
|
Kıs[s]aca “Şiir Üzerine Açıklamalar I. II. III. IV. V. VI. Hasan Öztoprak 17 Aralık 1957'de İstanbul Balat'ta doğdu. Sonradan
Marmara Üniversitesi'ne dönüştürülen İİTİA Siyasal Bilimler Fakültesi'nden
1982 yılında mezun oldu. On beş yılı aşan politik faaliyeti sürecinde
defalarca gözaltına Şiir kitapları |
| O Hayalle Kal (1991) |
| Sanırım Hiçbirimizin Fark Edemediği Bir Sarsıntı Oldu (1993) |
| Ağıtlar (1996) |
| Ey Aşkı Anlayanlar (toplu şiirler, 1999) |
| Kırklar Kitabı (2002) |
"Gitmem
Gerek"
Orhan
Alkaya'ya
Yıl
1984'dü, bir kız tanıdım
Işıksız ve havasız bir hayata
Ama daha çok sessizliğe - belki de sarı bir sessizliğe -
Mahkum edilmişti:
Kaçaktı
Sarı
saçları, sarı bir teni vardı
Gözlerinin akı sarıydı
Sözler sarı sarı çıkardı ağzından
Yavaşca
dolaşırdı evin içinde
İstese de tüy adımlarını ağırlaştıramazdı
Zorunlu bir mesafe girmişti
Gün ışığıyla arasına
İkimiz
için bir şiir yazmıştım
O şiir hiç yayımlanamadı
Adı "Gitmem Gerek"ti
Gidemedi
bir vakit
Ben zaten gelemezdim
2004'te
Yani yirmi yıl geçmişken aradan
Şunu anladım sevgili Orhan
Gidememek insanı âşık eder
Hayale itermiş
Dediğinin tersine
'hayalleri içinde sıkışan'
Hiç de tehlikeli olmazmış
Olmadı
Şimdi
Huzura yaslayıp alnımı
Şiir yazma(ma)ya çalışıyorum
Gitmeye
Hayale
Aşka
HEPİMİZ İÇİN CEHENNEM
vakit yok her şeye yeniden başlamak için
heyecanı kalmadı nefes alıp vermenin bile
insan
ruhunun, İsa'dan bu yana çarmıhtan kurtulamadığını,
bugün artık o çarmıhın hepimizin vicdanı olduğunu biliyorum
vicdansa
çaresiz bırakıldığımız bir akşamdır
sabahı olmayan bir akşam
birbirimizden başka, hatta kimsenin kendinden başka
çaresi kalmamışken
sıradan bir akşama mahkûm olduk
yürüyerek
çıkıp gidebileceğimiz bir odada
görünmez kapılar tutuyor bizi
dokunmanın
şefkati şehvete (şiddete) dönüştüğünde
her şey bitmişti
şimdi bu şehvet hepimizin cehennemidir
iki bin yıldır bu cehennemde yaşıyoruz
başka bir cehennemin korkusuyla
her
yeni günü ilk gün,
her yeni sevdayı ilk sevdamız sanarak
şükrederek
yanıyoruz kızgın ateşlerde
ihtiraslarımız ve korkularımızla
acı duymayı bekleyerek
ne mümkün İsa'dan sonra acı duymak
HURUF
az
önce bir yakınımı daha kaybettim uzak bir yakınımı
rengârenk bir hayatı vardı, karıştı önceki hayatların rengine
böylece, kayboldu sureti tam da arayışları çare olacakken bize
sonra
gün ağdı; uçurum içinde bir sabah
uzak bir doğu şehrine uzak bir hayal doğdu: ben Huruf diyorum.
sığamıyorum bu şehrin sığdığı gibi dağların gölgesine
arada kaldı hayatım, oysa temiz bir hayattı
avucumda
uzun bir çizginin izleri
hayat vadeden bu cizgi şimdi kanatıyor beni
sabah oldu, ben aynı yerdeyim
sabah oldu, bu hep olur:
şenlikli
olanı arıyorum, bir adam başka ne ister ki
ama kendimi arıyorum, bir adam başka ne ister ki
VAY
HALİNE İÇİNDE VİCDAN TAŞIYANIN
kutsal
bir gecede doğdum herkes gibi
sonra karanlıktı dünya
saklı bir kıyametle doğdum demek ki
dışardan gelen sesleri duyamadım içimdeki gürültüden
yarama dokundum ama acı vermiyor bana
yıldızlar
yanıp yanıp düştü geceme
düşsün! ben, ışığa doğru yolculuk yapamam zaten
bir
şafak söker, belki de çaresizlikten
gidilmez yollara düşerim, taşınmaz dualarla
ağacın parçasıyım, esirim ve tek başımayım
(binlerceydik ama ne gam, sararmıştık)
çaresiz bir yol açıldı ama çaresiz
varamadı içimdeki karanlığa hiçbir ışık
belki
bir çöl doğar bende de
doğsun! çöller vicdanıdır ya yeryüzünün
vay haline! içinde çöl yerine vicdan taşıyanın*
* "Vay haline! İçinde çöller taşıyanın" -Nietzsche
SEMT
ŞİİRLERİ
Babam için
I.
Topaçlar çevirdim güneş dönüşlü, hayretim söndü
şiirler kazıdım derme çatma taraçalarında,
deva olmadı yine de yangın sofrasına dönen bedenine
Haliç, geri çek sularını, uykularıma sürme saçlarını.
Çakırkeyf
uyanır Balat
kendi sabahında
ilk aşkıma tutsak olurken
ıslak öğütler sürerken üstüme
düşman oldum sana, üşüyorsam
sendendir ve kendine saklı birçok el: kaytan beyazı.
Şimdi
hangi meydanına dikebilirsin Biracı Ali'nin
cesedini, hangi ahşaptan fırlayabilir balıkçı Niko'nun
yüzü ve serseri bir yürek taşıyorsam bugün
fırlatıyorsam onu kimsenin farkına varmadığı bir çöplüğe
Ali'nin ve Niko'nun gökyüzüne üfürdüğü dumanın
ruhumu azdıran etkisiyledir.
Fırlama
oğlu İstanbul'un: Haliç, tasa etme
iki yakan bir araya gelmese de
karşı koyabilirsin dukasına gökdelenlerin
bıçkın bir delikanlısın sen
bir poyraz çıkmaya görsün
kaç çocuğun var kendin gibi
Balat! Kızılderili baltam benim
çağırsan gelirim yokuşlarını soluksuz yutmaya
sana talihsiz bir kader sunmaya.
Çamurdan
bir kalp ve işte encam:
Âlem bitti. Tarih bitti.
II.
Ruhumdaki gökyüzü açığa çıktı.
Kana
bulandı gözlerim, köşelerinde Zülüflü Sokağın
izmarit tarlasına dönerken kaldırım taşı
saçlarım bulutlara karıştı
kalbimi tortop yapıp yuvarlarken sevgiliye
cümlesiz mektuplar yazdırdın bana
puşt çömezlerine çiğnettin bedenimi.
Karşı
koymayı öğretir her semt kendi çocuklarına
kendisine bile
bir yokuş tırmanır başka bir yokuşu
bir tuzak başka bir tuzağa gebe
kendi semti de tuzak kurar insana.
Draman, tombul memeli kadın şükran borçluyum sana.