Köz'le süren yolculuk


BOZAN YAMAN

İlk şiir kitabını 1989'da yayımlamış olsa da, şiirleriyle edebiyat dergilerinde yoğun olarak görünmesi doksanlı yıllarda gerçekleşen İbrahim Baştuğ'un üçüncü şiir kitabı "Köz", Can Yayınları'nın yeni şiir dizisinde yayımlandı.

İ. Baştuğ, 1964 doğumlu. Bugünkü şiir gündeminin belirlenmesinde ağırlıklı bir yeri olan birçok şair yaşıtı gibi, o da Milliyet Yayınları'nın 1985'te yayımladığı Genç Şairler Antolojisi'nde yer alan şiiriyle adım atmış edebiyat dünyasına. Ardından, Edebiyat Dostları'nda yayımlanan şiirlerinden sonra, Ankara'da tek sayı çıkan Layka, Edebiyat ve Eleştiri ile Varoş dergilerinin kurucuları ve sürekli yazarları arasında yer aldı. İlk kitabı "Çalınmış Kuyuları Babil'in" 1989'da (2. baskı 1997), ikinci kitabı "İpteki Kareler" 1995'te yayımlandı. Her iki kitapta da dili sürekli zorlayan, sözcükleri bölen, bundan anlam değişiklikleri elde etme çabası içinde olan İ. Baştuğ, şiirde daha çok biçimle, formla cebelleşme içinde görüldü. "Köz"de, bu tavır bırakılmamış olmakla birlikte daha yoğun içeriklerle birleşmiş ve ortaya hem söyleyiş hem öz olarak rubai yoğunluğunda şiirler çıkmış.

Bir arayışlar/deneyişler kitabı da diyebileceğimiz "Çalınmış Kuyuları Babil'in" adlı kitabın ilk baskısında dilin ve anlamın olanaklarını denerken, kimi kez şiire katkısı olmayan değişik yazımların ("itirAFı tınlıyor voltmeTRe" s. 11, "çoközel tuvallere sakladığı 2ndiler gözlerin" s. 19, "pi l'avlarda saplısusan bekar ettiniz" s. 46 vb.) kitabın 1997'de Öteki Yayınevi'nce yapılan ikinci baskısında değiştirildiğini ve alışılmış yazımlarına geri dönüldüğünü görüyoruz.

Şairin, "Köz" adlı üçüncü şiir kitabını değerlendiren bir yazıya, ilk kitabından söz ederek başlama zorunluluğu, ilk kitapta, üçüncü kitabın ipuçları olarak değerlendirebileceğimiz dizelerin bulunmasından kaynaklanıyor. Örneğin, şairin "Köz"deki dörtlüklerde başarıyla uyguladığı sözcük ekonomisinin düzeyli bir örneğini "Çalınmış Kuyuları Babil'in" adlı kitabın ilk şiiri olan "Tozlu Bir Yemeni Gibi Rüzgâra" adlı, bir yanıyla anlatımcılığa yaslanmış ama geniş çağrışımlara açık şiirde buluyoruz: "Son adım da indi: Bir toz bulutu gibi yükselen çıngırağını üşenik taşıyarak. Son adım: Bir çift koltuk değneği." s 9(*) "Bakır savaş göklerinin" bir bacağını aldığı "son adım" böyle verilir.

Yine aynı kitaptan, söyleyiş olarak "Köz"ü hazırlayan iki alıntı daha: "her ölüm kendine ilktir/ her ölenle eskir biraz ölüm de" s. 15, "hey intiharına kaza süsü veren kaptan/ seyirdefterinden koparıp attığın yaprakla başlıyorum/ ki başlıyorum, bittiğinle" s. 16. Alıntıladığım son dizenin iki sözcüğü arasındaki nokta, İbrahim Baştuğ'un ilk kitabından beri, kimi kez ısrarla virgül yerine, kimi kez de asıl göreviyle kullandığı bir işaret. Bazı şiirlerde, sonuna konduğu sözcüğün ya da söz öbeğinin üzerinde duraklama, yoğunlaşma gereğini ifade etse de, bana kalırsa, çoğunlukla şiirlerin okunuşunu aksatıyor.

İlk kitabın arka kapağına alınan "kaldırın ellerimde soğuyan bu ölüyü/ yapma çiçekleri toplayın camekânlardan/ bana cam olma eğilimi taşımayan/ bir avuç kum getirin" dizeleri İ. Baştuğ'un 1995'te Öteki Yayınevi'nce yayımlanan "İpteki Kareler" adlı şiir kitabında; adsız, numaralandırılmış otuz altı şiirin on yedincisi olarak yer almış. "Köz"ün bir tür ilk habercisi olarak, birinci kitabın arka kapağına alınan bu şiir ve "İpteki Kareler"de yer alan diğer şiirler, "Köz"de özgün bir duyarlık kimliğine kavuşan İbrahim Baştuğ şiirinin hazırlıkları gibi.

Kırk sekiz dörtlükten oluşan "Köz", üç bölüme ayrılmış: "Bir suretin", "Testi" ve "Söz uçar". İlk ve son bölümlerde on ikişer, ikinci bölümde ise yirmi dört şiir/dörtlük var. Şiirlere başlık olarak, ilk bir ya da iki sözcükleri seçilmiş. O yüzden, şiir adlarıyla herhangi bir anahtar elde etmiş olmuyoruz şiirlere girmek için.

