
|
Kıs[s]aca Gerçi tüylerim yolunmadan
da mutlu bir hayat Gören, yanıyor bana!” Adnan Satıcı 17 Haziran 1962'de Diyarbakır'da doğdu. 13 Şubat 2007'de Ankara'da öldü. İlk ve orta öğrenimini doğduğu kentte tamamladı. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’yle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Uzun yıllardır Ankara’da yaşıyor. Şiirle yaşamaya ilkokul günlerinde başlayan Adnan Satıcı 1980’den bu yana ülkenin çeşitli edebiyat dergilerinde şiirler, denemeler ve poetik pasajlar yayımladı. İlk yapıtı Ülkesiz Şarkılar'la 1984 Yeni Türkü Şiir Ödülü’nü; Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği ile de 1995 Behçet Aysan Şiir Ödülü'nü aldı. Şiir dışında Sonsuzluk Sandalı (1996) adlı bir çocuk romanı ve Evrensel gazetesinde yayımlanan köşe yazılarından oluşan Burada Bir Orman Var (1998) adlı bir deneme kitabı var. Şiir kitapları |
| Ülkesiz Şarkılar (1985) |
| Yerçekimine Uyan Portakal Çiçeği (1994) |
| Dokuzuncu Blues (1996) |
| Hep Unutur Uzaklardaki (1998) |
| Poetika (2000) |
| Eksikti Geceler ve Bazı Günler (2004) |
İspinoz
Unut
bildiğin tek türküyü
suyu kıskanmayı bırak
ateşi düşünmeyi
o sana aldırmıyor
Bak
nasıl da duruluyor aşağılarda
bozbulanık akışan tepeler
damarları boyunca yaprakların
yeniden tırmanıyor basamakları
Bizler
gibi mi gibi
bin pişman
evinin önünde yağmur
paçalarını çırpıyor bir iki
eşikte çiseliyor tozlu pabuçlar
çağrılsın istiyor içeriye
Peki,
ya ağaç dedim
şuramdaki şu ağaç
bütün bunları nasıl unutsun
Dedi: Unutsun!
Hatırladıkça kafasını karıştırıyor toprak.
Kirli ve Yitik
Bilmem
nerden gelirdim, yolumu zaman kesti
hayata lime lime ödediğim borç
artıyor bir, beş, on; derken bir ömür
ucuza kapatılmış yıllar yığını
anımsanmayan bir dolu şey sonra
Küf
kesmiş günler defterimin borç hanesinde
aldığım ne: kelepir bir yaşamak ve elden düşme
başkasından artanını yaşıyorum günün
kirli ve paslı tabaklarda nasibim
Bu
yolun sonu nereye çıkar
asam kör derviş, yıldızım yitik
güneş uyanırken uyur bahtım
serçe parmağımdan geçiyor hayat çizgim
bir çember dönüyor fincanımda
Çember
döner, ben dönerim
zamanla uzatarak bir arpa boyu yolu
suyun inadı yokuşa sözgelimi
lekenin tutkusu doruktaki beyaza
Nerde
doğdum ben, bilen varsa söylesin
tanığım yok yıllardır,babam öleli
kimliğimi doğrulatmak mümkün
olmadı ihanetler tığıyla kabuğum pul pul örüleli
Böyle
nerden gelirim, kime sormalı
yaşamıyor artık kulağıma ezan okuyan dede
sevgilim için kalbimden yonttuğum çiçek yaşamıyor
kanımı görmek için yanıp tutuşan polis de
Hayatı
kutsayan rahiplerle oynadığım kumarda
alnıma derin bir çizgi ekleyerek edindim
ölmek, okyanuslarda dip yosunu olmak hakkını
elim açık, beş benzemez, restim görülsün
Size
tuhaf gelmiyor mu şu insan
su da yürüsün de toprağa gömülsün
Ölü
Uslu
gecede kıpırtısız göl
seni doğuran zaman mı yoksa
beyaz ıslak çiçeklerle dindirdi
dibindeki depremi
yansıyan
ben olmadım hiç
sana bakarken
yansıyan kimdi
göklerin
çılgın çobanı
serin ıslıklı rüzgar
bir kez olsun yağmadı
şu sürdüğün bulutlar
yangınımla ben ne çok bekledimdi
ağaca
tutunan yosundum o zamanlar
güneşe yekindim de
ardıma gölgem bile düşmedi
yanardağ
köpüğü, taşlaşan tansık
sen değilsen kim
bir söz mü görünmez kılıyor
diriliğimi
adım gibi...
Yağmurdan Sonraki Güneş
(LİRİK TEZLER)
I/ Çoğu Kez Kaybetmek
Büyük
konuşmamalı insan birgün yenilebilir
ıssız bir patikanın dar bükümünde
neler bekler insanı kimler karşılar
belki güneş yağmuru belki çığ
Mızıkmasın
kimse; kağıtlar eşit dağıtılıyor
zardır bu; herkese altı yüzü var
tek yumurta ikizidir her olasılık
çoğu kez kaybetmek iyidir kazanmaktan
Ne
diye taşımalı gurur denen urbayı
masada bırakmalı yük sayılan ne varsa
eşeğini sırtlamış Nasıralı’dan
herkesin alacağı bir ders olmalı
II/ Senden Bir Adım Sonra Ancak
Diyorum
ve seni izliyorum hiç erinmeden
dokunduğun her çalıya bir tutam yapağı bırakarak
soyunup serildiğin kumsala ulaşıyorum
senden bir adım sonra ancak
Kâşif
dediğin sevdiğinin acemisidir
daha önce yürümediği yoldur aşk
daha önce görmediği düştür gövdesi
höyük altında gömülü şehir
Ki
her kalbin mimarı kendisidir
örneksiz çizer sevda projesini
aksak bir kalemle ilerler sayfalarda
yaşamaktır gönyesi iletkisi
Aynı
dili konuşabilseydi adaş dağlar
Büyük Ağrı’da da işe yarardı
Küçük Ağrı’ya çıkma deneyi
Şirin sarptır Leyla engin. Aslı dik
Bundandır Kerem’in Ferhad’a benzemediği
III/ Bulanık Aşk, Yarım Tümce...
