
|
Kıs[s]aca “Önceki şiirlerim dışsal olanla ilgilidir. Doğrudan doğruya dış dünyanın algılarının, izlenimlerinin şiirsel imgeyle ifadesi. Bireyselleşmenin ve kendini ortaya koymanın göstergesi, 'Ben'in şiiri. Dolayısıyla bireyselleşmenin içten dışa doğru açılımı lirik şiirin olanaklarıyla ifade ediliyor. Herhangi bir nesne, bir sözcük ya da bir düşünce kimi zaman damıtılmış bir imgeye dönüşüyor. Şiir oradan yürüyor. Ama 'Denizin Uykusu Üstümde' çok farklı. Somut nesnelerin, görüntülerin, olguların bir uzantısı olarak varım artık ve varoluşumu onlarla sınıyorum. Şimdi artık iç dünyanın sesi, monologun sesi, dile gelişi söz konusu. Her nesne, her yaşantı, her ayrıntı içsel bir tasarım ve yorumla, tinsel ve felsefi bir derinlikle, insanın hallerine, varoluş kaygılarına doğru dile geliyor.” Ahmet Ada 20 Mayıs 1947'de Ceyhan'da doğdu. Nazire
Ada ile Ahmet Ada'nın oğlu. İlköğrenimini tamamladı. Ailesinin maddi
sıkıntısı nedeniyle Ceyhan Lisesi'ni ikinci sınıfta terk etmek zorunda
kaldı (1965). Devlet Su İşleri Ceyhan Şubesi (1967-69), Marangozlar
İstihlak Kooperatifi (1971-87) ve otomobil ticareti ile uğraşan bir
özel şirkette (1989-93) çalıştıktan sonra emekli oldu. 2002 yılında
Mersin'e yerleşti. Şiir kitapları |
| Gün Doğsun Gül Üstüne (1980) |
| Acıyla Akran (1983) |
| Yaz Kırlangıcı Olsam (1985) |
| Yitik Anka (ilk üç kitabının toplu basımı 1993) |
| Aşka Her Yerde (1990) |
| Vakit Yok Hüzünlenmeye (1992) |
| Günyenisi Lirikler (1992) |
| Taş Plak Gazelleri (1995) |
| Küçük Bir Anmalık (1996) |
| Begonyalı Pencere (1998) |
| Denize Atılan Çiçek (1999) |
| Gökyüzünün Fıskiyesi (2003) |
| Denizin Uykusu Üstümde (2004) |
| Kantolar (2006) |
| Sözcükler Denizi (2006) |
Görümlük
hava
çiçek tozu içinde parlıyor
sokağın tek nar ağacı güneşte
yapraklarını kurutuyor
bir
salyangoz kabuklarını parlatıyor
birkaç karınca koşuşturmada
topraktaki
nal sesleri
geçen yüzyıldan kalma
bir
çocuk salyangoza bakıyor arınık
bir çocuk da salyangozla oynuyor
bir
kız geçiyor iri memeleriyle
kitaplarını bastırmış göğsüne
yüreği kıpır kıpır
nar
ağacı menekşeyle konuşuyor
sokağa dökülen nar ağacının sesi
bir
kadın çamaşır asıyor balkona
sokak tertemiz çamaşır kokuyor
gökyüzünü
deniyor kuşlar
iri gagalarıyla
Batık
Tekne
- Celâl Soycan'a
Batık
bir tekneyim denizin dibinde. Binlerce
yıldır yosun tutuyor gövdem. Suyun tarihini
ölçüyorum. Kırık dalgaların, yaralı yazların.
Geceleri koklayarak uyuyorum yüzlerce
yıldızı. Deniz çiçeklerine dokunuyorum.
Güneşin parmaklarına dokunamıyorum.
Sessizlik çiçek açıyor fısıldadığım kırık
tümcede. Palmiyeler, pencereler, geçip giden
insanlar biraz ötede. Gövdemin tini yirminci
yüzyılda kalıyor.