İ. Baştuğ, 1982'de "sözün değişim değerini Dersaadet/in (hiç out olmayan) şuarasına bırakarak", Ankara'da "dışardan" "müdahil bir İbrahim kalarak" geçirdiği yıllardan sonra, "Köz"le-eteklerindeki taşları n'ettiğini bilmem ama-İstanbul'a dönmüştür; söz mülkünü kendi içinde taşıyarak.

Yaşamla ilgili kaygısını, "Geldik -Salyangozun salyası hükmünde bir iz bırakabilecek miyiz-" dizesinde dile getiren Baştuğ, bence artık "hikmet burcu"ndan şiirler yazdığı için, şiiriyle ilgili aynı kaygıyı duymak zorunda değil. Çünkü, o artık farkında; "yaşamın içe doğru hep bir boşluğu oymak olduğunu"n ve "dil denen süslü çalçene papağana" aşkla ilgili söylenceyi yaymanın düştüğünü.

"Sevgili", "ölüm" ve "sen" üstüne bir "söz"ler kitabı bence "Köz". Küçük bir döküm, sevgili sözcüğünün on üç şiirde, sen sözcüğünün on iki şiirde, ölüm sözcüğünün on bir şiirde geçtiğini gösteriyor bize. "Ten" ve "söz" bu üç sözcükten sonra en sık kullanılan sözcükler. Bunlara; şarap, testi, geçmiş ve gelecek de eklenince, yaşamı ve dünyayı bilgece kavrayışın ifadesi olan rubainin çatısı çatılmış oluyor.

Kitaptaki kimi şiirlerde, şiirin diliyle tanımlar (Aşk: "Bilmek" s. 53, "Ah sevgili" s. 58) yapan Baştuğ, kimi kez tarihsel ve mitolojik kişi ve olaylara göndermelerde (Ekim Devrimi: "Lacivert" s. 28, Marks-Engels: "Büyük bir ateş" s. 41, Nâzım: "Yaşamak gülüm" s. 48, Anasır-ı Erbaa-Tasavvufa göre insanların yaratıldığı dört öğe-: "Ölüm? Dağılması" s. 34) bulunur, kimi kez de kitabın ilk şiirinde olduğu gibi sözcüklerin çokanlamlılığından yararlanarak değişik okumalara açık dizeler yazar: "Ben bir sana tutunuyorum bende benden umudum kesilince". Bu dizedeki "bende" sözcüğü, birinci tekil kişi adılı olarak okunabildiği gibi, Osmanlıcaya Farsçadan geçmiş ve günümüzde "bendeniz" biçiminde yaşayan "kul, köle" anlamındaki "bende" olarak da okunabilir.

Sözcüklerin çokanlamlılığından yararlanma ve göndermelerdeki incelikle Divan şairlerininkini andıran bir söz işçiliğinden beslenen bu dörtlükler, bununla kalsa, bizde kısa süreli bir hayranlık uyandırmaktan öteye gidemezlerdi. Bunun farkında olan İbrahim Baştuğ, bu olanakları çağdaş bir tavır ve duruşla kullanmaktadır şiirinde. "Bu ölüm", "Büyük bir ateş", "Borusunu", "Geçmiş", "Yaşamak" (ki son dört şiir, kitabın içindeki bağlamlarını aşan farklı bir tematik bütünlük de gösteriyorlar) adlı şiirler içeriklerindeki genelgeçerliğin yanı sıra şairin ayaklarını bastığı toprakla da organik bir alışveriş içinde olduğunun göstergeleri. "Bu ölüm" adlı şiir, yaşadığımız günlerin şiiri: "Bu ölüm sevgilim; günlerimiz her gün biraz daha gölgede/ Her gün bir halka daha ekleniyor teni ve tini boğan zincire/ Bu ölüm sevgilim, bak her gün biraz daha çok çalışıyoruz/ yine de dünkü kadar yakın değiliz şaraba ve ekmeğe" s. 29.

İlk kitabında, "ölüm? eskidi çoktan/hüznün ne anlamı var tek başına/tanıksız bir aşkın ne anlamı" s. 34 diyen Baştuğ, "Köz"de bir umarsız arayış olarak tanımlıyor aşkı ve diyor ki: "Her aşk intiharın biraz daha ertelenmesidir" s. 58.

Aşk bitince kalan izin şiirini de yazan İbrahim Baştuğ'un, kitaptaki üçüncü bölüme de adını veren bir şiiriyle bitiriyorum yazımı:

"Söz uçar, yazı kalır dedi hattat. Bundan, yazgımdır yazım
Önce bıçağa sunar kalem başını. Başını sonra kan ter içinde
tutmaya uğraşır bozkır yazıda başıboş gezen cerenin. Heyhat, hattatın
elinde bir tutam saç, kederli bir gölge yüzünde. Aşk biter izi kalır"


(*) Çalınmış Kuyuları Babil'in, İ. Baştuğ, Öteki Yayınevi, Ankara 1997 (2. Baskı) Köz, İbrahim Baştuğ, Can Yayınları, İstanbul 2000, 64 s.


(Cumhuriyet Kitap, Sayı: 539, s. 16, 15 Haziran 2000)

ÖTEKİ YAZILAR

--- Metin Fındıkçı, "Her aşk intiharın biraz daha ertelenmesidir", Cumhuriyet Kitap, Sayı: 540, s. 16, 22 Haziran 2000.

--- Gökhan Cengizhan, "İbrahim Baştuğ'un 'Köz'ü (1): Materyalist Dörtlükler", Papirüs, Sayı: 43, s. 13-19, Eylül 2000.

--- Gökhan Cengizhan, "İbrahim Baştuğ'un 'Köz'ü (2): Devrim Mitolojisi", Papirüs, Sayı: 44 (Ekim 2000), s. 29-37.