
|
Kıs[s]aca Kıvılcım Vafi 20 Ağustos 1957'de Ankara'da doğdu. Ortaokulun ikinci sınıfında örgün eğitimi bıraktı. İlk şiiri, 1976 yılında Yeni Olgu'da yayımlandı. 1980'li yıllarda "Nitelik Derleme" ve "Nitelik Yayınları"nı, tutuklanması nedeniyle iki yıl sürdürebildi. Daha sonraki dönemlerde Yoğunluk Sanat Kitabı (aylık), Nitelik Bilim Sanat Felsefe Dergisi gibi kısa ömürlü çalışmaların içinde yer aldı. Uzunca bir süre yayın ve sanat ortamlarından uzak durmakla birlikte, birkaç arkadaşıyla "YERSİZYURTSUZ SANATÇILAR" oluşumunu yapılandırmaya başladı. Bu oluşum, bir süre sonra "yersizyurtsuz.com" adıyla internet ortamında yerini aldı. K. Vafi ve arkadasları bu site aracılığıyla, güncel ürünlerini "ekran kitap" ve "ekran dergi" başlıkları altında okurlarına ulaştırıyor. K. Vafi'nin elektronik ortamda şu kitaplarına ulaşılabilir: Ölü Diri Hırçın Biri (2001, Sahne Şiiri), Bir Başka Öleceklerin Şarkısı (2001, Şiir), Suçlular İktidarı (2001), Alkonost (2001; exlibrary.com [Sanal Yayıncılık] 2002). Şiir kitapları |
| Öfke Bu Yılların Kahpeliğine (1978) |
| Sevginin Ter Bastığı Eller (1982) |
| Dizelere Göm Şair Beni (1983) |
| Uzun Ömürler Şehri (1984) |
| Bahçesinde Şarkı Çöplüğü Olan Adam (1989) |
| Kıvılcım (Seçmeler, 1993) |
Dizelere Göm Şair Beni
"Gömülmeyecek
Doğurduğun sevgi
Dizelere gömdüm
Kardeş seni"
Ellerim
Ellerim çok çekti
Ellerime martılar konsun
Gözlerim
Gözlerim çok çekti
Gözlerime güneş vursun
Gömülmesin
yeşeren sevgi
Dizelere göm
Şair beni
Beni
toprak almasın
Beni kefen sarmasın
Üstüme taş konmasın
Kalıt
olsun sana sevgi
Dizelere göm
Şair beni
Gün
dediğin
Güneş batımı
Ölüm
dediğin
Kurşun sıkımı
Sevgi
dediğin
Evren bitimi
Dizelere
göm
Şair beni
Konuksuz
Bir içi geçmiş ağacın damarsız dallarında
Neden ve nasıl ördüğünü bilmediğin
Kırışık
bir ağa takılıyorsun.
Zehri kendine akan bir saldırganlıkla
Yalnızlık evinin bahçesinde geberiyorsun
geberiyorsun
geberiyorsun!
Ve
Karasineklerden başka konuğun yok senin!
Saygı Şiiri
Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılır - diyor arkadaşım
Tanımadığın biri için nasıl ağlanırsa, öyle - diyorum
Tanımadığın biri için nasıl ağlanır - diyor arkadaşım
Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılırsa, öyle - diyorum
Suçlular İktidarı
Alkış. Günden inen.
Yürüyüş. Çabuk uyku.
Ölüler. Söylev.
Kime! Kime! Kime!
Hiç yarın. Yoksa kim?
Ellerimde yoksul bahar. Kimseye sunmuyorum.
Çatlak su. Aşınıyorum. Dinle!
Kurşun.
Bilge dal. Rüzgar. Al bendekini! Ancak bu!
Suç:
Öldürmek sapıklığı: Bir fazlası için; kendine!
Ödevsiz gece. Diriliş ve yargı.
