Gülten Akın
Gülten
Akın
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca

“Şiir yazma, bir üretim eylemidir. Ozan ise üretimci. Bu üretim eyleminin bir de tüketicisi var: Okurlar. Şiir, kitap ve dergi biçiminde somutlaştığında meta (mal) olmuştur. Satılır, alınır. Ürünün metalaşma süreci, bir eyleyicinin daha oyuna girmesini gerektirir ki, bu yayıncıdır. Üç bacaklı sandalyeye benzettiğim bu süreçte her bacak işini geregi gibi yaparsa, üretim oluşur ve sürer. Değilse biter.
Sorabilir miyiz? --anaparasal üretim ilişkileri çerçevesinde-- ürün metalaşmadan var olabilir, varlığını sürdürebilir mi? Geçmişin üreteni belirsizleşmiş halk şiirlerini, mânilerini düşünürsek, buna olumlu yanıt verebiliriz. Ama, bu ürünlerin başlangıçta bir söyleyeninin bulunduğu da kuşku götürmez. Zaman içinde iyesi unutulmuş şiir, mâni kamunun olmuştur. Çagdaş ürünler içinden bir bölüğü de gelecekte aynı biçimde kendini sürdürecektir. Yazanının adı unutularak.
Araştırdığımız, üstünde düşündüğümüz her konu bir yerde temellenmeye zorlar bizi: Üretim ilişkileri.
Günümüzden geriye dogru giderken degişen ve artık yok olan bazi ilişkilerin çeşitli özelliklerine rastlıyoruz. Feodalite döneminde, saray, konak ozanlığını, ozanına geçim sağlayan gezginci halk ozanlığını görüyoruz. Daha eskilerde ise, üreticisini büyücü; topluluğun saygın kişisi yapan, bir de ona yönetimsel erk sağlayan şiire ulaşıyoruz.
Öyleyse şunu saptamış sayabiliriz kendimizi: Şiir üretim ilişkileri içinde doğmuş, sürmüş, bu ilişkilerin değiştiği dönemlerde şiir-meta iliskileri de değişim geçirmiştir. Ta günümüze dek.
Eski bir ozan geleneğidir sanıldı: Onlar şiirlerini yazsınlar, az konuşsunlar, düze inmesinler. Yok -bu bir gelenek değil- bir kuraldır. Üstelik ozanın da değil... Kim unutturmaya çalışırsa çalışsın, biliyoruz, ülkemiz şiirinin geleneğinde işlevsellik vardır, halk için, hayat için. Bu işlevselliğin bir sonucu da, ozanın neyi, niçin, kimin için yazdığını vermesi. Düze inmesi - bir sis çanı gibi uyarıcı olması...”

Gülten Akın

23 Ocak 1933'te Yozgat'ta doğdu.

Ankara Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Eşinin kaymakamlığı nedeniyle bulunduğu Gevaş, Alucra, Gerze, Saray ve Kahramanmaraş'ta vekil öğretmenlik yaptı. Türk Dil Kurumu'nda çalıştı.
Şiirleri Hisar, Türk Dili, Mülkiye, Varlık ve daha birçok dergide yayımlandı. İlk kitabı Rüzgâr Saati'yle 1955 Varlık Şiir Ödülü'nü; Sığda ile 1965 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü; Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı'yla 1971 TRT Şiir Ödülü'nü; Ağıtlar ve Türküler'le 1977 Yeditepe Şiir Ödülü'nü; tüm şiirleriyle de 2008 Erdal Öz Edebiyat Ödülü'nü aldı.
Şiir üzerine yazılarını Şiiri Düzde Kuşatmak (1983) adıyla kitaplaştırdı. 42 Gün'de (1986) ise kısa anlatılarını bir araya getirdi.

Şiir kitapları

Rüzgâr Saati (1956)
Kestim Kara Saçlarımı (1960)
Sığda (1964)
Kırmızı Karanfil (1971)
Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı (1972)
Ağıtlar ve Türküler (1976)
Seyran Destanı (1979)
Seyran (Bütün Şiirleri, 1982)
İlahiler (1983)
Sevda Kalıcıdır (1991)
Sonra İşte Yaşlandım (1995)
Toplu Şiirler (Bütün Şiirleri, 1996)
Sessiz Arka Bahçeler (1998)

 

AYVAZ AĞIDI

Basmış da gölgesi çökmüş de sisi
Şu karşıki dağlar Köroğlu dağı
Kesti ışığını Bolunu beyi
İki kaşın arasına ay düştü

Su yürümeyince, dağ uçmayınca
Sevdiğn Şirini sarabilmezdin
Oyun oynar gibi ölüme gittin
Gencidin tezidin sıra bilmezdin
Biridin peşine bir alay düştü

