
|
Kıs[s]aca Aytekin Karaçoban 1958'de Kırşehir'de doğdu. Lise öğrenimini Ankara'da tamamladı (1976). Diyarbakır'da, Dicle Üniversitesi Fransız Dili ve Eğitimi Bölümü'nü bitirdikten sonra (1985) aynı fakültede iki yıl araştırma görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra Fransa'ya giderek "Fransız Direniş Şiiri" konulu tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. 1988 yılından bu yana Fransa'da yaşıyor. Şiir, yazı ve çevirilerini 1978'den beri yayımladığı dergilerden bazıları: Yeni Türkü, Türkiye Yazıları, Edebiyat 81, Yazın Dergisi (Anyazko), Akdeniz, Su, Yarın, Sanat Rehberi, Promete, Sombahar, Yeni Biçem, İzlek, Edebiyat ve Eleştiri, Kavram ve Kargaşa, Şiir-lik, Dize, Pencere, Poetik'us, Düşlem, Amida, Şiir Odası. Kitaplaşan çevirileri: Külü Yok Belleğin (C. Dobzynski, 1997), Kürtler ve Kürdistan, Eleştirel Bibliyografya (J. Blau, 1994), Bir Kürt Olarak Yaşamım (Nureddin Zaza, 1994), P. Neruda (V. Teitelboim, 1999).Şiir kitapları |
| Pablo Neruda'yla Söyleşi (1995) |
| Ben Gülün Kardeşiyim (1988) |
| Anlık Görüntüler (1999) |
| Kavuşma Tadında (2000) |
Ben Gülün Kardeşiyim
Yüzünü
kara taşlara kapamış kentin
Acılı ve dargın kentin
Damarlarında topallayarak koşuyor kanı
Korku, yangının sırtına dayadığı namlu
Ve sen deniz
fenerleri gibi şarkılar söylüyorsun
Yenilgilerden dönüp gelişimin orta yerine
dikiyorum gövdemi
Ve sen deniz
fenerleri gibi şarkılar söylüyorsun
Ezgisinde unutuyor göç
Yenilgiye yol arkadaşlığını
Uzun bir şarkıya dönüşüyor
Kentin bana uzun yollar düşündüren duvarları
O şarkının kıyısında akan suyun
Saydam dudaklarında parlatıyorum gümüş yapraklarımı
Gülün kardeşi oluyorum birdenbire
Herkese böyle tanıtıyorum kendimi
-Ben gülün kardeşiyim
Bir
Kent İçin Sorulan Soruya Yanıt
Tanırım bu
kenti
Bizim sokakta oturur
İçine atıyor
artık tanıklığını
Bir ara hırpalandığından beri
Şen yüzünde
menevişler
Altında kahır saklıdır
Karışır gider
sokaklara
Geceleyin fısıldanan bir şiir gibi
Bakarsın çekilen
bir halaydır
Gelin arabasına bağlı bir yazma
Bakarsın bir ağıt olarak karşılaşır
En olmaz yerde kendisiyle
Tanırım bu
kenti
Kapı komşumuzdur
İyi huyluydu
eskiden
Bunalıma düştü şimdilerde
Bol içki bol bol uyuşturucu
Okuduğu da yok nicedir
Tanırım bu
kenti
Pek sık görüşmüyoruz
Eskisi gibi
Kovma
Ellerimde apansız
çıkan yangın
Kovuldun
Ayakları ayrılıkların
yoluna ayarlı
Özlemin ülkesinde yolunu yitiren yolcu
Bulmaya çalışmayacağım seni
Kovuldun
Küçük çıkmazlarda
yorgun kafa
Çöl faresi seni
Seni asalak
Yatağını unutan çamurlu su
Çalmayacağım kapını
Kovuldun
Gölgeler sığınağı
bozguncu ev
Işıklarını yakma utancın olmasınlar
Duvarların ilenç yuvası
Konukların uğramaz oldular
Kovuldun
Bir dilden
ülkeden ötekine yolcu
şaşkın ve dilsiz
Tepeleme dolu
Zamanın uğultulu yamaçlarından
Durmadan yuvarlanan kum saati
Kovuldun
Ooooooooooooooooohh
Dünya varmış
Pablo
Neruda'yla Söyleşi
Soru
Unutulmuş günün
karanlığında
kimi ışıtır güneşin dölü?
Yanıt
Tutulmadan
önce
Yeryüzünün rahmine bıraktığı gülü
Soru
Ne söylerler
dizelerime dair
Kanıma hiç dokunamayanlar?
Yanıt
Çok şey söylerler
de Pablo usta
Şili'nin ırmaklarından hiç sözetmezler
şiirinin damarlarında akan
Soru
Neden çocuklarıyla
gezmeye
gitmez dev uçaklar?
Yanıt
Etekleri maviye
batmış bir kız:
-Büyüklerin sorumsuzluğuna bir örnek işte
Sınava giden
bir öğrenci:
-Kaç puan veriyorsunuz
Oğlu askerde
bir ana:
-Zamane çocukları bunlar oğul
Savaş oyununu daha çok seviyorlar
Hepsinin kanadı kopa
İlişmeyeler oğullarımıza
Zil zurna bir
adam
-Öyle doluyum ki
Dev uçaklar halt etmiş yanımda
Ne onlar
Ne de çocukları umurumda
Soru
Nasıl, ama
nasıl ölçülür
bira bardağından taşan köpük?
Yanıt
Aşklarıyla
esrik kızların
Yatak odaları için ördükleri dantellerle
Denizin dalgalarla
Kıyılara taşıdığı ak öpücüklerle
Meyveye duracak
ağacın
Arılara sunduğu çiçeklerle
Yol gözleyenlerin
Yüreklerinde kabaran özlemle
Soru
Neden bu kadar
gözyaşı dökerler
yine de bu kadar sevinçli bulutlar?
Yanıt
Hoyrat rüzgarların
kapılarına diktiği göç
Hazır bekler
Ayrılığı onlardan iyi bilen var mı
Ve kavuşmayı yanlarından eksik etmeyenler
Ve gökyüzünü yere bağlayan ipleri
Yünleriyle en iyi eğiren onlardır
Soru
Nereye yelken
açar gecenin kasketi
bu kadar çok yırtıkla?
Yanıt
Ülkelere bir
günün geçtiğini
Haber vermelidir
Yırtıklarından dinginlik sağar
Yorgun evlerin yataklarına
Üstüne yoktur gölgesinin
Çirkinlikleri örtmede
Orada kir sessizce akar
Orada dönen dolaplarda
Efendiler altın taslarla içerler
Yaşamın üzümünden sıktıkları suyu
Orada esrik
Orada ceplerinden bakarlar üzüm bağlarına
Bağdakilere posalar düşer
Bir de üç beş koruk