Türk Şiirini Yıkan Komünist

İBRAHİM BAŞTUĞ

Lisenin ilk yıllarıydı, imam hatipten ayrılıp bize katılmıştı Hakkı. Üsküdar'da Halide Edip Adıvar Lisesi'nin edebiyat sınıfında Behzat, Hakkı ve ben üç kafadarız. İkisinin edebiyatla uzaktan yakından ilgisi yok, ben gizliden gizliye şiir yazıyorum. Öğretmenlerimin dikkatini çekmeye başlamışım. Behzat'la mahalleden de arkadaşız. Hakkı Samandıra'da oturuyor. Samandıra'daki ev; çevresini saran geniş tarlalar, şırıl şırıl akan dere ve hayvanlarla eski bir anıya götürüyor beni. Dokuz yaşında Sivas'ta bırakıp İstanbul'a geldiğim o uzak köyü yeniden keşfediyorum. Koca bir kabağı hedef yapıp ilk tüfek talimleri, gerçek süt ve köpükten içilmeyen ayran, çift sarılı çiftlik yumurtası... "Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde". Üniversite için Ankara'ya gidene dek süren bir düş. Hakkı ve Behzat liseden sonra okumadı. Hakkı'yla koptuk, Behzat benden sıkılmış olacak, kız kardeşimle evlendi.

Ben Samandıra'daki çiftlikte tanıştım Nâzım'la. Adını duymuşluğum vardı gerçi ama mesela "kızıl komünistliği" tüm boyutlarıyla o evde, bir dolu abur cubur arasında bulduğum bir kitapla seriliyordu gözlerimin önüne. Garip bir kitaptı, mesela Mehmet Akif de vardı aynı kitapta, Necip Fazıl da. Biyografiler toplamı gibi bir şey. Nâzım'la ilgili bölüm pek eğlenceli gelmişti bana. Yazar, her kimse hatırlamıyorum, Nâzım'ın ne mene bir komünist, nasıl azılı "vatan haini" olduğunu ispat için bin dereden su getiriyordu. Aklımda kalanların en ilginci, Nâzım'ın "Ran" soyadını seçmesiyle ilgili olanı: Bu komünistin kızıllığı o denli ileri safhadadır, bu adamdaki kızıl fanatizmi o derecededir ki tutup onca seçenek dururken "Ran" soyadını almıştır. Hâlâ gülerim ama yazar ciddi ciddi Nâzım'ın soyadını kızıla bağlıyordu. Nasıl mı? Efendim bu komünistler düşüncelerini saklamak zorunda kaldıklarında akla gelmeyecek bin bir örtü ile gizleyip, anıştırmalardan yararlanırlar. Tamam açıklıyorum, sıkı durun, ağzınızda yiyecek, içecek kabilinden bir şey varsa yutun. Veeeeee "Ran"ı tersten okuyun bakalım. Gördünüz mü! Parçaları birleştirince fark ediyor insan; şu Nar dergisini çıkaranlar da mı komünistti acaba!

Tuttum üniversitede de edebiyat tahsil ettim. Uslanmayıp yüksel lisans yapmaya da yeltendim; üç dört denemeden sonra pes ettim tabii. Kafa aynıydı. Ben Ankara (Dil-Tarih) tedrisatından geçtim ama konuyla ilgili özgün örmekler İstanbul hocalarından: İnci Enginün, Türk Dili dergisinin Şiir Özel Sayısı'nda "İkinci Yeni"cilerin o bin bir örtü altına gizledikleri komünist yüzlerini ortaya çıkarırken emsali görülmemiş bir akademik başarı sergiledi! Edip Cansever'in, Cemal Süreya'nın gerçek yüzlerinden böylece haberdar oldum. Cemal Süreya'nın komünistliği ortadaydı zaten: "Celaliyim/ Celalisin/ Celali"... Ama Nâzım'ın, komünist ve de vatan haini olmasının altında yatan psikolojik nedenleri de Mehmet Kaplan'ın Şiir Tahlilleri adlı mütefeyyiz neşriyatından öğrendim elhamdülillah! Bilmiyordum, meğer Nâzım'ın annesiyle Yahya Kemal arasında bir gönül ilişkisi varmış, Nâzım bu sebeple Türklükten ve Türkçeden nefret etmiş, damarında da Leh kanı gizliymiş üstelik, bu ikisi birleşince intikam duygularıyla komünist olmuş. Sonrası malum "Putları Yıkıyoruz" kampanyasıyla başlayıp, güzel Türkçenin çanına ot tıkayan, canına okuyan, o güzelim geleneği alaşağı eden komünist sayıklaması zırvaları... "Trummmmm/ trrrak/ tikitak/ makinalaşmak istiyorum/ makinalaşmak"... Ah zavallı Türkçem benim!

