Ankete Yanıt (zin&har.com)


Kendinizi tanıtır mısınız?

1964'te Sivas'ın bir köyünde doğdum. Ailem İstanbul'a gelen Sivaslılar kervanına katıldığında dokuz yaşındaydım. İlk dört yıl Yeşildirek'te bir gecekonduda yaşadık, sonra Üsküdar'a taşındık. 1982'de üniversite sınavı beni Ankara'ya gönderdi. DTCF'de Türk Dili ve Edebiyatı okudum. Okul bitince (dokuz yıl sürdü) bir kamu kurumunun sınavını kazanarak Ankara'da işe başladım. Yedi yıl çalışıp istifa ederek İstanbul'a döndüm. Daha fazlasını merak edenler kişisel web siteme bakabilir: www.ibrahimbastug.com (artık yayında değil).

Şiir yazmaya nasıl başladınız? Hangi kitaplar ya da dergiler, şiirle haşır neşir olmanızı sağladı?

Şiire lisede başladım. Ayşe'ye kendimi beğendirme kaygısı içindeydim. Sonra anladım ki Ayşe'nin şiirlerimi beğenmesi bana âşık olmasını sağlamıyor. O İskender'e âşık ve İskender şiir yazmadığı halde bundan vazgeçmiyor. Bunu anlayınca, yazdığım aşk manzumelerini arkadaşlarımın hizmetine açma kararı aldım. Âşık oldukları kızlara benim şiirlerimi kendileri yazmış gibi veriyorlardı. Bir arkadaşım, bana ilgisi olan bir kıza âşıktı. Onun için bile akrostişli şiir yazdım. Yayımlanan ilk şiirimi İstanbul'da yazmıştım ama yayımlandığında Ankara'daydım (1984). İlk iki kitabımı Ankara'da, son üç kitabımı ise İstanbul'a döndükten sonra yayımladım. Lisedeyken Milliyet Sanat dergisini izlerdim. İlk şiirim de bu dergide yayımlandı. Bir söyleşimde de belirttiğim gibi lisedeki edebiyat öğretmenim keşfetti beni. Bana çok ciddi katkısı vardır. O, ikinci kitabımı ithaf ettiğim Sevim Kolkır. Son kitabımı eline aldığında burnuna götürdü ve derin bir nefesin ardından şöyle dedi: "Eskisi gibi mürekkep kokmuyor." Ben, bir evde yüzlerce kitap bulunabileceğine ilk Sevim Hocanın evinde tanık oldum. Ama "edebiyat öğretmenlerinin evi demek ki böyle oluyor" yargım artık değişti. Şimdilerde şuna inanıyorum: "Edebiyat öğretmenleri kitap okumuyor." Onların da şöyle yakındığına tanık oldum: "Ekmek alabiliyor muyuz ki, kitaba sıra gelsin!" Anlaşıldığı üzere bu bir döngü ve kısır… O sıralar bir marangozhanede okul sonrası çıraklık ediyordum. Bu çıraklıktan kazandığım paraya kıyıp J. Steinbeck'in şömiz kapaklı Altın Kitaplar baskısı Fareler ve İnsanlar'ını aldığımda artık iflah olmayacağım noktaya gelmiş olduğumu şimdi daha iyi anlıyorum. O günlerde okuduğum kitaplardan en unutamadığım birkaçı şöyle: Kızıl ve Kara (G. Flaubert), Palyaço (H. Böll), Huzur (A. H. Tanpınar), Aylak Adam (Y. Atılgan)…

İlk şiirlerinizde etkisini açıkca görebildiğiniz şairler ya da poetik teknikler nelerdir?

Lisede kızlara ve arkadaşların kızlarına yazdıklarımı saymazsak sanırım üzerimde en açık etkisi olan iki şair; Fuzuli ile Karacaoğlan. Sonra Şeyh Galip ve Ahmet Haşim gelir. Şiirimin vazgeçilmezlerinden "ses" ve "kapalılık" derecesindeki metafor tutkusu buralardan besleniyor olmalı.

Sizin için şiir içerik ve teknik açıdan nasıl bir yapıdadır?

Tekniği, içeriği falan ne olursa olsun, ama bir metin "beni dönüp tekrar tekrar okumalısın" demiyorsa şiir değildir bana göre. Kim yazmış olursa olsun, ne kadar "derin" olursa olsun! Şiir kitapları okunup rafa konacak şeyler değildir.

Şiir yazdığınız süre içinde -ki halen- şiirinizin teknik ve içerik olarak değişme noktalarını gözlemleyebiliyor musunuz? Değişti dediğiniz teknik özellikler nelerdir, eğer varsa?