Uzun
Ömürler Şehri
"kısa ömürlü kardeşlerin anısına"
I.
sonsuzluk yaşındaydı/ açtı şehrin kapısını/ yorgunluğu girdi önce içeri/ yıkıldı yere/ ölü yorgunluğa bakıp, güldü çocuklar/ çocuklar dünya güzeli kahkaha/ öpücük yağmuru/ baharda dünya...
diriliği girdi sonra içeri/ durdu şehrin kapısında/ bir çocuklara baktı/ çevirdi başını/ bir de düne
Mutluluk
özlem olmaktan çıkmış artık
Korkusuzca oynuyorlar dolunay akşamları
Gecelerin bile sevildiği dünyada
Zamanından önce doğsun demiyorlar güneş
yarımacıklı gülüşle selamladı geçmişi/ çocuklar, dedi/ kısa ömürlü kardeşlerin anısına/ koyalım bu şehrin adını Uzun Ömürler Şehri
Gözlerinde
ağlanmamış ölüler yatıyor
Bak kardeşim
Bu dünya seninle dönüyor
Bu şehir seninle kuruldu
Yaşanmamış güzelliklere gülüyordu gözlerin
Gözlerin kardeşim dünya oldu
bağırdı çocuklar/ ağızları gökyüzü açıklığında/ yürek atışlarıyla bozuldu sessizlik/ küçük yumruklar kalktı havaya/ koyalım, dediler, bu şehrin adını Uzun Ömürler Şehri/ olsun, dediler, bu şehir koca dünyanın başşehri
Bana
verilmiş sözün var,
unutma
Birlikte gireceğiz o şehre
Ölülerimizden artakalan canımızı
Öyküleyip, sunacağız yaşayanlara
Sonra, dolaşacağız sokaklarında o şehrin
Yüzyıllardır özlemini çektiğimiz
Küçük adımların
yorulmaz duyarlığıyla
düşündü/ bundan kaç yüzyıl önce/ yazıyordu ak sakallı bir adam/ yaşamın değerini, geçmişin geleceğini/ dili, hepimizin dili/ sözü, hepimizin sözü/ bugünün gümüş yüzü/ çağırıyordu dünyayı döndürmeye/ üretken gücü
Sen
de tut ucundan dünyanın döndür
Daha hızlı döndür
Daha daha hızlı döndür
Dökülsün bütün pislikler
Yalanlar dualar ağzıkalabalık konuşmalar
Umarsız kahkahalar dökülsün
Sen de tut ucundan dünyanın
tut
Daha sıkı tut
Daha
daha sıkı tut
Tut ki
Sevginin ekseninde dönsün
biliyordu/ döner de dönerdi dünya/ fabrikalar siren düdüklerinde/ sonsuz devirde çarklar/ topraklar ekin ekin patlamada/ boşa konuştuğumu sanma/ bak şimdiki dünyaya/ doğuma hazırlanıyor analar
Bana
bir dünya doğur sevgilim
Mutluluğun çelişkilerinde bir dünya
Sevinçleri şehir şehir
ağrılar içinde dünya/ kapılar kırılmakta, camlar/ sonsuzluk yaşındadır savaşan/ gözlerinde döner geçmiş dünya/ gözlerinde döner yaşanan dünya/ gözlerinde döner gelecek dünya/ gözlerinde dünya dönüyor/ bize dönüyor dünya
II.
