
|
Kıs[s]aca Bâki Ayhan T. 15 Nisan 1969'da Adana'da doğdu. Gerçek
adı Bâki Asiltürk. 1985'te üniversite okumak için İstanbul'a
geldi ve bir daha da bu kentten ayrılmadı. Şiir kitapları |
| Sevdalar Tünemiş Şu Yüreğime (1985) |
| Hileli Anılar Terazisi (2001) |
| Uzak Zamana Övgü (2003) |
BİR AŞKIN BAŞLAMASI
bir
aşkın başlaması:
ruhla yontulması sert bir ağacın
bir
anahtar sessizce açar doğayı
bir la sesi başlatır fırtınayı
çeker bıçağını hırçın rüzgâr
hızla çevirir yıpranmış sayfayı:
bir aşkın başlaması
ne
süzülürse içine ince bir dalın
serinlikler onu gezdirir yüreğinde
son ışığın peşinde olan yolcular
yaşamı asarlar günün ucuna
kısık bir sesle başladıkları şarkı:
bir aşkın başlaması
kendini
ıssız zamanlarda yitirip
ışığın sonunu arayanlar
yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman
bütün bildiği budur hayatı anlayanların
yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:
bir aşkın başlaması
unutulan
her güzellik geçmişe karışmaz
yeni güzelliklere eklenir bazısı
bu yüzden en güzeldir en son sevilen
bütün güzellikleri kendinde birleştiren
ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları
bir güz sabahı kapınıza getiren!
böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması
uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince
kadının ayakları suya değince:
bir aşkın başlaması
ipekler
altında kabaran göğüslerin tadıyla
gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları
bütün bir hayatı içerecek,
o garip hışırtının böceği aranacak her köşede
anlamsız sayılacak sonra
ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...
eşyalar birbirine karışmış
mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak,
böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:
bir aşkın başlaması
yeni
şeyler ezberlemenin yanlışlığı
bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı
gümüş bir gemiyi getirmek diplerden
savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak
doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken
gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması
zamanın akışını hızlandırmak:
bir aşkın başlaması
en
sonra:
birdenbire eski yağmurları anımsamak
kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında
okyanusun esnek akışlarında
altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak
en eski çağların güne kavuşan hızında
yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması
kalbin yenilgileri kanıksaması
enginlere açılması gülümseyerek
titrek günler içinde kırışmalarla:
bir aşkın başlaması
DERİN
GÜRÜLTÜSÜZLÜK
sakin
olmayı öğrendim senden
duru sulara bakmayı
bir ermiş gibi pas tutmuş kapıların ardında
kendimle buluşmayı
sessiz
kalmayı öğrendim senden
sevinçlerde ve büyük acılarda
yerine ulaşmayan bir mektup gibi
kendime dönmeyi
soruları
cevapsız bırakmayı öğrendim senden
bir budala gururuyla dolaşmayı anılarda
yeri unutulmuş,
hiç umulmayan bir yerde bulunmuş
yanlış ağaçlarda bitmiş yapraklar gibi
yabancılaşmayı
zamanı
hissetmemeyi öğrendim senden
küçük hırçınlıklarına yenilirken insanlar
sessizce girdim ve öyle çıktım içinden
ateşler içindeyken
susuzluğumda yangınları içerken
bu
derin gürültüsüzlük
senden
DERİNLİĞİNE
BÜYÜR BAHÇELER
biriktirdiğin
lirik gülüşlerini
atabilirsen at artık içine
derinliğine büyürmüş bahçeler anladın
derinlerde arıyorsun gizli bahçeyi
kurtardığın
bütün güzellikleri
çağın epik torbasında unuttun
sahnenin boşalmasını bekliyorsun
biliyorsun cinayetlerin sırrını
aldatmaların sebebini
kanın en bilinmeyen rengini
tanımış olmaktan korkuyorsun
günün
anlam ve önemi
tükeniyor aşkın ardından bakarken
birbirini kesiyor yüzlerimiz
herkes bir sessizliğe dolduruyor kendini
mutluluk kimsenin tırmanmadığı bir dağ
yalnızlık ucuz bir roman oluyor
anlaşılmıyor gizli bahçelerin derinliği
GÜRÜLTÜLÜ
GEMİ
"meçhule giden..."
aşktan
kaldı bu:
yalnız bir gemi!
ıslanınca
sallanamaz kâğıt mendiller,
dökülen hayatın parçaları
bitişir
bu ayrılışta
gürültülü gemiye
gelmemiş
demir atmak zamanı
öpüşmeler darmadağın
yalnızlığın geçilmez okyanusunda
gözyaşlarının tuzunda
işte gürültülü gemi
kimse
memnun değil yerinden
gemiden başka
böyle çalkantılı okyanusuyla
kimi çağırıyor aşka
ve tek başınalığa
artık
itiraf edebilirim
bu gürültülü gemi benimdir
kimseden çalmadım
hiçbir limana yanaştırmadım
aşktan
ve çocukluğumdan kaldı!
SEVGİLİM,
ÇOCUKLUĞUM
bakışların
terk edilmiş bahçeler gibiydi
sevgili çocukluğum
sevgilim, çocukluğum benim
başımdan atamadığım paslı bir taçsın
dallarında korkuyla gezindiğim tekinsiz bir ağaç
uykuların
tedirgin yolculuklar gibiydi
hiçbir yere gitmeyen bir trenin penceresinde
kendini derin kuyulara hapsettin
yağmur kuşlarının gökkuşağına sürtünmesiydi
aramızda uzanan sessizliğin
anılarını
unutmaya kararlı bir sarrafın
uğradığı haksızlıkları bağışlaması gibiydin sen
sevgili çocukluğum benim
sevgilim, çocukluğum
bu bulanık suyla birlikte yaşamak zorundasın kime ne
hangi hayatın kaçıncı sayfasında kaldığın