
|
Kıs[s]aca “....” Arif Damar 23 Temmuz 1925'te Çanakkale'nin Karainebeyli köyünde doğdu. Yenikapı Ortaokulu'ndan sonra İstanbul Erkek Lisesi'ndeki öğrenimini yarım bırakıp çeşitli işlerde çalıştı. Ankara'ya giderek Atatürk Orman Çiftliği'nde memurluk etti (1944-47). Kayseri ve Sivas'ta sürgün alaylarındaki askerliğinin bitiminde İstanbul'a döndü (1950). Uzun süre muhasebecilik yaptıktan sonra Suadiye'de açtığı Yeryüzü Kitabevi'ni işletti. Arif Barikat adını kullandığı ilk şiirlerini 1940'lı yılların başında Yeni İnsanlık, İnsan, Gün dergilerinde yayımladı. Ant dergisinde yayımladığı şiirlerle adını duyurdu (1945). Bir süre yönetimine de katıldığı Yeryüzü dergisinde yayımlanan (15 Kasım 1951) "Dayanılmaz" adlı şiirinin ardından gizli örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla tutuklandı. İki yıl tutuklu kaldı ve delil yetersizliğinden bırakıldı. Birçok kez şiirleri nedeniyle koğuşturmaya uğrayan A. Damar'ın Günden güne (1956) adlı şiiri kitabı toplatıldıysa da (22 Ocak 1957), yargılanma aklanmasıyla sonuçlandı. Türk Solu dergisinde yayımlanan (24 Kasım 1967) "Che İçin" başlıklı şiirinden dolayı açılan davada da aklandı (12 Temmuz 1968). Suadiye'de kendisine ait Yeyüzü Kitabevi'nde "yasak yayın bulundurduğu" gerekçesiyle sıkıyönetimce gözaltına alındı (6 Temmuz 1982), bir süre sonra serbest bırakılıp dava açıldı, üç ay hapse çarptırıldı (16 Eylül 1982). Bozcaada Tutukevi'nde yattı (Nisan 1984). Seslerin Ayak Sesleri (1975) adlı kitabında "Vietnam" başlıklı eski bir şiirin Sakarya gazetesinde yayımlanması üzerine açılan davada sivil mahkeme görevsizlik kararı verdi. (5 Kasım 1983) dosyasının gönderildiği Gölcük Askeri Mahkemesi'ndeki yargılama ise aklanmayla sonuçlandı (8 Mart 1984). İstanbul Bulutu adlı kitabıyla 1958 Yeditepe Şiir Armağanı'nı (Cemal Süreya ile) aldı. A. Damar'ın Melih Cevdet Anday ile ortak imza attığı Yağmurlu Sokak (2001) adlı bir de romanı var. Şiir kitapları |
| Günden Güne (1956) |
| İstanbul Bulutu (1958) |
| Kedi Aklı (1959) |
| Saat Sekizi Geç Vurdu (1962) |
| Alıcı Kuş (1966) |
| Sesleri Ayak Sesleri (1975) |
| Alıcı Kuşu Kardeşliğin (1975, ilk beş kitabının toplu basımı) |
| Ölüm Yok Ki (1980) |
| Ay Ayakta Değildi (1984) |
| Acı Ertelenirken (1985, ilk yedi kitabından seçmeler) |
| Yoksulduk Dünyayı Sevdik (1988) |
| Ay Kar Toplamaz Ki (1990, Toplu Tiirler) |
| Onarırken Kendini (1992) |
| Eski Yağmurları Dinliyordum (1995, seçmeler) |
| Kitaplar Kitabı (2000, Toplu Şiirler) |
| Kırık Makara (Seçmeler, 2004) |
| Külliyen Red (Toplu Şiirler, 2004) |
Analar
Analar
bu çocukları nasıl güldürüyorsunuz
Nasıl yaz gökleri gibi böyle
Durgun sular iyi çağlar gibi
Kulaklarına neler fısıldıyorsunuz
Ne öğütler veriyorsunuz
Analar bu çocukları nasıl güldürüyorsunuz
Bir çocuk koşuyor
ardından çocuklar koşuyor biri daha koşuyor
Sarı at kuyruğu saçlar kırmızı kurdeleler benekli morlar
Bu etekleri nasıl biçiyorsunuz analar
Bu gömlekleri nasıl dikiyorsunuz
Analar bu çocukları nasıl giydiyorsunuz
Nasıl büyütüyorsunuz
nasıl şaşıyorum şaşıyorum
O eti o sütü nerden buluyorsunuz
Memelerinizi gür tutuyorsunuz
Bir top şıçrıyor ardından bir çocuk bir çocuk daha
Gücümüze güçler katıyorsunuz
Analar utndırıyorsunuz
Çağı utandırıyorsunuz
Çağdaşı utandırıyorsunuz
Gece
Gece seni birdenbire hatırladım.
