Bozan Yaman
Bozan
Yaman
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
"Öznelliğimizi, başkalarının öznelliğiyle buluşturma çabası olarak görüyorum şiiri. En azından, yazdığım şiirlerin böyle bir çıkış noktası olduğunu söyleyebilirim. Başkalarının öznelliğiyle buluşma girişimi olarak şiir; yaşamı daha katlanılır, dünyayı daha yaşanır kılma amacını da içerir benim için. 'Başkaları' için değil, ama başkalarını da gözeterek yazıyorum yani."

Bozan Yaman

11 Ağustos 1964'te Suruç'ta (Urfa) doğdu.

Ortaöğrenimine iki yıl ara verip (1980-1982) Almanya'ya gitti. Yurda döndükten sonra Ankara Üniversitesi DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1987'de mezun olarak öğretmenliğe başladı; sürdürüyor. Milliyet Sanat, Yarın, Parantez, İnsancıl, Dize, Berfin Bahar, Yeni İnsan, Agora, Edebiyat Gündemi, Şiir Ülkesi, Bahçe dergilerinde şiirleri ve yazıları yayımlandı.

Şiir kitapları

Aydınlıkkapı (1989)
Öbür Yanı da Ateş (1994)
Irmakların Ev Ödevi (2001)
 

 

Dinmeyen Sızı

Koyup kaçtığın yerden
Kuşlarını uçurduğun hedefe
Dinmez bir sızı taşıdığını
Öğreniyorsun yaşadıkça

Yaşadıkça şaşırmıyorsun artık
Başaktaki süte
Renkten renge girmesine gökyüzünün
Çelikten sabrını kullanıyorsun zırh olarak
Yaşamın acımasızlığına karşı

Kalım haberini alarak dostların
İçini yakan ölümler arasından
Öğreniyorsun yanındakinin yokluğuna uyanmayı

Yaşadıkça öğreniyorsun
Göğüs kafesinde çırpınanın
Yaşama güveyi girdiği günle birlikte
Ölümün yağmuruna payanda duran
Bir göçmen kuş olduğunu

Gittiğin yere gitmekle taşıdığın bu ömrün
Kalma olasılığıyla tedirgin
Gitmelere binbir gurbet türküsü yükleyen
Bu yorgun duruşunun
Ölümün dörtyol ağzında
Öyle bir duruşu olduğunu yaşamın

Öğreniyorsun yaşadıkça


Geçmişin Çizdiği

                                   Ninemin anısına, babama

Bir göçü sığınak yapmıştı
Birini konak yeri düşlerine
Yorgun bir ömürden tren
Güneşten bir yatak incecik bedenine

Tarlalarla üşümüş dalsız duldasız
Güneş ara verdiğinde yürüyüşüne
Sonra bir çobanaldatanla aldanmış
Kar altında başlamıştı türküsüne

O gitti yönü değiştirilmiş bir ırmakta yüzerek
En çok burnum sızlıyor şimdi
Gurbetin depremiyle gözlerimde buluşan
Uçurumundan sılanın

Soldu kanımdaki mavi aydınlık
Geçmişin avuçlarıma çizdiğinde yüzüyor
Mevsimlerle eskiyen sızılı belirsizlik

Göğsümdeki güvercin taklasına sert esen rüzgâr
Şimdi uzun ikindiler boyunca
Sık dişli bir tarakla tarazlanıyor kalbim
Ömrümün kumaşından yırttığın ağıt sende kalsın
Sende kalsın önüne katıp götürdüğün yaprak
Silindi madem soyunduğum en sıcak geçmiş
Annemin ardında bıraktığı
Soğuk karanlığa değil de
Hangi mevsime istersen göm beni


Öbür Yanı Da Ateş

Bir kez de onuru çiğneniyorken
Şarap reklamlarıyla üzümün
Kırık bir asma dalının
Saralım yarasını
Yanımda kal

Bir yanı ateş dediğimde yaşamın
Yaklaşıp hiç kimse
Su eklemediği için öbür yanına
Eksilerek tamamlıyor yaşam
Alıp yaralı yarım tümcemi

