
|
Kıs[s]aca “Şiir varlığımın özü, benliğimin bize dönüştüğü ötelik…” Murat Koçak 7 Eylül 1964'te Ankara'da doğdu. İlk
şiiri Nitelik Derleme 1981'de yayımlandı. Kendi söylemiyle "Yazdıklarını
beğenmez yeniler yeniler durur… Enver Gökçe ustası, Ahmet
Erhan canağbisi'dir… A Kitabevi varlığının öznesi (1991-1995)… Pencere
Şiir Seçkisi 1993-1996… İçinde varlığıyla özdeşleşen Rüzgâr Şiir
Yaşam Yolculuğu (1998-…), yersiz yurtsuz Ege tutkunu… İstanbul'la
özdeş… Hayaliyse 'Atölye Rüzgâr'ı var etme…"
|
| Eylül Sonrası Görüntüler (1990) |
| İnsan (1994) |
| Rastlantı ve Beklenti (1994) |
| Siyah&Turkuaz (1997) |
| Hiç Kimseden Hiç Kimseye (1999) |
| İç İçe Odalar (2006) |
AŞK İÇİN SÖYLENCELER'DEN
.../
siyahın içinde dağılan yataktı
beni
satın dedi adam
yok pahasına
aşklarım ve kitaplarım kalsın
sonrası sır
ATEŞ
ODALARI*
"...Hiç
kimse bilincine ulaşınca
benliğin
sorunları da azalıyor..."
Wallace
Stevens
-nerede olursan anlarını birebir kat-
içinde
dağıl
çıkmazın kayıtsızlığın
etrafında döne durduğun
su yüzün
sevmeyi beceremiyor
önyargı
korkmaz
gir kapından içeri
zeytin dalını okşa
vurma kuşları
yalınlığınla saklambaç körebe oyna
hakların alınmış elinden
öfkenle duruluğunla
oynar durursun
kitaplar yazmaz yarım duble rakıyı
gece katran karası
kır kahvesinde
kırk çeşit kekik ol
uslandırır yara
bireyin bataklığı parçadan ayrılan
posası çıkarılmış sahiplik
…//
Güney
son oyunum
yaşam iki gün
elmayı özü çürütür
son vapurda gitti
bundan sonrası taksi dolmuş
okunmuş gazetiee..!
küpeştede
gölgem
iki şiir tutkununun çakırdikeni yazgısı
köz ile yıkardın öpüşümü
odunla
kimliğim iklim değiştirdikçe kanım soğur
-gece zil zurna 964 model şavrole-
babalar
gizlice ağlar
fon müziği 45'likten
oynama düğmelerinle
ölüm kızıl saçlı gerilla
yirmisinde siyah
otuzundan sonra gri
-otel
odalarında palyaçoluğum
soluk pembe zarflara tutunur-
arka
cepte unutulan
pul zarf
bağlaç'ın imi
Kuğulu
Şili Meydanı
ayrılış serenatları
topaç çevirir
…////
bilmediğim
sokaklar
bilmediğim ülkeler
son cümlede ne yaşarım bilebilsem
kesilen
yerlerim iyileşiyor
acıyan yanımsa susku
aynı sözcüğü tekrar ede ede
yollara vuruyorum
ezberi bozduğumdan
ayna oldukça karşımdakine
öz içimi sağan
delicelerle
donanıyorum
dalıma konmuş bir kere
geç kaldım çok geç kaldım
"ne fayda" sineme sokulan katliam sonrası
feryat figan oluşum
yurdum özün ağına sığmaz iken
bakıyorum da satılmış kıçında ki donuna dek
yangınlardan
çıkmışız
kınımız delirse de
bilincimiz özge
bundan bundan
işte duramam
şiir bilincin gerillası
katığım varacağım yer
sonun
ilk gününü mutluluğa dönüştürebilme için
gezeceğim kim ne derse desin
sahi
kim
insanı katleden aciz!...
içim
kıyısını arayan keşişçe
yalnızlığıma gömülür
ateş odalarında katledilen canlar
usuma düşünce
düşüncem gölgesiyle savaşır
-dipsiz girdap içinde gün ışığını arar bilinç-
tekrarlarım
yanılgılarım
söküğümü dikemem
şiddet ilmeğimi çektikçe
düşerim yollara
kavramlar değil
akış
belirler
cisme
dönüşür dağların eteği
özür diler düşlerinden
gülümser
belleğin savaşı
yağmur sonrası gelen bora
cömertçe anlatır
adam
evin rüzgâr
bizse hiçlikten doğan
yalnızlığız
gömleklerimin
yakası eskidikçe
ters çevirirdi
yağmur sonrası güneş
içimin dehlizlerini körelttikçe
saflığın arılığıyla duruldum
ölü
denizanaları kıyıya vurmuş
bense yaşamın kıyısı uçurumu
halimce şimal rüzgârı
yüreğime
asit döker belleğim
içimin çirkinliklerini
oydukça oyarım
karaltım tensiz
tinim kül
sığmam avurduma
kalbim ölsem
gam yemem eserim anam doğa
babamsa gurbet
günüm
gelince gömecekseniz
rüzgâr alsın denizi görsün
unutulmuş kimselerin bilmediği
dağ çeşmesinin yarnına koyun ki
rakı'nın suyu eksik kalmasın
(*)
"Ateş Odaları" varlığımın yeryüzü ile iletisi kalmayacağı güne değin
sürecek bir şiir… bu bölümler şiir feneri için seçilmiştir…
"Ateş
Odalar"ı kül edilen kültüre karşın savaşan bilincin paçavralığından çıkan
yalınlığın özesi...
BİR
AKIL HASTASININ ÇIĞLIĞI
-şiirimi yazar mısın-
ellerinde
muzlar çiçekler
gelecekler
ama görüş yok
kırkı çıksın hele
düşte görebiliyorsam özlemim olanı
gerçekler kömüre dönüşür
kara gözlerimde
kıçıma
soğuk mermer vururcasına
kalkıp altı milimlik camları kırmak
boş versem olur
gelecek görüş gününe
birlikteliğin
kıvılcımlaşmasıyla
yüreğimdeki kanlı güller
aşktan sevgiden yoksun
çocuklar gibi oldu
kapıların yüzüme kapandığı gün
aşktan
umutsuzluğa
düşlerde içeride eller bağlı
aşkımın son damlası desem romantikçe
ama çişim geldi
son damlasına kadar yatağa
düşlediğim
gerçeklerin ışığında vurgunum
ağ düşen balığa benzerim
öylesine vurgunum ki
algılarım balıkçının özlemini
uyandığımda
hamsinin iskeleti tabağımda