Sonsuz
At
Çıplak
bir yabanıllık duruyor
Kentle benim, sokakla kırçıl çocuklar arasında
Denizden ağaçlardan çok ötelerde
Dağlar duruyor bin bir örtüsüyle
Nedir ki benim varlığım turna görmeyen
Sokaklar yanında, portakal bahçeleri,
Elmalar yanında, kolay değil kentin
Ortasında çıplak bir yontu olmak
Yağmur yağınca ıslanmak, güneş
Çıkınca kurulanmak; dur şimdi
Göğümüzü nereye bırakayım Ayşe
Yat limanı inşaatının orada arabayı durdur Celâl
Üşüdüm sinemalarda, sıkıldım dünyadan
Telefonla Ayşegül'ü çağır istersen
Anlarsa o anlar solan yalnızlığımdan
Yani
nedir ki kısaltılmış günün parsı
Sevgileri uzun uzun bölen bir şaire
Belki yabancılaşma ya da yılgıdır
Yani yavaş yavaş ölürken ışıkta bir yanımız
Bir yanımız sakallarımız ve paslı bıyıklarımız
Dengeliyor belki uzun eski hüznümüzü
Göğe
bir aklık bırakıyor sonsuz at
Karalarda ve denizlerde nedir ki aklık
Saçları tükenmiş bir adam olarak
Yani nedir ki Ayşegül'ü sevmek uzaktan
Uzağa, yabancı meydanlarda, imza günlerinde
Ne yapsam nereden başlasam hüzündür
Bay
Smerdiakof'a Kanto
Gülü
gül anlatır bu ıssız bahçelerde,
Yağmur damlası, denizi taşıran damla,
Gülü dağların yıkılışı, yaprak uçuran rüzgâr,
Denizin köpüğü mayıs sabahında
Ve akşam alacasında gülü gül dalına konan
Serçe anlatır, gülü gül sesi
Bay
Smerdiakof gene gelin
Bir küçük defter getirin gülü yazalım
Dizimizin üstüne koyup yazalım
Kurbağa seslerini yazalım saranızı unutursunuz
Kamışları, su kuşlarını gölü kuşatan
Gül sesini yazalım, çanı ve ezanı
Ülkemin dondurucu soğuklarını, kar altındaki gülü,
Ne ilgisi var demeden
Yüz kızartıcı önyargılarımızı yazalım
Yüzeysel araba bilgimizi, arabasını gezintiye çıkaranları,
Daha neler deme lütfen
Gümüş takımlarıyla yatanları.
Bana kalsa yalnız gülü yazarım bay Smerdiakof
Gülü yazmak bir yetenek işi
Güneş
Chagall kırmızısı horoz
Çapraz ışıkta gülü anlatır rengiyle
Gelir alıkor gülü arı, koşuşturur kokusunu
Bir başka arıya. Gölü ve denizi bol
Bir ülkedir gül açar, gülün sesi tutuşur
Gülün teri kokar bahçelerde. Ve Mersin'de
Düşkündür halk güle ve nergise
Bay
Smerdiakof, gülden anlamayan
Nasıl anlar kaynağa dönen ruhumuzdan?
Bekleyin, bulutlar toplanır, hasatlar kalkar,
Gün doğusundan yükselir gülün sesi,
Kayada açan gülün, kırda ya da parkta açan gülün.
Bekleyin, gül kokacaktır çocukların sesi,
Bekleyin, gülün sesiyle ışıyacaktır dağ gölü,
Bekleyin de ışısın balıkçı fenerlerinin gülü
Gülü
gül anlatır doğrulup dinlerim
Gül sesi ovalara yayılır
Hiç yanıltmaz beni sokağı geçince
Bir gün Mersin'dedir bir gün Diyarbakır'da
Dağı gezdirir sesinde, denizi dinlendirir
Bir dizi güvencin sesindedir
Bay
Smerdiakof yine gelin
Göklere bakıp bakıp gülü yazalım
Dik tutarak omuzlarımızı gülü yazalım
Duvarlara, okullara, hastane koridorlarına
Gülün sesini koyalım okul sıralarına
Gülün ışığını katalım geceyarılarına.
Bay Smerdiakof gecikmeyin yine gelin
Yeşime kesince dünya
Nisanda parıldar binlerce gül
Kapılardan sızar kokusu, esintiyle gelir sesi
Güldür gül insanın esenliği
Kanto
X
Kış
buğusunun camları terlettiği vakitte
Balıkçıların balıktan eve döndüğü vakitte
Dip dalgaların denizi dövdüğü vakitte
Aradım bulamadım Kevser'i sularda
Sekreter
kızların evlerine döndüğü vakitte
Maden işçilerinin maden ocağına indiği vakitte
Trafik ışıklarının söndüğü, suların akmadığı vakitte
Aradım bulamadım çiçek öpüşlü sevgiliyi
Burası
Mersin, kimse çeviremez güneşimizi
Kimse alıkoyamaz gülgillerden kendimizi
Bunları diyorum, arka sokaklarda pars dolaşıyor
Önce arka sokakları dolaşıyor sonra
Sonra
bahçemize giriyor Kevser - neredesin?
Türkçe sapak, dilim tutuk, sözcükler yırtık
Bekliyorum minibüsler getirmiyor sesini
Tıka basa dolu çarşılardan, ölü sulardan
Akşam
şala sarılı inerken bulvarlara
Yarı tenha sokaklarda aradım Kevser'i
Bulamadım, ne yaparım ben şimdi?
Ne yaparım sapı kalınca elimde leylağın?