Aytekin Karaçoban
Aytekin
Karaçoban
 
2001-2005 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ

Kıs[s]aca
“Şu Fransızca modernite sözcüğü, içerdiği çelişkili anlamla kendine yakışan bir sözcük. Hem "moda" (Geçici yenilik) hem de "eternité" (Sonsuzluk) sözcüklerini bağrında taşıyor. Bu sözcük geçici olanla kalıcı olanı, mantıksal olarak birleşmesi olanaksız olanı nasıl da tek bir potada eritmiş. Burada modern şairin tanımı da kendiliğinden ortaya çıkıyor. Modern şair, geçici olanla kalıcı olanı şiiri içine bir bütün olarak işleyen kişi değilse nedir?”

Aytekin Karaçoban

1958'de Kırşehir'de doğdu.

Lise öğrenimini Ankara'da tamamladı (1976). Diyarbakır'da, Dicle Üniversitesi Fransız Dili ve Eğitimi Bölümü'nü bitirdikten sonra (1985) aynı fakültede iki yıl araştırma görevlisi olarak çalıştı. Daha sonra Fransa'ya giderek "Fransız Direniş Şiiri" konulu tezi ile yüksek lisans derecesi aldı. 1988 yılından bu yana Fransa'da yaşıyor.

Şiir, yazı ve çevirilerini 1978'den beri yayımladığı dergilerden bazıları: Yeni Türkü, Türkiye Yazıları, Edebiyat 81, Yazın Dergisi (Anyazko), Akdeniz, Su, Yarın, Sanat Rehberi, Promete, Sombahar, Yeni Biçem, İzlek, Edebiyat ve Eleştiri, Kavram ve Kargaşa, Şiir-lik, Dize, Pencere, Poetik'us, Düşlem, Amida, Şiir Odası.

Kitaplaşan çevirileri: Külü Yok Belleğin (C. Dobzynski, 1997), Kürtler ve Kürdistan, Eleştirel Bibliyografya (J. Blau, 1994), Bir Kürt Olarak Yaşamım (Nureddin Zaza, 1994), P. Neruda (V. Teitelboim, 1999).

Şiir kitapları

Pablo Neruda'yla Söyleşi (1995)
Ben Gülün Kardeşiyim (1988)
Anlık Görüntüler (1999)
Kavuşma Tadında (2000)

 

Ben Gülün Kardeşiyim

Yüzünü kara taşlara kapamış kentin
Acılı ve dargın kentin
Damarlarında topallayarak koşuyor kanı

Korku, yangının sırtına dayadığı namlu

Ve sen deniz fenerleri gibi şarkılar söylüyorsun
Yenilgilerden dönüp gelişimin orta yerine
dikiyorum gövdemi

Ve sen deniz fenerleri gibi şarkılar söylüyorsun
Ezgisinde unutuyor göç
Yenilgiye yol arkadaşlığını
Uzun bir şarkıya dönüşüyor
Kentin bana uzun yollar düşündüren duvarları
O şarkının kıyısında akan suyun
Saydam dudaklarında parlatıyorum gümüş yapraklarımı
Gülün kardeşi oluyorum birdenbire
Herkese böyle tanıtıyorum kendimi
-Ben gülün kardeşiyim


Bir Kent İçin Sorulan Soruya Yanıt 

Tanırım bu kenti
Bizim sokakta oturur

İçine atıyor artık tanıklığını
Bir ara hırpalandığından beri

Şen yüzünde menevişler
Altında kahır saklıdır

Karışır gider sokaklara
Geceleyin fısıldanan bir şiir gibi

Bakarsın çekilen bir halaydır
Gelin arabasına bağlı bir yazma
Bakarsın bir ağıt olarak karşılaşır
En olmaz yerde kendisiyle

Tanırım bu kenti
Kapı komşumuzdur

İyi huyluydu eskiden
Bunalıma düştü şimdilerde
Bol içki bol bol uyuşturucu
Okuduğu da yok nicedir

Tanırım bu kenti
Pek sık görüşmüyoruz
Eskisi gibi


Kovma

Ellerimde apansız çıkan yangın
Kovuldun

Ayakları ayrılıkların yoluna ayarlı
Özlemin ülkesinde yolunu yitiren yolcu
Bulmaya çalışmayacağım seni
Kovuldun

Küçük çıkmazlarda yorgun kafa
Çöl faresi seni
Seni asalak
Yatağını unutan çamurlu su
Çalmayacağım kapını
Kovuldun

Gölgeler sığınağı bozguncu ev
Işıklarını yakma utancın olmasınlar
Duvarların ilenç yuvası
Konukların uğramaz oldular
Kovuldun

Bir dilden ülkeden ötekine yolcu
şaşkın ve dilsiz
Tepeleme dolu
Zamanın uğultulu yamaçlarından
Durmadan yuvarlanan kum saati
Kovuldun

Ooooooooooooooooohh
Dünya varmış


Pablo Neruda'yla Söyleşi 

Soru

Unutulmuş günün karanlığında
kimi ışıtır güneşin dölü?

Yanıt

Tutulmadan önce
Yeryüzünün rahmine bıraktığı gülü

Soru

Ne söylerler dizelerime dair
Kanıma hiç dokunamayanlar?

Yanıt

Çok şey söylerler de Pablo usta
Şili'nin ırmaklarından hiç sözetmezler
şiirinin damarlarında akan

Soru

Neden çocuklarıyla gezmeye
gitmez dev uçaklar?

Yanıt

Etekleri maviye batmış bir kız:
-Büyüklerin sorumsuzluğuna bir örnek işte

Sınava giden bir öğrenci:
-Kaç puan veriyorsunuz

Oğlu askerde bir ana:
-Zamane çocukları bunlar oğul
Savaş oyununu daha çok seviyorlar
Hepsinin kanadı kopa
İlişmeyeler oğullarımıza

Zil zurna bir adam
-Öyle doluyum ki
Dev uçaklar halt etmiş yanımda
Ne onlar
Ne de çocukları umurumda

Soru

Nasıl, ama nasıl ölçülür
bira bardağından taşan köpük?

Yanıt

Aşklarıyla esrik kızların
Yatak odaları için ördükleri dantellerle

Denizin dalgalarla
Kıyılara taşıdığı ak öpücüklerle

Meyveye duracak ağacın
Arılara sunduğu çiçeklerle

Yol gözleyenlerin
Yüreklerinde kabaran özlemle

Soru

Neden bu kadar gözyaşı dökerler
yine de bu kadar sevinçli bulutlar?

Yanıt

Hoyrat rüzgarların kapılarına diktiği göç
Hazır bekler
Ayrılığı onlardan iyi bilen var mı
Ve kavuşmayı yanlarından eksik etmeyenler
Ve gökyüzünü yere bağlayan ipleri
Yünleriyle en iyi eğiren onlardır

Soru

Nereye yelken açar gecenin kasketi
bu kadar çok yırtıkla?

Yanıt

Ülkelere bir günün geçtiğini
Haber vermelidir
Yırtıklarından dinginlik sağar
Yorgun evlerin yataklarına
Üstüne yoktur gölgesinin
Çirkinlikleri örtmede
Orada kir sessizce akar
Orada dönen dolaplarda
Efendiler altın taslarla içerler
Yaşamın üzümünden sıktıkları suyu
Orada esrik
Orada ceplerinden bakarlar üzüm bağlarına
Bağdakilere posalar düşer
Bir de üç beş koruk