
|
Kıs[s]aca Hakan Şenocak 28 Ekim 1961 yılında Ankara'da doğdu. Tüm öğrenim hayatı, yine Ankara'da geçti. İlk öykü kitabı Karanfilsiz'i, AÜ/DTCF Tiyatro Bölümü'nde öğrenciyken yazdı. İlk öykü kitabı Karanfilsiz (1988) ile 1987 Akademi Kitabevi Öykü Ödülü'nü kazanandı. İkinci kitabı Gülayşe Yabancının Aşkı (1990) yayımlandı. Yazmaya sekiz yıl ara verdikten sonra, 1998 Sabahattin Ali Öykü Ödülü'nü kazanan Naj (1999), Hayatta Kalma Oyunu (2001) Sevgili Nefret (2003) adlı öykü kitapları peşi peşine yayımlandı. Kore'de hazırlanan "Dünya Öykü Seçkisi"ne Türkiye'den Hakan Şenocak alındı. Hollanda'da, Kıbrıs'ta ve Türkiye'nin pek çok şehrinde öykü okuma ve söyleşilere katıldı. Bugüne kadar Varlık, Edebiyat ve Eleştiri, Edebiyat Dostları, Varoş, Milliyet Sanat, E, Vizyon ve Atlas dergilerinde öykü, şiir, deneme, inceleme ve gezi yazıları, Radikal, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet gazetelerinde ve çeşitli dergilerde söyleşileri yayımlandı. Halen İstanbul'da yaşıyor. Şiirlerini henüz kitaplaştırmadı. |
Adam
bu
şehir bana ait değil
bu ev bana ait değil
bu kitap bana ait değil
bu kadın benim annem değil
bu çocukta benden bir şey yok
bu öptüğüm kadını ben öpmedim
bu sokaklarda yürüyen ben değilim
bu içinde kaybolduğum gökyüzünde yokum
bu boğulduğum denizde ıslanmadım
bu allah, bu din, bu peygamber
bu şiir, bu cenaze, bu rüzgâr
bu çiçekler, bu acılar, bu şarkılar
bu asık yüz, bu yitik göz, bu sağır beden
bu ömür, bu surat, bu kafa
bu adam bana ait değil
bu adam bana ait değil
ama
bir gün gelir benim de aydınlanır gecem
bir gün gelir kendime de alışırım nasılsa
Bir
Pazartesi Cinayeti
incecik
upuzun dal gibi bal gibi
kapkara
gözlü aşka inanmaz bıçak taşır
jilet yiyor korkunç sevişir ölüm sebepli
ağzıyla elleriyle gözleriyle sevişir
ateş üfler büyü yapar yumuşacıktır çok serttir
her perşembe fahişe cumalarda cesettir
güvercinlerle
konuşur onla bunla yatar
bazı günler eflatundur ağzı ruj çekimli
incecik upuzun dal gibi kızdır
aşka inanmaz bıçak taşır bal gibi kızdır
annesince
aldatıldı geceydi yağmur vardı
o yalnızca yağmurda yağmurla ağlardı
aldatıldı ay ışığını babası sandı
annesince aldatıldı bütün anneler sırdır
oysa incecik upuzun dal gibi kızdır
ateş üfler büyü yapar bal gibi kızdır
bir
belalıya çattı yattı kalktı aldattı
annesince aldatıldı pek gencecik bir kızdı
haftanın günleri cinayetler rengidir
âşık etti aldattı pazartesi ne renktir
yeşil mi aksın kanı, mavi mi eflatun mu
bir belalıya çattı yattı kalktı aldattı
pazartesi yakıldı kanı kapkara aktı
Dilara
Hale
mükemmel
bir canlısın sen dilara hale
sonsuzluk
sen olmalıydın dilara hale
seni anlama çabam isa’yı çarmıha götürdü güpegündüz
bütün kadehlerde rakseden sendin
bütün aynalarda akseden sendin
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
ne
güzel açardı yalnızlığa soneleri shakespeare’in
ya seni tanısaydı dilara hale ölsün kocan yalnız kal
sen ki caniler yaratırsın sokaklara katil edersin adamı
bugün dünden önce geldi yarın çoktan yaşandı
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
kırk
kere söyleme oğlum ölür adam dedi annem
karım rapor tuttu hakkımda deli midir bu adam
bütün filmler eksik bütün şiirler yarım artık
seni görmeden önce nasıl delirdiler deliler
dul kal dilara hale küçük bir şansım olsun
göğüslerine
dokundum o gece sarhoş muyduk
poker oynuyorduk kocan kazanıyordu
kocan kazanıyordu ben seni arıyordum
dudaklarına dokundum o gece sarhoş muyduk
dul
kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
bütün tanrılar yalnızdır ölsün kocan yalnız kal
ölüyorum dilara hale bitiyorum yalnız kal
gözlerim bana isyan gözlerim kör olsunlar
mükemmel bir canlısın sen kocan ölsün yalnız kal
sanırım
ben öldüm kocan kalleş ben öldüm
gözlerim bana düşman ellerim hep kör oldum
seni arıyordum dilara hale fotoğrafların kur’an
dul kal dilara hale ölsün kocan yalnız kal
annem öldü karım öldü ben de öldüm sen de öl
sen de öl dilara hale bitsin kocan sen de öl
Seni
Koklayarak
seni
burnumla seviyorum
seni koklayarak
seni
ağzımla, gözlerimle, ellerimle
seni koklayarak
seni
kulaklarımla seviyorum
seni koklayarak
kadınlarımın
en sevdiğim yanlarını seviyorum
seni koklayarak
seni
yazısız, çizisiz, belgesiz
seni nikâhsız, seni cüzdansız
seni koklayarak
seni
tutsakça seviyorum
ve artıkça tutsaklığım
firar
kokusu alıyor burnum
seni koklayarak
Sevdalı
Vapur
seni
sevmek ağırca bir suçtu bilmeden
bir portakal bahçesiyle öpüşmek gibi büyük
gözlerin yatağıma giriyor desem, değil
bir mevsim diyorum versem, uzatsam ellerine baharı
içim fısıldıyor: bir gül baştan savmadır sevgiliyi
ne
yapmalı?
hayli hapis duygusu ve kaçak
kendime gizlesem olmaz, ölür
nasılsa gidecek, bitecek bir gün
intihar eğilimli bir vapur bağırıyor
biri yok mu beni vurup öldürecek
suç
diyorum, suç, suç, suç bu!
alevleniyor saksıda siklamen
suç, suç, suç!
susss diyor karanlıkta biri gözlerime eğilerek
yalan bu
seni
sevmek çıkmaz bir sokak gibi, daha güç
daha ümitsiz kendini vurma eğilimli vapurdan
boynumda
biri dolaşıyorsa kesin sensin
kadıköy vapurunda çıkmaz sokak
şunu kokla: taptaze bahar içiyor ortalık
(hayli yırtık ve unutkan)
adamakıllı bir aşk değil işte, anla!
bu da böyle olsun derken filan
zaten çekip gidiyor usulca vapur da
ne
yapmalı?
seni sevmek bir resme girmek gibi, daha güç
daha ümitsiz kendini yakma çabasındaki sudan