Şimdilerde kırkıma merdiven dayadım. Akademik düşlerden ve yedi yıl "edebiyat bilim uzmanı" olarak çalıştığım devlet dairesinden de epey uzağım. Düşlerime daha yakın hissediyorum kendimi. Nâzım'ı daha sonra "Saman Sarısı"yla da keşfettim. Nicedir başucu şiirim. "Birinci Yeni", "İkinci Yeni" komünistlerinin şiirlerini de sevdiğimi burada itiraf ediyorum. Ve memleketimin "mümtaz" akademisyenlerinden asla nefret etmiyorum; "Milli Türkçe"nin "Bekçi Murtaza"larıdır onlar. Ve başka hiçbir dilde, başka hiçbir ülkede olmayan bambaşka bir edebiyat, bambaşka bir edebiyat biliminin temellerini attılar ülkemde; "Milli Edebiyat". Az şey mi, sayelerinde öğrendik "kan" olduğunu bütün kelimelerin altında: "Ayva sarı ran kırmızı sonbahar"...

Şimdilerde herkes Nâzım'ın yurtseverliğinden dem vuruyor. Öyle ki komünist avcılarının "Başbuğ"unun ağzından şiirlerini dinledik. Sağdan soldan ve dahi orta yoldan yükselen sesler onun hümanizmasını vurgulayıp duruyor. Tabii o komünist olduğu için iyi şair değil. Ama onun şiirinden ve hiçbir şiirden şairin dünya görüşü soyulamaz, soyutlanamaz. Komünistliği örtbas edilerek Nâzım sevgisi olmaz. Bu bin bir suratlar "Otobiyografi" şiirini Nâzım'ın yazmadığını ya da ne bileyim Rus gizli servisinin baskısıyla yazdığını iddia ederlerse şaşırmam.

Selam sana Nâzım, yüzüncü yaşın kutlu olsun, biliyorum hasretin büyük ama sen gene de Türkiye'den bir süre daha uzak dur. Gücüne gitmesin; sen Türkçeye yakışıyorsun, Türkçe de sana... ama Türkiye'de pek çok insan senin yanında fotoğraf çektirecek kadar "yakışıklı" değil henüz, incinirsin.

(BU YAZININ YAYIMLANDIĞI YER: E, Sayı: 34, s. 17, Ocak 2002)

YAZILAR

--- "İnce Aşık: Veysel", Atlas, Sayı: 147, s. 154, İstanbul, Haziran 2005.

--- "On Yıl Önce, On Yıl Sonra", Türkiye'nin Çıplak Tarihi, Editör: Cem Mumcu, Okuyan Us Yayın, İstanbul, Ekim 2004.

--- "Nâzım Hikmet'in Özgünlüğü", E, Sayı: 52, s. 23, Ocak 2003.

--- "Sevda Sözleri' Üzerine", Cumhuriyet Kitap, Sayı: 623, s. 17, 24 Ocak 2002.

--- "Türk Şiirini Yıkan Komünist", E, Sayı: 34, s. 17, Ocak 2002.

--- "Cemal Süreya'nın Unutulan Dört Şiiri", E, Sayı: 28, s. 65-68, Temmuz 2001.

--- "Cemal Süreya'nın İki Kez Unutulan Şiiri", Cemal Süreya "üstü kalsın", Yayına Hazırlayan: Gökhan Cengizhan, Edebiyatçılar Derneği yayını, Ankara, Haziran 2001; Yeni Aydınlık, 17 Haziran 2001, Sayı: 27/726, s. 26.

--- "Şiir Ödünç Aldığı Her Şeyi Artık İade Etmeli", Papirüs, Sayı: 51, s. 4-8, Mayıs 2001.

--- "Kestanelikteki Ev", E, Sayı: 22, s. 44-45, Ocak 2001; Kaçak Yayın, Sayı: 5, s. 52-53, Eylül 2003.

--- "Divan Şiirinin Boy Aynası; Şuara Tezkireleri", Papirüs, Sayı: 47, s. 22-24, Ocak 2001.

--- "Çerçi Zihniyeti", Şiir Odası, Sayı: 6, s. 4, Haziran 2000.

--- "Düş Yitimi", Şiir Odası, Sayı: 5, s. 6-7, Mayıs 2000.

--- "Cicili Bicili İmajlar ve Platon'un Mağarası", Papirüs, Sayı: 10, s. 8-9, Aralık 1997.

--- "Arif Coşkun Vardı, Arif Coşkun Yok", Varoş, Sayı: 7/8, s. 50-60, Haziran-Kasım 1995.

--- "Türkoloji Kürsüleri ve Profesör Profili", Varoş, Sayı: 6, s. 60-70, Mart-Nisan-Mayıs 1995.

--- "Müslüman Mahallesinde Salyangoz Satan Bir Dada'cı: Mümtaz Zeki Taşkın", Varoş, Sayı: 4/5, s. 82-96, Haziran-Kasım 1995.

--- "Tozlu Raflardan", Varoş, Sayı: 2/3, s. 38-43, Haziran-Kasım 1995.

--- "Örselenmiş Yaşamak", Edebiyat ve Eleştiri, Sayı: 10, s. 29-31, Eylül 1993.

--- "Meşhur' Olanın 'Meşru'luğu", Edebiyat ve Eleştiri, Sayı: 8, s. 18-20, Mayıs-Haziran 1993.

--- "Yeniden Üretmek Yeniyi Üretmek mi?", Edebiyat Dostları, Sayı: 21, Ocak 1989, s. 14-15.