Nihat Behram
Nihat
Behram
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
"Benim için en yüce hedef, varmak istediğim en yüce nokta, kendi coğrafyamda doğanın doğal bir parçası olabilmek. Bir çiçek, bir kuş, bir ırmak ya da böyle bir şey... Bu noktaya, bu mertebeye ulaşmak için çabalıyorum. Şiir yazmak bu çabanın bir biçimi."

Nihat Behram

18 Kasım 1946'da Kars'ta doğdu.

İlkokulu Çankırı'da, liseyi Bursa ve İstanbul'da okudu. Gazetecilik Yüksekokulu'nda öğrenciyken siyasi gerekçelerle tutuklandı (1972). Bir buçuk yıl tutukluluk süresinden sonra yükseköğrenimini tamamladı. Vatan gazetesinde işe başladı (1975). Bu sırada Vatan'da yayımlanan "Daragacında Üç Fidan" yazı dizisi geniş yankı uyandırdı. Halkın Dostları dergisinin yönetimine katıldı. Ağabeyi A. Behramoğlu ile Militan dergisini kurdu ve yönetti. Ayrıca Güney dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 12 Eylül döneminde Bakanlar Kurulu kararıyla T.C. vatandaşlığından çıkarıldı. Uzun yıllar yurdundan uzakta yaşamak zorunda kalan Behram, 17 yıllık politik sürgünden sonra 1996'da yurduna dönebildi. N. Behram'ın şiir dışında da pek çok kitabı var: Daragacında Üç Fidan (1967, belgesel), Göğsü Kınalı Serçe (1976, çocuk kitabı), Kuyruğu Zilli Tilki (1976, çocuk kitabı), Gurbet (1988, roman), Kız Ali (1991, roman), Özlemin Dili Olsa (1999, yazılar-söyleşiler), Yılmaz Güney'le Yasaklı Yıllarımız (roman).

Şiir kitapları

Hayatımız Üstüne Şiirler (1972)
Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar (1974)
Dövüşe Dövüşe Yürünecek (1976)
Hayatı Tutuşturan Acılar (1978)
Irmak Boylarıda Turaç Seslerinde (1980)
Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden (1982)
Militan Şiirler (Seçmeler, Almanya'da 1984)
Ay Işığı Yana Yana (Seçmeler, Almanya'da 1986)
Yine de Gülümseyerek (Seçmeler, 1987)
Cenk Çeşitlemesi (1988)
Kundak (2000)
Yalın Yürek I/Haytımız Üstüne Şiirler (Toplu Şiirler 1, 2001)
Yalın Yürek II/Ayrılık da Yakışıklıdır (Toplu Şiirler 2, 2001)
Sürgün Yılları; İntikam Alır Gibi (Toplu Şiirler 3, 2001)
Hayatın Şarkısı (Yoplu Şiirler, 2004)
Şiir Bahçesi (2004)
 

 

Ayaklanma Çağrısı

Sihriydi tutkuların. Şiir bitti!
Solunarak süzülen tılsımı kalmadı gönlün..

Şiir bitti! Kurudu esin çağlayanı umudun
Dindi suların tendeki çılgın uğultusu
Öpüşlerden düşlerin filizleri yolundu
Kimse ağlamıyor özlerken..

Şiir bitti! Uçukladı dudakları sevginin
Bakışlar yapayalnız, yalnızlık çırılçıplak
Gülüşler kuşsuz, kıvılcımsız
Can bitkin, dil tutsak..

Şiir bitri! Bulandı yüreğin özgür sesi
Teslimiyet başıboş
Yiğitlik evcil
Onur sessizce köreldi gözevlerinde
Dişlerin arasında bilendi küfür: paslı, keskin
Oyuncu arsız, seyirci bezgin
Ne dövüş soylu ne seviş
Çığlığı duyulmuyor sevincin..

Şiir bitti! Söndü içtenliğin güven ateşi
Sevgilin zehrin kılabilir gizemli anıları
Dostun katilin olabilir
Nefret hırçın, şefkat uyuşuk, merak sinsi
Acının sırdaşı ayrılıklar uluorta kudurgan..

