
|
Kıs[s]aca Güngör Tekçe 17 Eylül 1937'de İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni ve İÜ Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. 1965'te TRT İstanbul Radyosu'nda metin yazarı/program yapımcısı olarak göreve başladı. 1973'te TRT İzmir Radyosu'na Tiyatro Yayınları Müdürü unvanıyla atandı. Kasım 1998'de yöneticiliği bırakarak program yapımcılığına ve TRT İstanbul Radyosu'na geri döndü. Bu görevi sürdürüyor. Kültürel ağırlıklı radyo programlarının yanı sıra, yazdığı radyo oyunlarından bazıları TRT-1'de yayınlandı. İlk şiir ve çevirileri Galatasaray Lisesi'nde öğrenciliği sırasında yayımlandı (1956). Uzun süre dergilerde görünmedi. 1990'lı yıllarda Varlık, İnsancıl, Öküz, Papirüs dergilerinde yeniden şiirleriyle görülmeye başladı. "Kadınistan" adlı şiiriyle, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nce düzenlenen "kadın" konulu yarışmada kazandığı mansiyon da bu yıllara rastlar (1991). 200l Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü "Yayımlanmamış Dosya" dalında "Seğiren" adlı dosyasıyla aldı. Şiir kitapları |
| Sabah mısın (1994) |
| Büyüklere Kuşlu Mektuplar (1996) |
| Kuşlu Mektuplarım Döndü (1996) |
| Seğiren (2001) |
Asfalt
Siz herşeye
başka bir şey diyorsunuz
Gökyüzü mum yakıyor
Siz şimşek diyorsunuz
Bir dal bir dalı özlüyor
Siz rüzgâr diyorsunuz
Suyun dibinde bir çocuk ellerini çırpıyor
Siz dalga diyorsunuz
Siz herşeye
başka bir şey diyorsunuz
Sevmiyorsunuz ölmeyi
Dans ediyor diyorsunuz
Oltanızın ucundaki balığa
Siz herşeye
başka bir şey diyorsunuz
Kızgın bir şey döküyorsunuz üstüne
Canı yanıyor toprağın kaskatı kesiliyor
Asfalt oldu diyorsunuz
Bu sözü hiç bilmiyorum
Asfalt
Asfalt
Bir kuş düşmüştü düşümden
Üstü asfalt
Gül
Eski bir sabah
geldi
Düğmesini iliklemiş
Terbiyeli
Gülümüzü unutmuşuz
Getirdi
Çaylar söyledik
kahveler
Ortak tanıdıklar bulduk
Bir ikindi altmışlarda saat beşte Kızılay'da
Yetmişlerde çok yağmurlu bir gece
Kuşluk vakti seksenlerde sürek avı
Hep karanfil hep karanfil
Gülü nasıl da incittik
İzin istedi
kalktı
Sözü varmış bir gelecek sabaha
Bütünlendik
Havada yanık kokusu
Repo faiz gül senet çek
Biz zaten hep güzeldik
İbtidâ
Geçer kandiliyle
zaman
Ayağını sürüyerek
Hangi suların altında şimdi
Gecenin seslerini indirdiğimiz liman
Ölüleri çoğaldıkça gemileri azalan
Biz değil miydik
ibtidâ
Bir balığın salladığı beşikten
Yaban toprağa kayan
Biz değil miydik yamayan
Eksildikçe gökyüzünü yıldızlarla
Fosilleşmiş
yaprağın taştaki hışırtısı
Zaman
Sevgili zaman
Okuduk notalarınızı
Uçtuk gözlerinizden
Bir iyilik gibiydiniz
Karşılama
Sabah mısın
Uzun yolda gördüm seni
Kurtlanmış çikolatanın bodur ağacın ardında
Sıcaktı kırdı bahardı
Doygun ve kalıcıydı
gecenin piyadeleri
Bekliyorduk
Bize dönüktü atları
Uzamıştı yüzleri evlerimize kadar
Sessiz ve kalabalıktık
Nasıl geldin
Ayrıntısız uzantısız doğrudan
Uyardın esneyen boşluğumuzu
Yabanıl kuşları
gördün ve kavimler göçünü
Toprağın titrediğini
İlk bebeği ve çığlığı
Çivilenmiş yalnızlığı buzul ormanlarında
Ve doğacak olanı doğmamışın karnında
Nasıl sıyrıldın
elinden bilgenin ve ozanın
Sonluya dönüştüren sonsuz değişkenliği
Kıstırıveren usuldan
Mavi yeşil ve kırmızı sözcüklerle
Sofrayı kurduk
kaldırdık
Sakladık zeytinini
Yirmi mumluk ampullerde garlarda
Ambarında geminin
Biraz şaşkın
Ne de olsa çizgidışı bir dölünden gecenin
Bakmayı bilmez kendine
Acıkmıştır şimdi dedik
Ne çok armağan
getirdin bize
Şöyle bırak yarım kalmış şiiri
Yakalanmamış bakışı
Çözülmemiş yazıtı da
Çiviye asabilirsin sisi
En çok korkunun bir de sevinin kıpırdandığı
Karanlık çağlardan beri
Sabah mısın
sabah mısın sabah mısın
Sen o musun
Nehir
Kırlıktı
Nehir vardı
Birisiydi
Unuttum
Nehir
İçinden geçerdi
Bana doğru akardı
Toprakta dikilirdim
Hep boyumu aşardı
Bin yıl önce
miydi
Ya da dün müydü
Nice ölü
Kütüklere tutunarak
Pazartesi miydi çarşamba mıydı
Döne döne vurmuş dibe
Nice aşklar
Nice sözcük
Yıkanarak
Saat on muydu oniki miydi
Çığlık çığlığaydı su kuşlarıydı
Teğelleyip uçlarından geceyi
Güneşe sermişlerdi
Rimelleri akmış yaz'dı
Soluğunu bir kamıştan üflerdi
Kimdi yürüyüp geçen sulardan
Ben miydim
Birisi miydi
Unuttum