Kal yanımda

Bir çocuğu saçlarından öpmeye
Suyu buluşturarak yaşamın ateşiyle
Dönüştür şu cehennemi


Şairin Diyalektiği

1

Şairsen oğlum
Her koyun senin bacağından asılır

Anlat onurlu çelişkisini
Ölüme giderken peşinden sürüklüyor olmanın
Diri bir güzelyaşama umudunu
Anlat bizi gönendir

Söyle hüzünlendiğini saklama
Onu da güzelleştir şair-sen
İstersen yalan söyle
Ama ne yap et bizi inandır


2

Mehmet Oğuz'a

Coşkuyla bağırarak söyler sesinin çıkmadığını
Çünkü şiirdir en uzun konuşması

Nice çiçekler solmuştur kalbinde
Ondandır elini koyarken göğsüne
Bir yaraya dokunur gibi olması
Oysa hüzündür en eski yarası

Delirtecek onu
Adam olmayan adem enflasyonu
Çünkü dostluğu kapitali değil
Onun tek kapitali ise dostluğu

Şaşırtır karışık aşklarıyla beni
Bilmem eskisi mi yenisi yenisi mi eskisi

Bir cebinde ateşten şiirler taşır
Biri boş tabancalarla dolu
Birini doldurup bir gün şeytan

......

Düşündükçe kafam karışır
Düşündükçe uykularım kaçar

Beter olsun koca Ortadoğu
Acılara ağulara kan ve baruta yer var da
Bir bizim başımıza kardeşim
Bir bizim başımıza (mı) dar


3

Göçebe çingene yüreğimin prefabrik yaşantıları
Bir çiçek ömrünce süren ve sonra biten alışkanlıkları
Her güne bir yıldönümü düşürüyor yaşadıklarımdan
Kaç yıl yaşadım / yaşadım mı yaşadıklarımı
Yaşayacak denli yeni baştan

Bir şehri bıraktığımda anlamaz beni çocuklar
Dönsem bir akşam aralasam içerden çocukların içindeki perdeyi
Dokunsam çocuklardaki rüzgâr çan ve güneşe
Dağılır mı ufkumu saran sis
Değişir mi kalma kararındaki cüzzam
Ve gözle görülür tomurcuklanma gitme ağacındaki
Silip bir bir takvimden
Konukluk ve yolculuk zamanlarımı
Eklesem yerleşiklik tarihime
Azığım çantam ve gitme sevincim yerine
Kalmanın ve güneşe doğru yapraklanmanın
Direngen dinginliğini

Çocuklar anlar mı beni

Emekliliği garanti yerleşik ve sigortalı yaşam
Bir aşkın güzelliğine bağlanmak güzeldir diyor
Güzelliklerin aşkına bölünmekten
Benim etinden yiyerek yaşayan tedirgin gençliğimse
İnanmıyor henüz at görmemiş bir çocuğun
Koşarken atlara öykünebileceğine


4

Birkaç solgun anıyla birlikte
Diz çöküp küçük kalemlerle
Sayfaları karaladığım yıllardan
Annemin gözyaşlarına bulanmış
Ayrılık ve özlem türküleri
Benim kimsesizliğimin ürpertileriyle
Uzayan masal geceler
Bir gidenin ardından ilk ağlayışlarım
İlk hıçkırıklarım
Aşk derdinden çok önce tanıştığım
Yoksulluk acısı ve alfabe çetini günler
Geri geldi bir yalnızlık akşamında
Usulca çıkıp üç numara tıraşlı fotoğraflardan

Geride çırpınan yaralı bir kuş
Anımsandıkça ağlanan
Bir geçmiş değil benimki
Ama
       kadife kanatlı
                       kuşlar da
                                uçuramadım geleceğe
Bir yandan ateşler ekildi ardımdan
Yalınayak geçtiğim yollara
Öbür yandan kefenim oldu taşıdım yüreğimde
Koşarken geriden çağrılma korkusunu

Süt taştı anne ateş söndü çoktan
Birer birer öldü bütün kuşlarım
Yeniden yeniden onarır gibi
Bir yanından kararan eskiyen günlerimi
Üfleme tutuşturamazsın çocukluğumun küllerini

