu gemiler nereye götürüyor yüreklerinizi sizin?
   Kim kutsayacak sizi karların altında?

Duman duman üstüne oturmuş
   ve bir güvercin yuvası olmuş kalbim.
Güvercinler mi uçuruyorum? Acılar mı?
   Kim çarmıhta şarkı söyleyen? Ben miyim?

Kucak dolusu öpücük sunuyorum sana
   sevgili dünyamız
ılık bir şarap gibi yürürlükte bugün de yaşamımız.
   Ve biraz Akdeniz her yağmur sonrası Stockholm.


Yıldızların Nerede Amsterdam?

Bir kente, bir insana nasıl başlanır,
takvimlerden düşmekte olan soluk bir pazartesiye,
taraçalarda -gaz tenekelerine yerleştirilmiş-
mor karanfıllere, taş basamaklara...

Yeşil bir su akıyor gecenin içinden.
Asitlenmiş kuleleri ve yorgun parkları kentin
yaralı. Saat kaç olursa olsun.
Umutsuz bir ilişki değildir gökyüzü.

Bir güvercin kadar hafıf kelimelerle konuşalım isterseniz,
kıyasıya mutluluklar dileyelim birbirimize.
Ama sonra herkes, döksün kimliklerini ve sıfatlarını ortaya.
Çünkü hayatı temizleyeceğiz.

Anlatacaklarım hepinizi ilgilendiriyor;
Hiçbiriniz kaçamazsınız söyleyeceklerimden,
ben yanan bir bulut parçası olayım, siz de yıldızlar,
Işıldatın yeryüzünü. Rüzgârları yıkayalım.

Hızla akıyor yaşamım güneşe doğru.
Avrupa'nın en ünlü katedrallerinin önünden geçiyorum.
Duvar yazıları, duvar resimleri, hayatın en çıplak şiiri.
Çırılçıplak bir kentin içinde çırılçıplak yüzler.

Bir bakışta tanırsınız onları;
Toprağından sökülüp atılmış ağaçlar gibi,
cıgaradan düşen bir kül gibidir onlar;
Ama bir bıçak kadar keskindir gözleri.

Bir davulun derisi kadar gergin yaşamımız. Ve
karlar altında kalan bir mücevher kadar soğuk belki kalbin.
Rüzgârlara ve acıya hükümlüsün.
Ama biliyorsun. Acısız ve sevdasız gidilecek bir yol yok.

Saat kaç olursa olsun. Umut vardır.
Dikkat! Hazin bir aşkın başlangıcıdır belki de bugün.
Hazin de olsa bu aşk, karanlıkta da olsa umut, inan bana,
kesindir! Hayatı yıkayacağız.

Kanal boyunca yürüyorum Amsterdam'da.
Dudaklarımda lâcivert bir tango.
Akşam mı oluyor? Ben mi yüzüyorum hüzünler
        denizinde?
Gece ılık. Ve kalbim kanıyor galiba.

Küçük bir çocuğun oyuncak torbasına doldurulmuş evler.
Kocaman camlı pencereleri merakla bakıyorlar bana.
Bulutları kesen bir terziyim ben.

- Peki ama, yıldızların nerede Amsterdam?

Bir ton yıldızla geleceğim sana gene,
takacağım yıldızları bir bir saçlarına.
Unutma! Sarı tramvayların, lalelerin kenti Amsterdam,
-Sevgilim oldun!

Tanıdık bir yüz elimi sıkıyor;
Kırmızı sakallı, kulağı kesik dostum Van Gogh.
Günaydın! Tablolarını rüzgâr ve ateşle boyayan adam,
tanrının ikiz kardeşi, renklerin şeytanı.

Ah! Lâcivert bir yağmur yağıyor Paris'e.
Ve lâcivert bir tango dudaklarımda.
Sein nehri, hüzünlü kızım benim.
Tül bir perde sermişler toprağa. Paris olmuş.

Mavi bir mektup yazmak istiyorum memleketime.
Mavi bir şiir... Tarçın koksun her kelimesi.
İmbat rüzgârları uçursun a'ları; a'sız bir şiir olsun.
Ama tuzlu serseriliğim benim, eksik olmasın

- Bir kadeh de rakım.