Yaşadığımız
şehirdir bu bizim
Bu bizim öldüğümüz şehirdir
Bu şehir ki
Uzun Ömürler Şehri'nin
İnsan iskeletleriyle
Atılan temelidir
kimlerdir dolaşan sokakları/ bu susturulmuş şehirde, kimlerdir ıslık çalan/ bu gece hiç doğan yok mu/ hep ölündü mü bu gece/ desene, sabaha cenazemiz çok yine/ yine taşıyacak kollarımız acı ağırlıkları/ bunu biliyoruz/ biliyoruz ya/ tünel açıp, iskele kurarken işçiler/ rayları niye ter keder trenler/ gemiler neden karaya oturur/ işte, bunu bilmiyoruz/ desene, yine döğüşeceğiz kendimizle/ ama niye kendimizle/ bırak bana kurşun sıkmayı, beni öldürmeyi bırak/ nerede makinist, kaptan nerede/ bu şehir kimsesiz değil/ bu şehir, kalabalıklar şehri/ makinist, makine başına/ kaptan, dümen başına/ yolcular var taşınacak/ bu şehir baştan kurulacak
Geceleri
gülmek yasaksa bize
Bize şehirlerce gülmek yasaksa
Geceleri de değiştiririz
Şehirleri de
bu şehir resimlerle donatılmış/ bu şehir nasıl bir şehirdir ki, insanları hep resimlere sığınmış/ çerçeveler içinde sıkışıp kalmış bu şehir
Ne
zaman gördüysem seni
Hep tablolardasın
Sen hep resimlerde mi gülersin yaşlı kadın
Sen hep resimlerde mi güleceksin yaşlı kadın
Sen hiç yırtmayacak mısın ince gergin tuvalini
Sen hiç bağırmayacak mısın
Benim de dünyada yerim var sizin gibi
Açılın
Dökülmüş dişlerimle dünya meyvelerinden yiyeceğim
Ağaçlar altında kahkahalarla güleceğim
Hem de öyle bir güleceğim ki
Tüm suskun resimler konuşacak
Yırtılacak ince gergin tuvaller
Çürük çerçeveler kırılacak
Şaşıracak ressamlar, sergiler şaşıracak
Bizim de
Bizim de dünyada yerimiz olacak sizin gibi
Sen
hep
Sen hep
Sen hep
Resim mi olacaksın yaşlı kadın
Sen
hiç
Sen hiç
Sen hiç
Yaşamayacak mısın
hiçbir şeyi geride bırakmadan yürüyorum sokakları/ varsın üzüntüler sürüklensin peşimden/ bana düşen görev ne/ uzanmak için geleceğin şehrine
Ben
içimde taşıdım hep o şehri
Yaşarken bu şehrin kanlı sokaklarında
Koştum, koştum o şehirde, mutluluk doluydu içim
İşte, bunu anlatmaya çalıştım yılgın kardeşime
O şehrin mutluluk çığlıklarını duysun diye
O şehrin mutluluk çığlıklarını duysun diye
duysun diye
Ben
gördüm o şehri diyorum, inanın
inanın gördüm
Gördüm diyorum size
Ölen kardeşlerimin gözlerindeydi o şehir
Neden inanmıyorsunuz bana
Neden değiştirmiyorsunuz gözlerinizi
İşte, bunu anlatmaya çalışıyorum size Değiştirin gözlerinizi Değiştirin ellerinizi
Değiştirin kendinizi
Değiştirin de
gelin
birlikte kuralım şehrimizi
III.
durdular şehrin çıkışında/ gülümseyerek konuştu sonsuzluk yaşındaki/ dedi, gitmenin zamanıdır yeni çağlara
Ben
o günlerden geldim
Haritaların paramparça olduğu günlerden
Kaldırın yorgunluğumu, gömün
Kanlı şehirlerin kokusu var onda
üstünüze sinmesin
Kaldırın, gömün yorgunluğumu
Kanlı şehirlerin görüntüsü var onda
gözleriniz kirlenmesin
Yorgunluğumu kaldırın, gömün
Korkmayın, ağlamam
Biliyorum
Acılar yok olmaya zorunludur
Yoksa nasıl doğardı mutluluklar
usulca çıkıyor şehirden sonsuzluk yaşındakinin diriliği/ ölü yorgunluğu gömüyor çocuklar/ yeni yorgunluğa doğru yürüyor zaman/ bir şarkıyla akarak...