Bu
benim esrik yazım durmadan yalpalıyor
derinliği bulandıran kıpkızıl mürekkebim
çağırır gibi sessiz bir gülümseyişle
bir şeyler mırıldanıyor anlamıyorum
Sanki
gelme diyor, sanki gel diyor
varınca kapısından kovuyor beni
umudunu kesme diyor falıma bakan teyze
başka türlü düşünüyor kalbin telvesi
Bulanık
aşk, yarım tümce, böyle de iyi
keskin ışıklara sırtını dönmüş ayna
geri çeviriyor saygıyla sunulan giysileri
yapyalnız, çırçıplak bir belirsizlik
Bir
şeyler görünüyor yine de çift taraflı aynada
bir yüzünde ergimiş ruhun ötekine aktığı
ne demektir bu, hayra yoramıyorum
bir yüzünde ellerimi bıraktığını
IV/ Kavuşmak Gibi Ayrılmak da...
Kıyıya
set çeken kayaların üstünde
yırtıcı bir hayvanın kanlı ayak izleri
vurmuş da biri; biri yarasına sarmış da gibi
takılıp kalmış acılı bakışları geriye
Ve
hançer ürpertisi ipeğin yüreğinde
bir zamanlar dağlandığımı anımsatıyor bana
geriniyor kendini içimde unutmuş pençe
hayli karışık rüya sona eriyor
Gerçi
bir an olsun aklımdan geçirmedim
neye varır diye bu işin sonu
yenildiğim için pişman değilim
yerlerde sürüklediğim için gururumu
Biraz
üzgün biraz kırgınım ama
kavuşmak gibi ayrılmak da senin eserin
sormasın mı, yakınmaya da mı hakkı olmasın
korkusunu saklayan kör cesaretin
Aşkım... aşkım... niçin beni bıraktın.
(...)
Yazı
oğlum Denizali’ye...
I
İlk
ne yazmışım, hatırlamak isterken
gördüm ki çocuk olmak fena iş
Tanrı’yla karıştırırlar sizi
herkes bir şeyler umar elinizden
Bir
ev harfi yaz demişti babam
yanına yöresine birkaç ağaç
üç beş kuş harfi iki de kedi
güneş yağmur ve akşam
Annemin
neyi eksik, yaz dedi o da
söğüde kavağa ardıca selam
göğünde yıldız harflerinin yürüdüğü
deredeki mışıl mışıl uykuya
Kafdağı
harfini biliyor musun
apak pelerini karlardan bulutlardan
ablamın hasreti şehzade harfi
istiyor ki at harfini koştursun
Ağbimi
tanısaydınız hiç şaşmazdınız
ne işi var çalışmak harfinin bu yazıda
yesin zıbarsın içsin zıbarsın
aklında uzak bir hamak yalnı
II
Bir
ev harfi yazdım babama
alçacık vagon; çatılı, tekerlekli
penceresi kapısı yerli yerinde
bacası boşlukta duruyor ama
Sağında
cıscıbıldak beş ağaç
çelimsiz kökleri rüzgar alıyor
titrek kuş harfleri üşümüş mü ne
eşikteki tekir aç bilaç
Öbüründe
bir esneme bir esneme bir uyku
sayfanın en serin kuytusunda
söğütlere konmuş sıra sıra balıklar
annemin yıldızları dereyi içiyordu
Ters
çevirdim çatalı, Kafdağı yaptım
tepesinde babamın unuttuğum güneşi
at harfinin çilesi kanıma dokunmuştu
şehzadeyi yağmurda basbayağı ıslattım
Harf
mitingi varmış sanayi çarşısında
kımıl kımıl bir mahşer, eh biraz gürültülü
tere batmış ağbim motor indiriyor
hamak kitap okuyor karşısında
III
Hadi
bana yazdıklarını oku da anlat
bunu çiçek annem, ümmi annem söyledi
tekerleğe tınmadı, bacaya taktı babam
-Hiçbir şey boşlukta duramaz evlat!
Ablama
göre bu da bir görüş
yine de çözemediği birkaç düğüm var
neden at harfinin sırtı sivri bu kadar
neden şehzade böyle eciş bücüş
Tozumu
alırken görmeliydiniz ağbimi
dünyanın gidişine kafam basmıyor
ne dese tersinden anlıyormuşum
-Kitap okuyan hamak, olacak şey mi?
Öğretmen
cımbızlı kostak kalemiyle
yoluverdi balıklarımın kanatlarını
yıldızları tek tek ayıkladı dereden
-Bilim saygı ister, hah şöyle!
Bak
dedi, işte bu senin düşündüğündür
panoya iliştirdi düzeltili kara yazımı
ismime bir huni geçirdi arkadaşlarım
sınıfta kümem olmadı o gün bu gündür
Ağardı
saçım sakalım, kuşkum kalmadı
kalemin tuttuğu yas, düşünceye düğündür.