Şiir bitti! Tozlandı hançeresi sezginin
Susan da ikiyüzlü konuşan da
İhanetin sinmediği giz unutuldu
Yalan doruklarda çığırtkan

Şiir bitti! Bozuldu ışıktan büyüsü duyguların
Korkunun da ucuzları türedi coşkunun da
Erdem sığlaşıp özüne yabancılaştı
Dal kuru, dalga uysal
Herkes her şeyin sahtesine alışkın...

Şiir bitti! Soldu içli sesin beslediği tomurcuk
Alaycı çalgıcılar dökülüyor şarkılardan
Hüzün sürgün, aşk yılışık..

Şiir bitti! Dindi rüzgârı tükenmez gücün
Ağıtlar yetinı, türküler öksüz
Zalim yaradana pervasız, mazlum ölümüne çaresiz..

Şiir bitti! Soğudu tezcanlı yüreğin yanardağı
Ne dövüşün külhanı kaldı ne sevişmenin
Suskunluk kanıksandı, kabalık azgın
Ne Dadal'a sadık halk ne Karacaoğlan'a
Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık..

Tek umut ki - yaşam bitti demeye varmıyor dilim -
O da çocukların sesleri..

İsyan edin isyan edin isyan edin!


*) F. G. Lorca'ya Yanık Şiir'den.
**) Mahpusların sözlerini kendi hayatlarına uygulayarak
sık sık söyledikleri bir ağıttan.


Bir Aşk Masalı

Bir kuş uçmuş bu daldan
Çiçekte sesi kalmış

Üç yıl geçmiş aradan
Çiçek birden sararmış

Bir kız almış çiçeği
Koklayıp yaralanmış

Kız koşup dala gelmiş
Dal onu ağırlamış

Beklerken kuşu dalda
Yüreği rüzgârlanmış

Kuş duyunca rüzgârı
Usulca havalanmış

Uçup dönmüş o dala
Çiçekler şarkılanmış

O günden beri dallar
Rüzgârla arkadaşmış

- Rüzgâr benim de arkadaşım


Cenk Çeşitlemesi

Dalın dudağı diye öptüğüm gül yaraladı
ağzımı - varsın yaralasın -
deli bağrım duldasında
bin gül goncası saklı

Umut üzre - sevdiceğim -, dil üzre
yüreğim - ki sadece - öpüşlerin es'ridir
gölge gölge bulanmış
teslim olmuş yiğitliği budanmış
yüzlerin değil
Uykularım darmadağın - ne yazar -
sabahlarım - yine de - gün ışını bıçaklı

Dardayım - yalanım yok - baskın yedim güngece
örselendi aşklarım - üstelik - bir uzak diyardayım;
işte hasretin tırnakları - açıkça söylüyorum -
dalıyor tenimi
kan ile kanca gibi

Eğilsem - bu nasıl söz -
zay'olur, ziyan olur zeh'r ile ruhum
ellerimle büyüttüğüm gelinciğe zul'olur
Saçın saçmış - gökte üzgün - yüzüm yüzüm gider bulut
gözüm dalmış yollarına
- yeni doğmuş bebeciğim -
kirli suyla yuyulur mu?

Canı candan duymak gerek - a benim nazlı yarim -
öldürülmüş kuzucuğun melemesi duyulur mu?

Eğilmekse - eğer, yal bulmuş encik gibi
efendinin önünde - tanımı yaşamanın
sunup ruhumu ulaşılmaz bir dala
- kurda kuşa yem olmadan -
seçerdim - çoktaaan - insana yaraşanı

Yüreğim ki hırçın, yüreğim ki serseri
- evet evet serseri -
aşklarım ki - bin gül bahçasında sınırsız
bir gül gibi - gizlidir
- ay vurmasın - tüte tüte dolanır
- gider - yare ulanır

Yüreğim ki poyraz, yüreğim ki haşarı
bıçkın, civan, atmaca
kan ile kanca ile "dur" diyorlarsa ona
kana da kancaya da dişediş yanıt verir

Dalın dudağı diye öptüğüm gül
yaralamış ağzımı - geçer, muhabbet yarasıdır -
yazık ki - rengi'çin cenk verdiğim -
gülü de yara sarmış

Zorluklarmış kuşatan - menim balam vay vay
ne menem derde düşüp - kime ne!
Dağda doğan - nasıl ki - rüzgâr'le coşarsa
derde doğan - bu kesin - cenk ile çelikleşir


