Metin Fındıkçı
Metin
Fındıkçı
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca

“İnsanın genç yaşta ayağı tökezleyip boşluğa yuvarlanırsa; hüzünlü bir hayat tamamlar zamanını. Aşkın ve sevdalandığım şiirin son durağında inene dek, belki bu tamamlanacak zamanın hüznüne yardımcı olmak düşecek bana. Ben buna çok sevdiğim denizin üstünde gezmek derim: Dirençli, barışçıl ve sessizliğe fısıldayarak. Çünkü, sessizliğe her fısıldadığımda ayrı bir tat alıyorum. Hayat içimde coşuyor. Bu yüzden diyorum:
Aşksız ve şiirsiz asla!”

Metin Fındıkçı

1 Aralık 1961'de Mardin'de doğdu.

Sekiz kardeşin beşincisi. Sakarya İlkokulu, Cumhuriyet Lisesi'nde ortaöğrenimini tamamladıktan sonra Fındıkçı 15 yaşındayken babasının "Çocuklar okusun" isteği ailenin Mardin'den Ankara'ya göç etmesine neden oldu. Ankara'da lise öğrenimini Aktepe Lisesi'nde tamamladı. Ankara'ya fazla dayanamadığı için, 1989 yılında SSK'nin yazlık tesisinde (Side) memur olarak göreve başladı. "Kedisi, tesis müdürü tarafından, bahçıvana öldürtülene dek" memurluk görevini sürdürdü, "kedisinin katledilişini bir türlü içine sindiremediği için" 1994 yılında hiç sevmediği memurluktan istifa etti. 1994-98 yılları arasında bir ihracat firmasında tercüman olarak çalıştı. Emeklilik süresi olan 25 yılı doldurunca, ihracat firmasından da ayrıldı. Şiir yazarak ve çeviri yaparak hayatını sürdürüyor. İstanbul'da yaşıyor.
Şiire, "1980 sonrası yaratılan siyasi boşluğa inat" başladı. En etkilendiği ve peşlerine düştüğü şairler sırasıyla Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Edip Cansever'dir. Ortadoğu'nun çeşitli ülkelerinden yaptığı şiir çevirileri ise Türk şiir çevirisi tarihindeki boşluğu doldurmak ve olmazsa olmaz dediği için çeviriye başladı. Şiir serüveni boyunca hiçbir Arap şairden etkilenmedi. Ama yakınlık duyduğu şairler; Adonis, Nizar Kabbani ve Nazik El Melaike'dir. Şiirleri ve çevirileri; Yazılı Günler, Yarın, Cumhuriyet Kitap, Yeni Biçem, Adam Sanat, , Rüzgar, Şiir-lik ve Kitap-lık gibi birçok dergide yayımlandı.
Kitaplaşan çeviriler:
Adonis'ten; Doğu ve Batı (Seçme Şiirler, 2003), Güllerin Aydınlığında (Seçme Şiirler, 2003), Ayna ve Düş (), Rüzgarda Yapraklar (1998). Mahmud Derviş'ten; Beyrut Kasidesi (1995), Mavi Bir Gün (2003), Unutulanı Anmak (Anlatı-) Nizar Kabbani'den; Hüzünlü Irmak (2001), Nazik El Melaike'den; Rüyadan Çağrılmak () Ğade Samman'dan; Beyrut'ta Deniz Yok (Hikâye-) Hannan Avvad'dan; Filistin Senin İçin (), Ayşe Basri'den; Şairin Kandili (), Çağdaş Arap Şiir Antolojisi ()

Şiir kitapları:

Harabeler (1992)
Ve Kalbim Sular Altında (1996)
Karanfil Mesafesi (2001)
Unutulan (2004)
Çölden Hırka (2006)
 

 

AKTAR ÇARŞISI

Güneşten ve gölgeden esirgeyerek
dokunacağım bu tenine,
                                          bağışla
burada,
buradan içeri adım attığın anda, üç defa
fısıldanacak adın kulağıma
gözlerin üç defa mühürleyecek ağzımı
ahşaptan bir gökyüzü açacak ufkuma
tepelerin çukurların sonsuz bir oyuncak olacak bana
                                          bağışla.