Nasıl bakarsa
sürüye dağdan bir canavar,
pencereden dışarıya öyle baktım.
Dışarda seni
benden ayıran hayat,
dışarda, lodosa çevirmiş hava,
eriyor günlerdir yağan kar.
Bir görülmez
düşmanın üzerine yürümek,
ve düşüp ölmek sonra,
birkaç adım atarak...
Kars
1946
Dirseği fesleğen
saksısına dayalı
Elinde yeşil bir soğan
Yemiyor da
Isırıp ısırıp bırakıyordu
Ben sigara içiyordum
Ama durmadan
O beyaz dumanların
en uzak ötesinden
Bir bakıyordu bana
Bir de bakmıyordu
Ben her zaman yaptığım gibi
Bir düşü iyiye yordum
Olan oldu
Ayaklandık devrildik sarmaş dolaş
Kapattı üstümüzü fesleğenin kokusu
Seviştik bir kilimde -mor çizgili-
Yağmurlu bir sokakta bir güneş
Dolaşmaktan yoruldu
Nasıl oldu
gözüm ilişti
Anlatsam aklınız durur
Şairim
İnanmazsınız ki
Saksı düşmüş
Fesleğenler saçılmış
Yeşil soğan yitip gitmiş elinden
Bir mor zambak
Açıldı açılacak
Geçmiş yerine
Ben de derim Ankara'da Günel'e
SUNU
Biz ki Arif
Barikat'tık zaman-ı evailde
Bakındık sadece
Kartacalı Yıkıntı
Geçmiyordu
bir kartal gölgesi bile kızgın kayalardan
Yerinde kalsın istiyordum yüze vuruyordu
Paslı demirler o, o ezik saçlar
Batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu
Yüze vuruyordu
Hadi gittim
dönüp dönüp ardıma baktıktan gitmek mi bu
Kırık plaklar bir kış gülü yüze vuruyordu
Bir şey katmaz
aşka eklesem birleştirsem biliyorum
Kanatlı balıklar eski çerçeveler yüze vuruyordu
İstesem de
birini takamam silindim fotoğraflardan
Yaz kumlarında kurumuş yengeç ayakları
Bir martının ölüsü yüze vuruyordu
Yerinde kalsın
Batık gemilerin deniz diplerini saran umutsuzluğu
Yerinde kalsın istiyordu
Yıkıntıma yıkıntıma vuruyordu
Yoksulduk Dünyayı Sevdik
Öyle
uzak
Gitgide
Öyle
güzelleşti ki
O
yüzü hiç görmedim
Hiç
yaşamadı sanki
Tülin'in yüzündeki
Duru gizellik
Nasıl da benzer
Ben kırgın
Küskünken
Evsiz barksız bir anının
Puslu
Kırık
Yerinden düşmüş camındaki
Güneşsiz bir
kış akşamındaki
İnce
Solgun
Esmer
Nasıl da benzer
Ben kırgın
Küskünken
Kimselere görünmeden
Dönüp dönüp baktığım
Saksılara
Deniz kabuklarına
Kitap yapraklarına baktığım
Ama zor
Ama kolay
Tavanda bir yarımay
Nasıl da benzer
İnce
Solgun
Esmer
Ben kırgın
Küskünken
Evsiz barksız bir anının
Puslu
Kırık
Yerinden düşmüş camındaki
Güneşsiz bir kış akşamındaki
Tülin'in yüzündeki
Duru güzellik
Ama zor
Ama kolay
Yoksulduk
Dünyayı sevdik
Tavanda bir yarımay