Küller değil
Yavru bir kuşu büyütüp ölmüş kuşlarımın anısına
Ağlamadan ölümüne katlanmayı öğrenmek
Daha iyi ilaç olur gençliğime


5

Hiç takvim kullanmadığı bir başıboşlukta
Çınarlar selviler kavaklar dikti önceleri
Acı biberler fesleğenler ekti uzadıkça yollar
Sonra kır çiçeklerini sevdi mevsiminde

Bir saat ve bir takvim aldığı gün kendine
Bir günlük çiçekler aradı bahçıvan
Buldu ama koklayamadı doya doya
Bütün kokuları ve tatları yitirdiği gün
Döküp yapraklarını solduğu gündü gençliğin

Bahçıvanın son sözleri:
Ömrüm bir günde açılıp solan çiçek
Aynı güne denk getiremedim mevsimini
Yapma çiçeklerde bal arayan yorgun yürek
Yanlış dolaştın geçmişin bahçelerini


6

Yanlış yaşadığına bahaneler uyduran
Solgun bir çiçek değilim
Paslı kilitleriyle dünyanın
Güneşe kapalı kapılarının ardında

Tuzum belki ağızda uysal
Yarada ateşten tadı olan
Güneşe giden yolunda çiçeklerin
Çatlayan bir taşım ortasından

Güneşle rüzgârı oynaştıran salıncağa ip
Paslı kilide anahtar olsam
Kirli suları gizleme özverisiyle nilüferlerin
Ağlasam içime ışık yağsa dışıma yağmur

Çıkrığı kırık bir kuyuyum oysa
Acıyla ve/dalaşıyorum her anla
Yaşamın tuzu küle dönüşüyor dilimde

Yan etkisi intihar girişimi ilaçlarla
Katlanmaya çalışıyorum zamana


7

Dünyanın uzaydan bile çekilirken fotoğrafı
Poz verircesine durmaktır yazmak
Gökyüzünde çıplak yürümek ya da
Herkes durmuş bakarken gökkuşağına

Yaşamın ufkunda ebru yangınları tutuştururken
Gidilmemiş denizlerin şafağı
Gecikmeyi silmek için zamanın haritasından
Çatlatmaktır atını sürüp uçurumlara uçurumlardan

Gece duman olup tütünce şehrin bacalarında
Dağda odun kesenlerin yanık türküleri
Vardiyanın yorgun çeliğinden
Karnında bıçak dansları başlar şairin
Okunaksız bir gömü haritası
Kanatır kemirgen çağrılarıyla uykularını

8

Ayçadan dolunaya
Yapraklanarak seyrini dünyanın
Binlerce yıllık ömrünü taşın
Yuvarlandım çakıla geldim

Kuşlarla ilgilendim bir zaman
İçimdeki göle konup kalkan turnaların
Her seferinde vuruldu biri / uçamadım
Yağmurlarda çürüdü tohumum
Çiçeklerle açamadım
Döndüm insana geldim
Anlayamadım/diyemedim


9

Mademki doğmuşum
Yaşarmışım bir iç kanama olarak

Boşuna sorma artık bana
İstasyon neden bu kadar uzun yazılır
Tren bu kadar kısa

Yanıtını bilsem
Aramazdım yaşamın anlamını
Ölüm masal olsa
Anlardım belki
Yaşamın tekerleme olmasını


Yaralı Yangın Geceleri

Biçimlere sığdıramadığım
Kaçıncı kaçış bu unuttum
Kaçıncı çıraklık
Bırakıp bırakıp
Yeniden başladığım

Daha şafağında kirletilip tüketilen
Her akşamı ölüm taslağı günlerde
Yeni yangınlar tutuşturdum
Bir öncekini söndürmek için
Geçerken konakladığım
Yolüstü uğraklarında

Küçük oyunlarda sınanan
Sırat dostluklardan uzakta
Alnında mendil kurutuyorum şimdi
Çıkışsız sayıklayan yalnızlığımın

Hangi sokağına sapsam gecenin
Hiç kimsenin yüreği
Açık değildir bu saatte