Misk ü amber kapatacak bu derin yaramı

çünkü seni,
avcının savurduğu hançerle
buharlaşan taşların ve aşkın iksiri dedikleri bitkilerden
bu derin kuyuya biriken güneş ışıltılarından seçtim

duyan var mı
size söylüyor dağlar
evet, oradaki dağlar buradaki uzaktan baktığınızda bile, yaşlı bir aktarın yorgun sesini duyarsınız, buradan -baktığımda-baktığınızda
aynı düğünün cümbüşü açılır gözümüzde, halatları çözülen bir gemi
tufanı öylece- kanıma girer göğsü fora bir kadının- düşlerine dalarım, kişnişin tarçının kekiğin, dal yolculuğuna çıkarım çizgilerinde yol bulurum kupkuru çölün bir su damlasının taşıdığı telaşla.

Misk ü amber kapatacak bu derin yaramı
ve sen aktarın ve düşümün kilitlenmeyen buğusu

dağa
oradaki dağa uzaktan bakıyorum, buradan uzakları tanıyorum
dokunuyorum duyar
bana kılavuz olur


mekân ve mevsimler

deltasına akıtacağım suyu bilir bulur
o bitkileri
deniz aşırı iklimleri
dağları kıyıları Hintleri Kübaları
krallıkları kaybolan bir kabilenin dilini
barakaların yapraklarını
önümde duran bu koca ağacın imgesini
sen ve sen bu aktarın önünde bir dağ gibi
dökülüyorsun içime
dokunuyorum
taşıyorsun…

Misk ü amber kapatacak bu derin yaramı

burada az önce
burada dudaklarından tutuşan ikindiüstü
kızılcıkları… diyorum…

Ben şuracıkta aktarın kilitli kokuları önünde.
Bu derin yaranın içinde misk ü amber.


ELLERİME SIĞMAYAN

Kırık bir testidir eşikte duran.
Ovaya yayılan acı bir sudur.

Oysa sığmaz gecenin gözleri yanan
mumlara, ellerime sığmaz
bir yara içinde büyüyorum
akan suyun tadı kaplanın gözlerinde durur
gitgide organlarıma karışıyor talan edildikçe kadim yerler.

Mumlarda tükenen gecenin gözlerine bakıyorum
sen büyüyen bir fısıltıyla çıkıyorsun
geceden gündüze
dağılan nar tanelerini örtüyorsun
açılıyorsun karanlıktan aydınlığa.

Çocuk giysiler içinde mavi bir gecede
ağaç dibinde telaşlı bir karınca yuvasında
koyu ve diri kokunu duyuyorum.

Ellerimde suyun
asi yüzü
kınında terli
bir bıçak.


FİRDEVS

Kabuk bağlamış yarayı kanatırız ara sıra
İki tepenin arasından geçen patikayı düşleriz
Hiçbir şeyi hesaba katmadan yaşadığımız aşkı
Issız bir yamaçta tükenen soluğumuzla
Dostumuz: gecenin ininde bulduğumuz yalnızlık
                                                                       olur
Kaç çitin telini sürükledik ayağımıza takılan
Gece hangi tenimizde dağıldı ay büyümeden
Kahraman aradık dolaştık bütün masalları
Arka bahçelere gömdük biten düşleri
Karşı çıktığımız her şeyin siyahı bulaştı
Yalnızlık                   bize                  kaldı
İçimizin sessizliğiyle katlettiğimiz günlere
Geldik hesapsız dolaştık sokakları
Gözlerimizde eski meydanların uğultusu
Aktı aynaların bize bakan dehşetini
Ve bulduk bize tutunan yalnızlığını

Görüntüsü yanan kırmızı gül nerede
Durmuşuz donuk bir gölün mavisinde
Unuttuk gülün dalında akan suyu aramayı
Pıhtılaşmış uykularda dolaştırdık gözlerimizi
Nasıl gelindiyse işte buradayız


ÖZLEME MEKÂN

I
Eski bir kilise avlusu nasıldır bilirsin
Bilirsin çinisi çalınmış kırık bir pusulada geçer zaman