Esinlendiği Şarkının Eşliğinde
Kırık Dökük Sözler

Uyandırın anamı, söyleyin gidiyorum
yolumu gözlemesin, dönemem belki geri;
arkadaşlarım duysun, söyleyin gidiyorum
dönemem belki geri, kardeşim bunu bilsin...
İnleyecek köpeğim ıslığım kesilince
güvercinim saçağın boşluğuna sinecek;
babama haber salın alnarım onda kalsın
sulasın günaşırı dönemem belki geri...
Korulara söyleyin, dağlara, asmalara
baygın çocukluğumun çınladığı kırlara
söyleyin gidiyorum dönemem belki geri
gelsin anılarım beni uğurlasın...
Sadece sevdiğimden gizleyin, söylemeyin duymasın,
o kadar körpe ki kalbi, bilmiyor yitirmeyi;
söylemeyin bu akşam sevdiğim ağlamasın


Şu
Garip Güz Günleri

Üstünde
uçuk mavileri hafif
çiğdem gömleğimi giydim
tek ağırlığım olan tenim
örtündü kusursuz sıcaklığını senin

Nedense ansızın gökyüzü de bulutsuz...

Ve sessizce ayrıldığım kız
ürkek, uykusuz
ağlıyordu giderken

Yazın son günlerindeyim...

Belki de güz...

Paris yeniden kalabalık..

Nehri kapışırcasına dolaşanlar
ve metrolarda
uğultusu kanıksanan keman sesi
yine çoğaldı

Dalgın değilim, hayır
ne de yorgun
sadece üzgünlüğüm sızılandı ansızın
Göğe bak güzelim
bu akşam geçtiğin bütün şehirlerde göğe bak
gök uzansın alnından dudaklarına
karnın kamaşsın ışıltısıyla ayın
aynı isteriyle burada
o göğün altındayım

İşte durup dururken nergisler de huzursuz
üç kere üç bin gecedir küskün
üç kere üç bin gecesi gençliğimin
zehrolmuş... varsın olsun!
Ben ki zaten
aşk denince uyuşuk
pısırık, mızmız
seslerin inadına
ikircikli yüzlerin, tozların inadına
seni soludum
eriklerin, kirazların, kaysıların tadıyla
umulmadık bir heyecanla seni soludum
on bin güvercin yarasıyla ağzımda
seni on bin çiçeközü gibi soludum
Öyle ki, artık
anışlar dahi bana dar gelebilir... gelsin!
Nasıl olsa kırk bin hasretin tutuşkunuyum;
ağzım acı, bunu bil yeter
ve kavramaya çalış ağzım neden acıdır?

Uykusuydu suların bakışına dolaşan
seni en ceylan yerinde oyalayıp
Bir akşamüstü, sokaklarında yalnız
boşluğun dilsiz bir kurt gibi uluduğu
insanları isli, pelteleşmiş, sinirsiz
bir şehri dolaşırken
savurdum saçlarını güzelim
kavradım, ısırdım dudaklarını
sana kan gerekliydi çünkü
nabız, şehvet, naz
inanç gerekliydi sana, merak, hınç, tırnak...

Ve ansızın kalbinde yüz bin kırçekirgesi
kollarında yüz bin kırlangıç çıralandı
utandı loşluğundan
sokakları ıssız, ıslıksız o şehir bile

Göğe bak güzelim, ırmaklı ırmaksız
bu akşam geçtiğin bütün şehirlerde göğe bak
dişlesin seni en arsız arzularla
yedi bin yerinden yedi bin yıldız
çınlat karanlığı ay dolunaysa
bırak, kıvransın ağartarak taşları
kumsalda deniz
huysuz sırtında deli tayların tekrarla beni

Seni sevdim güzelim, seni güldalıyla, çakılla
sedef çakısıyla bülbülün
seni yasaklanmış aşkların inadıyla denedim

Kaldır artık saçlarını alnından
alnında turunç yarası var, esrar, çağlayan
bütün buzlarını parçala arzuların uğrunda
koynunda kokular durulandır
kıskandır durgun duran ne varsa, kural tanıma
aşk adına korkusuzca kıskandır
Diri tut umudunu sevgilim, diri tut
acıyla bulandırma içini
ve ansızın beni de unut