Hakan Şenocak
Hakan
Şenocak
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
“Bu yaşıma kadar sayılı şiir yazabildiğime göre, onca güzel şairin arasında 'şiirden ne anladığım' üzerine söz etmesem daha iyi. Yine de söyleyeyim: Bir insan tüm Tanrılardan daha önemlidir, çünkü ölümlüdür; şiir bu yüzden insana aittir...”

Hakan Şenocak

28 Ekim 1961 yılında Ankara'da doğdu.

Tüm öğrenim hayatı, yine Ankara'da geçti. İlk öykü kitabı Karanfilsiz'i, AÜ/DTCF Tiyatro Bölümü'nde öğrenciyken yazdı. İlk öykü kitabı Karanfilsiz (1988) ile 1987 Akademi Kitabevi Öykü Ödülü'nü kazanandı. İkinci kitabı Gülayşe Yabancının Aşkı (1990) yayımlandı. Yazmaya sekiz yıl ara verdikten sonra, 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü'nü kazanan Naj (1999), Hayatta Kalma Oyunu (2001) Sevgili Nefret (2003) adlı öykü kitapları peşi peşine yayımlandı. Kore'de hazırlanan "Dünya Öykü Seçkisi"ne Türkiye'den Hakan Şenocak alındı. Hollanda'da, Kıbrıs'ta ve Türkiye'nin pek çok şehrinde öykü okuma ve söyleşilere katıldı. Bugüne kadar Varlık, Edebiyat ve Eleştiri, Edebiyat Dostları, Varoş, Milliyet Sanat, E, Vizyon ve Atlas dergilerinde öykü, şiir, deneme, inceleme ve gezi yazıları, Radikal, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazetelerinde ve çeşitli dergilerde söyleşileri yayımlandı. Halen İstanbul'da yaşıyor.

Şiirlerini henüz kitaplaştırmadı.

 

Adam

bu şehir bana ait değil
bu ev bana ait değil
bu kitap bana ait değil
bu kadın benim annem değil
bu çocukta benden bir şey yok
bu öptüğüm kadını ben öpmedim
bu sokaklarda yürüyen ben değilim
bu içinde kaybolduğum gökyüzünde yokum
bu boğulduğum denizde ıslanmadım
bu allah, bu din, bu peygamber
bu şiir, bu cenaze, bu rüzgâr
bu çiçekler, bu acılar, bu şarkılar
bu asık yüz, bu yitik göz, bu sağır beden
bu ömür, bu surat, bu kafa
bu adam bana ait değil
bu adam bana ait değil

ama bir gün gelir benim de aydınlanır gecem
bir gün gelir kendime de alışırım nasılsa


Bir Pazartesi Cinayeti

incecik upuzun dal gibi bal gibi
kapkara gözlü aşka inanmaz bıçak taşır
jilet yiyor korkunç sevişir ölüm sebepli
ağzıyla elleriyle gözleriyle sevişir
ateş üfler büyü yapar yumuşacıktır çok serttir
her perşembe fahişe cumalarda cesettir

güvercinlerle konuşur onla bunla yatar
bazı günler eflatundur ağzı ruj çekimli
incecik upuzun dal gibi kızdır
aşka inanmaz bıçak taşır bal gibi kızdır

annesince aldatıldı geceydi yağmur vardı
o yalnızca yağmurda yağmurla ağlardı
aldatıldı ay ışığını babası sandı
annesince aldatıldı bütün anneler sırdır
oysa incecik upuzun dal gibi kızdır
ateş üfler büyü yapar bal gibi kızdır

bir belalıya çattı yattı kalktı aldattı
annesince aldatıldı pek gencecik bir kızdı
haftanın günleri cinayetler rengidir
âşık etti aldattı pazartesi ne renktir
yeşil mi aksın kanı, mavi mi eflatun mu
bir belalıya çattı yattı kalktı aldattı
pazartesi yakıldı kanı kapkara aktı


Dilara Hale

mükemmel bir canlısın sen dilara hale
sonsuzluk sen olmalıydın dilara hale
seni anlama çabam isa’yı çarmıha götürdü güpegündüz
bütün kadehlerde rakseden sendin
bütün aynalarda akseden sendin
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal

ne güzel açardı yalnızlığa soneleri shakespeare’in
ya seni tanısaydı dilara hale ölsün kocan yalnız kal
sen ki caniler yaratırsın sokaklara katil edersin adamı
bugün dünden önce geldi yarın çoktan yaşandı
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal

kırk kere söyleme oğlum ölür adam dedi annem
karım rapor tuttu hakkımda deli midir bu adam
bütün filmler eksik bütün şiirler yarım artık
seni görmeden önce nasıl delirdiler deliler
dul kal dilara hale küçük bir şansım olsun

göğüslerine dokundum o gece sarhoş muyduk
poker oynuyorduk kocan kazanıyordu
kocan kazanıyordu ben seni arıyordum
dudaklarına dokundum o gece sarhoş muyduk

dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
bütün tanrılar yalnızdır ölsün kocan yalnız kal
ölüyorum dilara hale bitiyorum yalnız kal
gözlerim bana isyan gözlerim kör olsunlar
mükemmel bir canlısın sen kocan ölsün yalnız kal

sanırım ben öldüm kocan kalleş ben öldüm
gözlerim bana düşman ellerim hep kör oldum
seni arıyordum dilara hale fotoğrafların kur’an
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
annem öldü karım öldü ben de öldüm sen de öl
sen de öl dilara hale bitsin kocan sen de öl


Seni Koklayarak

seni burnumla seviyorum
seni koklayarak

seni ağzımla, gözlerimle, ellerimle
seni koklayarak

seni kulaklarımla seviyorum
seni koklayarak

kadınlarımın en sevdiğim yanlarını seviyorum
seni koklayarak

seni yazısız, çizisiz, belgesiz
seni nikâhsız, seni cüzdansız
seni koklayarak

seni tutsakça seviyorum
ve artıkça tutsaklığım

firar kokusu alıyor burnum
seni koklayarak


Sevdalı Vapur

seni sevmek ağırca bir suçtu bilmeden
bir portakal bahçesiyle öpüşmek gibi büyük
gözlerin yatağıma giriyor desem, değil
bir mevsim diyorum versem, uzatsam ellerine baharı
içim fısıldıyor: bir gül baştan savmadır sevgiliyi

ne yapmalı?
hayli hapis duygusu ve kaçak
kendime gizlesem olmaz, ölür
nasılsa gidecek, bitecek bir gün
intihar eğilimli bir vapur bağırıyor
biri yok mu beni vurup öldürecek

suç diyorum, suç, suç, suç bu!
alevleniyor saksıda siklamen
suç, suç, suç!
susss diyor karanlıkta biri gözlerime eğilerek
yalan bu

seni sevmek çıkmaz bir sokak gibi, daha güç
daha ümitsiz kendini vurma eğilimli vapurdan

boynumda biri dolaşıyorsa kesin sensin
kadıköy vapurunda çıkmaz sokak
şunu kokla: taptaze bahar içiyor ortalık
(hayli yırtık ve unutkan)
adamakıllı bir aşk değil işte, anla!
bu da böyle olsun derken filan
zaten çekip gidiyor usulca vapur da

ne yapmalı?
seni sevmek bir resme girmek gibi, daha güç
daha ümitsiz kendini yakma çabasındaki sudan