Palazıdın şahin gibi konması
Dostları ardına varır sanması
Yol olmuştur en yiğidin yanması
Bu ateşten sana çokça pay düştü


ELLER İLAHİSİ

Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanda el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabahadek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya

Görsem ellerini oğlumun
Ardında bağlı durmasa
Kalmasa Alucra sisler içinde
Gevaşa kurtlar inmese
Cano kızak yap oğluma
Uçar gider göle doğru

Çığ düşer, Artosa salma
Ellerini görsem oğlumun
Dizgini tutarken atının üstünde
Sağrısı yelesi al ürpermede
Ferhan usul usul titrese

Ellerini görsem oğlumun
Yeşil söğüt dalını incelikte
Kuş sesleriyle değiştiğinde
Beş yaşında çalışkan ellerini
Uçtu gitti kitapların ardında
Uçtu gitti kalemlerin ardında


GÜZ

"Güz geldi. Gözlerim karmakarışık. Körüm ben
Güz geldi. Bunu saçlarımın döküldüğünden.
Derler ki yaylada doğmuşum, denizin ardında
İniştir, yokuştur, geçer dizlerimden."

Gazel düştü Derelere ay yarim
Kavga bitti. Silahını duvara as
Başladı Ocağın kırallığı, Ormana git
Baltanı al köşeden, Çocuklarımızı öp.

"Uçurum salıvermiş göğe aşağıdakiler, havasıdır.
Çocuklar aşağıdakileri okuyor, ben körüm
Ne güzel kokuyor Gazeteleri Kitapları
İnsem bir koklasam kendileri nasıl"

Ben burada bağlıyım ay Yarim
Körüm ve Yaşlıyım otuz yaşında
Çocukları al, in aşağıya
Dileğimdir, onlar görsünler

"Güz geldi, açıksın Yarim Yarim
Ben neyse, ben körüm. Dereden öteyi bilmedim
Ama bilirim bir koca yaz çabaladığımız
Patatesin sana bir parça şayak etmediğini"

Sor bakalım adam diye Kaydımız var mı?
Ben körüm, biz eski, Çocukları yazdır
Patatesi alıcıya götür ver yirmi beşe
Eşeğine bin türkü söyle dönüşte

Dünyalık şeylere dünyanın parası gerek
Oysa topraktan çıkardın yirmi beş liracık
Kefenimizi al, sabununu lifini unutma
Bir cennet ayırt Hoca parasıyla birlikte

"Bu güz öleceğim. Bütün işlerimi bitirdim
Derede yıkandım. Cevize tırmandım. Kuş ürküttüm
Kaçırdılar on iki çocuk doğurdum. Beledim gözledim
Oğlan everdim. Kız yetirdim. Otuzuma vardım"

"Ağlama kız, deme incinirim yar yar
Ben ağlamam dağlar taşlar ağlasın
Körüm, çelimsizim, göğnüğüm, hastayım.
Sebebolanları nerde bulayım
Adamdan içerli kuşlar ağlasın"


OYUN

Bazı adamların aşk
Bazı kadınları sokaklardan
Çekip alması karanlığa

Bazı kadınların aşk
Üşüyen burnunun kulağının
Parmak ucunun gözkapağını
Öpüle hohlana ısıtılması

Bazı adamların kadınların
Aşk yürüne yürüne yıpranmış
Ayakkabısının havasından
Günde yaşamasından kurtulması

Ama dışarda bir izmarit
Bir deniz bir ağ bir sandal
Bir akşamüstü seyredilecek

Ama dışarda geçilecek
Bir köprü elinden tutulacak
Bir çocuk tutup sallanacak
Bir erik dalı -Bir erik dalı-
Ama dışarda -Ben anlatamam-

Bazı adamlar aşkı
İtip odalara karartır
Bazı kadınlar için aşk
Şöyle bir rüyasız sere serpe
Şöyle bir korkmadan uyumadır

Onlar deniz nedir bilmezler
Ağaç ne serin ne mavi ne
Oltanın ucunda balık nedir
Bilmezler bilseler yaşarlardı
Onlar iş oynarlar sevgi oynarlar
Üstü örtülü giyinik utançla

Deniz kıyısında -Adam sende-
Masalar halılar varken yorgunluk
-Ayıp yorgunluk başkaları-
Gece baloda süheylâlar..

Ama dışarda yağmur var
Bir yaz sonu sıcağına karşı
Ama dışarda toprak serin
-Taze bulgur pilavı kokulu-

Ama dışarda -Ben bilmem-
Tutabilseniz bir dönemezsiniz


TELEZAMAN

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa

Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı

Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın dmarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor