
|
Kıs[s]aca Müslim Çelik 1952'de Erzincan'ın Oğulcuk köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, öğrenimini tamamlayabilmek için değişik işlerde çalışmak zorunda kaldı. Ortaöğrenimi sırasında Antakya, İzmit ve Erzincan'da uğraştığı işleri şöyle sıralıyor: "Çiftçilik, ırgatlık, harita teknik memurluğu, türkücülük, yardımcı oyunculuk ve boksörlük." Bursa Eğitim Enstitüsü'nün ardından Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü'nde lisansını tamamladı. Bingöl, Muş, İstanbul ve Yalova'da lise edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyat öğretmenliğinden emekli oldu. İstanbul'da yaşıyor. Yazko Edebiyat, Yarın, Türk Dili, Gösteri, Yaşam İçin Şiir, Anadolu Ekini, Milliyet Sanat, Adam Sanat, Varlık 1981'den bu yana şiirlerini yayımlandı dergilerden başlıcaları. Peryavşan adlı kitabıyla 1989 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü'nü, Hayriye Yitik Ülke adlı kitabıyla da 1997 Hüseyin Topçugil Şiir Ödülü'nü aldı. Şiir kitapları |
| Peryavşan (1988) |
| İhbarlı Gül (1990) |
| Erzincan'da Yağmurun Şarkısı (1993) |
| Hayriye Yitik Ülke (1995) |
| Göğü Kokla Açılırsın (1997) |
| Lirkuşu (2000) |
| Nâzım Hikmet Yahşi Güzel (2002) |
Acı Erinç Şarkısı
Elinde
bulutcuk
gün buradan geçmekte
Ah
kız
Aç yüzünü
yanık
sarı erinci
Ay kiraz dallarında
Ah
kız
Bölüş benimle
Uyku
göğüslerine sürünüyo
Vandal leylak çiçeği
Ayy
sızlanan gözlerinle
Seviş biremcik
Erzincan'da
Yağmurun Şarkısı
Yürüyorum
Erzincan ovasında
gökyüzü sarsılıyor yer nazlı
çiçek açmış kayısı ağaçları
burnuma toprak kokusu geliyor
Sırtımı
dağa veriyorum yönümü
siper ediyorum ömrümü bir kelebeğin gölgesine
iki çakıltaşı alıp yerden atıyorum havaya
başıma düşüyor sivri olanı
Herşey
kayıyor/sırt çantama
yağmur bulutları doluyor önce
toprağa dayıyorum kulağımı
uğultusunu dinliyorum yüreğinin
Sonsuz sevilerle savruluyorum
sütleğen otlarının
içine
Koşuyor
ışıklar yukarıya/kavaklara doğru
Kirpiklerime yağmurun salkımı diziliyor
alışılmamış bu kaynaşmayla asılıyorum göklere
Arılar burdan oraya yitip gidiyorlar tekdüze
Yürüyorum
bu akşam karaağaçlar arasında
yellerin kirp diye kesilmez ki sesi
Gelişin
Yanardağların Patlamasıydı
Dallara
akşamın alacası konmuş
Sabahın duruluğu çökmüş göz içlerine
yeryüzüne dünyamız çizilmiş
Süzülüp kirpiklerinden sevi
Hançer işler gibi canevime
-
Giden gitti dönmez geri
gelenler hep başkaları
Kimse tutmaz yerini
Duyuyorum
hâlâ sıcaklığını
yüreğimde yüreğini
İhbarlı
Gül
Gecenin
en derin yerinde geldin
dilinde lokmançiçeği
Yaşamamı bu yüzden verseydim sana
kanatsız kuş içeriği
Gün
doğuşunda emeklendin uçtun
sevimize gözünün belermesi değdi
sen ki ilgi alanıma
gül kaçgunu olarak kaldın
Gecenin
tuncu ışığa gebe
Bir, şey olan hiçbir şey yalan değil
sular akar armağan besteye
yüründükçe imge kanıyor ışık
Terleyebilirim
açıver gözlerini
arılar sevgiyi örmekte içi yaz
esneyen gökağız nerede
seni gördüm kendine
kamburu güzellik olan
Ah, gidinin gülfem H.
Kapkaranlığın
uzlaşmaz yerinde
öptüm elde ettiğimi ilkindi
sulak çöl ateşli denizin tarla içi
ve istiridye... Gözlerine yansıyan senin alttan
canım,
ilkyaz patlaması
Her
sokağın başına bir gül bırakırdın
-ömrümü-bu yüzden verseydim sana
Ran
Ayışığı
içe işler samansarısı şiirin
Bulutlar bak ki gölgelerini bırakırsa
Kıyıda küçük balıkçı nişan almak için
Dalgaları giyindirip kayalara asmış
Sana
ipince sak çalışıp kuranlardan
Buğda pamuk taşlıova ve susuz ve
Ağzında suyun dili çözülür
Köpükler çekmez mi seni istediğin yerlere
Ay
ayrılıkları çalkantılar arasında
Yorulmazsın yunuslar gibi yaz
Dalgaların kayalarla öpüştüğü yerlerde
İçin hep alt üst olmuş biraz
Göğe
bir hoş olmayla doldu gözlerin
Nice ayrılıkları aldın da arkana
Tüylerden yeğni gündüz gece süzüş içre
Baktın ateşböceklerinin fenerli gözlerine
İlkyazların
ayıldığı güneşli menevişelerle
Acıydı karpuz kabuğuna çarpmayan dalgaları
Son deniz de lekesiz kaldı kusmuştu yunmayanı
Ceplerinde ne varsa kalem şiir ekmekle
Şair
deniz mi mutlandı son armağandan
Suyun şiiri pamuktan sütten aydan
Kavuşamadığımız yel diriliş kesilirdi bir an
Sürem sürem masmavi boşluğun sesi henüz
Öngün
sürekli karaların sessizliği
Sel fisiltisinde dalga koşuyor iki kaşın arası
Öpüşlerden kadife göğ boşlukta derin daha
Kösnül pelte ve al söner gölgelerle
Girmedin
kirpiğinle kırıldı zaman küresi
Darı tanesini bir tutamak soluğu ilkin sabahı
Bir keklik takımı gibi toparlanan akşamı
Özlemiştin açık yara gördüğün 0'ydu
Yalımı
görmüştün Güneş'te kanlanır gözde
Kapamış karanlığını zar zor sulara
Yenile gülücükler yüzdürüyordu özlem göğsünde
Kasılıp yayılıyor deniz karışmış buna
Arı
ve günleri sezdin karam karam yıldızları
Son yunuslar iner yeryüzünün kulaklarına
Uyur tınlar susar taşlar su uçsuz
Gömülür fırtınalar geçer ovalardan kar döndüre
Dağlar
mühürlü ve okyanuslara yaklaşan
Kasırgalar saniye estirmez olmadı seni
Umdun ki evrenin boşluğunda
Dinlenmiş dalgaların kişnemesini
Çift
kanatlı kapılar açılınca kelebekler mi
Bakışlar parıl parıl göğ bakışlı
Bilirler esrimiş sıcaklar sarkmış enginlere
Pamucuk bulutları söndüren yel sanki
Eskil
göğler diner dil dil durur
Şahan irisi ak dişli cerenler
Kükreyen gel-gitlerle birden susar sular
Gözlerinden altın yağmurlar iner pirayenden kıyılara
Gözbebekleri
al gülleri akik dilleri
İştahlı insanlar apaydınlık bordalarda
Zamanın azdırdığı çıyanlar siner
İğilmiş şerbet veren ak pak kokularla
Donarlar
susanlar görmeseler yeri pusatta
0 akik mercan solgun ışıkları
Yorulursun köpükler karışmaz uyanık
Toz kaldırır mavi kanatlanır gönlün
Apansız
acıkırsın doğuşuna okyanusların
Boşluk tıkır da tıkır çözer toplar teni
Baktın kızıl güller yordamlardı şanına
Uçar gidersin kanatlı tohumsun ki
Batar
ıslak güneş doğan düşlerin
Yüz rengi benzi sesi çığlıkları
Sabahları kuşlar yuvalarından bölük
Diriler çıkardı güne sayrılıkları
Tut
ki çarparak kayalara yol alan gemi
Bir sessizlik düşerek ayrılığın sensizliğine
Kapanmışken can şiirle oymuş gönlünü
Sonsuza kadar uçarak gölgesizliğine
Su
yundu işkillerle ve esenlikli
Çarptın arkandaki geceleri epiyce göklere
Dolmuş bulutlar akarsular selinde
Eril harfleri hercayi menekşeleri
Oydun
sayfa sayfa açık göğü
Sonsuzluğu sabır masmavinin dudaklarında
Kış gününde ılık öpücüğü
Yıldızlar ateşli çivileri göğün gonca
Dolu
fişek dalgalarsa halünce büyür
Gerçeklerinde sev sevebildiğince varol
Sonsuz var mı ki aklanmamış uyur
Su küreler hey küreler kalbim hazırol
Demem
aşkın aşılmamış ölümü yare
Kavuşmanın erinci dolar gömüldükçe
Sayılmamış samanyolu bahar göz edip de
Oğluuum Memeeeet bala açelyalar açmayacak mı hâlâ
Akıyor
ırmak sapsarı sevdalanışlarla
Homurdanıyor deniz gülgün ırak
Ağız ağıza ve balıklar ağlaşarak
Dirim ardardalık savuşur ölüm yan yanalıkta
Ran: Mutluluk, güzellik, sevqi.