Müslim Çelik
Müslim
Çelik
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
"İnsanı, doğasal, toplumsal eytişimselliğinden soymamaya, kurutmamaya bakarım. Öz ve biçime ait edayı bulana kadar sürer şiir işçiliğim. İçindeki yürek atışlarımın duyulacağını aruz olarak, hece olarak sil baştan hiçbiri olmayanı duyumsayana dek sürer şiir işçiliğim. Kendimi hiçbir biçimde kuralları koruyan olarak görmüyorum. Geleneğin kalıcı olanı hariç, her yönün bekçiliğini yapamam."

Müslim Çelik

1952'de Erzincan'ın Oğulcuk köyünde doğdu.

İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, öğrenimini tamamlayabilmek için değişik işlerde çalışmak zorunda kaldı. Ortaöğrenimi sırasında Antakya, İzmit ve Erzincan'da uğraştığı işleri şöyle sıralıyor: "Çiftçilik, ırgatlık, harita teknik memurluğu, türkücülük, yardımcı oyunculuk ve boksörlük." Bursa Eğitim Enstitüsü'nün ardından Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü'nde lisansını tamamladı.

Bingöl, Muş, İstanbul ve Yalova'da lise edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyat öğretmenliğinden emekli oldu. İstanbul'da yaşıyor.

Yazko Edebiyat, Yarın, Türk Dili, Gösteri, Yaşam İçin Şiir, Anadolu Ekini, Milliyet Sanat, Adam Sanat, Varlık 1981'den bu yana şiirlerini yayımlandı dergilerden başlıcaları.

Peryavşan adlı kitabıyla 1989 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü, Hayriye Yitik Ülke adlı kitabıyla da 1997 Hüseyin Topçugil Şiir Ödülü'nü aldı.

Şiir kitapları

Peryavşan (1988)
İhbarlı Gül (1990)
Erzincan'da Yağmurun Şarkısı (1993)
Hayriye Yitik Ülke (1995)
Göğü Kokla Açılırsın (1997)
Lirkuşu (2000)
Nâzım Hikmet Yahşi Güzel (2002)
 

 

Acı Erinç Şarkısı

Elinde bulutcuk
   gün buradan geçmekte

Ah kız
   Aç yüzünü

yanık sarı erinci
   Ay kiraz dallarında

Ah kız
   Bölüş benimle

Uyku göğüslerine sürünüyo
   Vandal leylak çiçeği

Ayy sızlanan gözlerinle
   Seviş biremcik


Erzincan'da Yağmurun Şarkısı

Yürüyorum Erzincan ovasında
gökyüzü sarsılıyor yer nazlı
çiçek açmış kayısı ağaçları
burnuma toprak kokusu geliyor

Sırtımı dağa veriyorum yönümü
siper ediyorum ömrümü bir kelebeğin gölgesine
iki çakıltaşı alıp yerden atıyorum havaya
başıma düşüyor sivri olanı

Herşey kayıyor/sırt çantama
yağmur bulutları doluyor önce
toprağa dayıyorum kulağımı
uğultusunu dinliyorum yüreğinin
      Sonsuz sevilerle savruluyorum
          sütleğen otlarının içine

Koşuyor ışıklar yukarıya/kavaklara doğru
Kirpiklerime yağmurun salkımı diziliyor
alışılmamış bu kaynaşmayla asılıyorum göklere
Arılar burdan oraya yitip gidiyorlar tekdüze

      Yürüyorum bu akşam karaağaçlar arasında
yellerin kirp diye kesilmez ki sesi


Gelişin Yanardağların Patlamasıydı

Dallara akşamın alacası konmuş
Sabahın duruluğu çökmüş göz içlerine
yeryüzüne dünyamız çizilmiş
    Süzülüp kirpiklerinden sevi
Hançer işler gibi canevime

- Giden gitti dönmez geri
gelenler hep başkaları
Kimse tutmaz yerini

Duyuyorum hâlâ sıcaklığını
yüreğimde yüreğini


İhbarlı Gül

Gecenin en derin yerinde geldin
dilinde lokmançiçeği
Yaşamamı bu yüzden verseydim sana
kanatsız kuş içeriği

Gün doğuşunda emeklendin uçtun
sevimize gözünün belermesi değdi
sen ki ilgi alanıma
gül kaçgunu olarak kaldın

Gecenin tuncu ışığa gebe
Bir, şey olan hiçbir şey yalan değil
sular akar armağan besteye
yüründükçe imge kanıyor ışık

Terleyebilirim açıver gözlerini
arılar sevgiyi örmekte içi yaz
esneyen gökağız nerede
seni gördüm kendine
kamburu güzellik olan
Ah, gidinin gülfem H.