Nasıldır bilirsin böyle bir avluda soluklanmak
Seni görmediğim günlerin küflü ekmeğini bilirsin, bekliyorum

Su alan bir kalyonla, bilirsin bir kara parçasıdır yüzün
Bir ormandır bir koydur bir buluşma yeridir

Ve yoktur onu da bilirsin. Eski bir avlu nasıldır bilirsin
Bir yaşanmış bizimdir ve gözlerim vaha faslında durur

Bilirsin, kırık camlardan içeri gözlerin derin
Sonsuz, ey çarşambanın akşamında özlenen

Anladım sensin şu kaybolan ellerime mekan
Sonsuz teninde ellerime kısacık ömür sensin

Çağırmayan sesin akşamın ve telefonların uğultusuyla
Nasıldır bilirsin yön bilmemek, bilirsin
            Bir kedinin gözlerinden içerisi çöldür...


II

Durup özlemini günlere bölüyorum
Eski bir avluda kuyu nasıldır bilirsin
Görünmez ulu gözlerine sesleniyorum
Karanlık sensin, susuzluk sen, aydınlık sen
Dökülüyorum yataklarından ırmakların
            Yokluğunu bağışlıyorsun alıp bekliyorum.
            "Ne avutur ki beni senden başka"


SÖYLEMEYECEĞİM ADINI

1

Geriye kalan zamanını yaşamak için
Derin ışığın kırılmış gecesine indin
Bir ölüye geç kalmış çelengi süsleyen
Karanfil mesafesiydi ruhun

Işıkların sessizliğinde alev almasını bekledim
Yüzünün,
cansız düşen gözlerinin
Kanatlarında aradım gölgeyi,
Gizlemek ürkek gözlerimi

Seni yaşamak için öğrendim ölümü ve
Adını öğrenmek için
Gecenin yaşlanmasını bekledim.

Karanlığın dilini konuşan,
Işığın su yürümesiyle ulaştım sana
Adını öğrendim?
Öğrendim
Ve karanfil mesafesini yürüdüm.

2

İçimi daraltan o büyük boşluktur
Vazonun eskimiş suyunda biriken sinek ölüleri,
Canımı acıtan tenha odadır.
Yenilgidir gece, bulutların doruğunda bocalayan,
Karanlık teranesinde yenilgimdir.
Geç çok geç
Biliyorum!
Kurtaramaz artık hiç bir şeyi;
Çok geç
Çok?

Bu hiçliğin tedirginliğidir
Seni bana sunan.

İşte bekle dediğin sokaktayım
Islak bir külün büyüsünü bozmadan
            Yeşil gözlerinden bakıyorum
            Ve görmüyorum gideceğim yeri

Kendi dilinde söyle- diyorum:
Zaman bir kehribardır elinde- diyorsun:
İki taşın arasını yırtıp tene dokunan akrep- diyorum:
Tanıdık olduğum bu gecelerin devrim acısı- diyorsun:
Görünür değildir bulanık düşlerle geçilen sokaklar
Pıhtılaşmış geceden bir su gibi sızıyoruz odaya

-İyileşmez yara-karanlık yaşamın akıntısından çekemiyorum seni
-Gittiğim yoldan aynı gece- diyorsun. Adsız çamur gibi duran
Yatağa batıyorsun. Aynıdır suyun dibinde duran yüzün
Suretiyle aynadaki.

Ve karanfil mesafesini kat ettim.


Elimdeki kehribara bakıyorum
Su oluyorum zamanla
Islak tenin doruğuna ulaşıyorum
Karanlık teranesinin uyumundan ellerimi
çözüyorsun
Çoğalarak dibine vuruyorum.
Çözülmelerin yitik izlerini bırakıyoruz havluya
Anılar- diyorsun.
"Ah! Bize sonsuz biçimler veren"- diyorum.
Ve karanfil mesafesini kat ettim.

3

Sonunda çıkıp gittin.
Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı
Okumaya gidiyor.

Birileri soracak biliyorum
Bu saralı günün sonunda
Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını
                                                bekleyeceğim-
Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda
Söylemeyeceğim.