Kapkaranlığın uzlaşmaz yerinde
öptüm elde ettiğimi ilkindi
sulak çöl ateşli denizin tarla içi
ve istiridye... Gözlerine yansıyan senin alttan
                     canım, ilkyaz patlaması

Her sokağın başına bir gül bırakırdın
-ömrümü-bu yüzden verseydim sana


Ran

Ayışığı içe işler samansarısı şiirin
  Bulutlar bak ki gölgelerini bırakırsa
Kıyıda küçük balıkçı nişan almak için
  Dalgaları giyindirip kayalara asmış

Sana ipince sak çalışıp kuranlardan
  Buğda pamuk taşlıova ve susuz ve
Ağzında suyun dili çözülür
  Köpükler çekmez mi seni istediğin yerlere

Ay ayrılıkları çalkantılar arasında
  Yorulmazsın yunuslar gibi yaz
Dalgaların kayalarla öpüştüğü yerlerde
  İçin hep alt üst olmuş biraz

Göğe bir hoş olmayla doldu gözlerin
  Nice ayrılıkları aldın da arkana
Tüylerden yeğni gündüz gece süzüş içre
  Baktın ateşböceklerinin fenerli gözlerine

İlkyazların ayıldığı güneşli menevişelerle
  Acıydı karpuz kabuğuna çarpmayan dalgaları
Son deniz de lekesiz kaldı kusmuştu yunmayanı
  Ceplerinde ne varsa kalem şiir ekmekle

Şair deniz mi mutlandı son armağandan
  Suyun şiiri pamuktan sütten aydan
Kavuşamadığımız yel diriliş kesilirdi bir an
  Sürem sürem masmavi boşluğun sesi henüz

Öngün sürekli karaların sessizliği
  Sel fisiltisinde dalga koşuyor iki kaşın arası
Öpüşlerden kadife göğ boşlukta derin daha
  Kösnül pelte ve al söner gölgelerle

Girmedin kirpiğinle kırıldı zaman küresi
  Darı tanesini bir tutamak soluğu ilkin sabahı
Bir keklik takımı gibi toparlanan akşamı
  Özlemiştin açık yara gördüğün 0'ydu

Yalımı görmüştün Güneş'te kanlanır gözde
  Kapamış karanlığını zar zor sulara
Yenile gülücükler yüzdürüyordu özlem göğsünde
  Kasılıp yayılıyor deniz karışmış buna

Arı ve günleri sezdin karam karam yıldızları
  Son yunuslar iner yeryüzünün kulaklarına
Uyur tınlar susar taşlar su uçsuz
  Gömülür fırtınalar geçer ovalardan kar döndüre

Dağlar mühürlü ve okyanuslara yaklaşan
  Kasırgalar saniye estirmez olmadı seni
Umdun ki evrenin boşluğunda
  Dinlenmiş dalgaların kişnemesini

Çift kanatlı kapılar açılınca kelebekler mi
  Bakışlar parıl parıl göğ bakışlı
Bilirler esrimiş sıcaklar sarkmış enginlere
  Pamucuk bulutları söndüren yel sanki

Eskil göğler diner dil dil durur
  Şahan irisi ak dişli cerenler
Kükreyen gel-gitlerle birden susar sular
  Gözlerinden altın yağmurlar iner pirayenden kıyılara

Gözbebekleri al gülleri akik dilleri
  İştahlı insanlar apaydınlık bordalarda
Zamanın azdırdığı çıyanlar siner
  İğilmiş şerbet veren ak pak kokularla

Donarlar susanlar görmeseler yeri pusatta
  0 akik mercan solgun ışıkları
Yorulursun köpükler karışmaz uyanık
  Toz kaldırır mavi kanatlanır gönlün

Apansız acıkırsın doğuşuna okyanusların
  Boşluk tıkır da tıkır çözer toplar teni
Baktın kızıl güller yordamlardı şanına
  Uçar gidersin kanatlı tohumsun ki

Batar ıslak güneş doğan düşlerin
  Yüz rengi benzi sesi çığlıkları
Sabahları kuşlar yuvalarından bölük
  Diriler çıkardı güne sayrılıkları

Tut ki çarparak kayalara yol alan gemi
  Bir sessizlik düşerek ayrılığın sensizliğine
Kapanmışken can şiirle oymuş gönlünü
  Sonsuza kadar uçarak gölgesizliğine

Su yundu işkillerle ve esenlikli
  Çarptın arkandaki geceleri epiyce göklere
Dolmuş bulutlar akarsular selinde
  Eril harfleri hercayi menekşeleri

Oydun sayfa sayfa açık göğü
  Sonsuzluğu sabır masmavinin dudaklarında
Kış gününde ılık öpücüğü
  Yıldızlar ateşli çivileri göğün gonca

Dolu fişek dalgalarsa halünce büyür
  Gerçeklerinde sev sevebildiğince varol
Sonsuz var mı ki aklanmamış uyur
  Su küreler hey küreler kalbim hazırol

Demem aşkın aşılmamış ölümü yare
  Kavuşmanın erinci dolar gömüldükçe
Sayılmamış samanyolu bahar göz edip de
  Oğluuum Memeeeet bala açelyalar açmayacak mı hâlâ

Akıyor ırmak sapsarı sevdalanışlarla
  Homurdanıyor deniz gülgün ırak
Ağız ağıza ve balıklar ağlaşarak
  Dirim ardardalık savuşur ölüm yan yanalıkta

Ran: Mutluluk, güzellik, sevqi.