İlk kitabımın ikinci baskısına müdahale etmiştim. İki baskı arasında sekiz yıl olduğunu anımsatmalıyım. İlk baskıdaki kimi biçimsel oyunlara müdahale ettim, gereksiz ve zorlama bulduğum için; "ikindiler" diyeceğime "2'ndiler" mi ne demiştim mesela.

Diğer şairlerle yani onların şiirleri ile nasıl bir ilişkiniz var? Okuma sürecinizi kısaca açıklar mısınız? (Kitap seçiminden not alma durumlarına kadar.)

Türkoloji eğitimi almış olmamdan da biliyorum, her kuşak kendi şiirini 50 yıldan önce damıtamıyor. O kuşağın arayışı hangi bireylerde mükemmele erişecek, belli bir zaman geçmeden kestirilemiyor bu. Neredeyse bin yıllık divan şiiri en güzel örnekleriyle ancak elli şair tarafından temsil edilir bugün. Bunun nedeni pek çok insanın "hobi" düzeyinde ilgilenmesi. O gün olduğu gibi bugün de bir "statü" aracı olarak görmesi belki! Hele günümüzde, kitle iletişiminin yaygınlığı düşünüldüğünde sapla samanın ayırt edilmesi neredeyse olanaksız. Şimdilik "İkinci Yeni" dönemi şairlerini ancak damıtıyor toplumsal bellek. Bir okur olarak itiraf etmem gerekirse ben de o kuşaktan sonraki şiirle "zevk" düzeyinde bir ilişkiye girmiş değilim. Kendi kuşağımın şiirini bu anlamda bir "incelemeci" titizliğiyle takip ediyorum.

Şiirlerinizi nasıl ve ne şekilde arşivlersiniz? Nasıl yazarsınız, teknik ve taktik, araç gereç lojistik vs. nelerdir?

Birkaç ay önce işyerimdeki bilgisayarda bulduğum şiiri evdeki bilgisayardaki dosyayla karşılaştırınca tehlikenin ciddiliğini anladım. İşyerindeki makinede az kalsın silip atacağım metin, şiirin son şekliydi ve ben bunu tamamen unutmuşum, hangi işin arasında yaptıysam! Daha da kötüsü, bunu itiraf etmeli miyim bilmiyorum bir "erken bunama" belirtisi olabilir, unuttuğum bu şekle ulaşabilmek için çırpınıp duruyormuşum meğer! Kalem ve kâğıda döndüm tabii, artık ne derece gerçekleştirebilirsem!

Şiir kitapları odanızda ya da raflarınızda ne kadar yer tutar? Onları nasıl sıralarsınız/dizersiniz?

Benden daha çok yer tuttuğunu söyleyebilirim.

Şiir dergilerine ya da herhangi bir dergiye şiir gönderirken belli bir şiir/ seçimiz var mı? Sizce dergilerin böyle tercihleri var mı?

Dergi çıkarmadığım zamanlarda dergilere fazla şiir vermiyorum. Geçen yıl tek şiirim bir "fanzin"de çıktı: B(aşk)a'nın 10. sayısı (Aralık 2002)…

Kitap/larınızı oluşturma sürecinizden bahseder misiniz (eğer yayınlanmış bir kitabınız varsa)? Ya da şiirlerinizden oluşacak bir kitabı nasıl hazırlardınız? Başlıktan son satıra kadar, kapak tasarımı ve mizanpaj dahil, sayfa sayısı vs.

İlk kitabımı yayımlarken en belirleyici unsur Edebiyat Dostları içindeki serüvendi sanırım. Ben derginin yayını olarak çıkmasını istiyordum, olmadı, ikiye bölündü dergi ve ben ayrılan gruptaydım. Bir yıl kadar sürüncemede kaldı dosya, sonra kendi olanaklarımla bastırdım, dağıtımda kolaylık olur düşüncesiyle Dönem Yayıncılık'ın adını koydum kapağa. Sonuç yukarıda sıraladığınız özellikler açısından tam bir fiyasko tabii. Kitap yer sergilerinde bir iki göründü ve unutuldu. Neyse… Yayımlanan beş kitabımdaki her şiir o dosya için yazıldı. İpteki Kareler ve Kavis birer uzun şiir zaten. Bu anlamda da "Divan" geleneğini sürdürüyorum galiba, her şeyin yeri belli. Kitap bütünlüğünü seviyorum. Toplu basımlara karşıyım.

Şiir konusunda en çok duyduğunuz artık klişe haline gelmiş sözler neler? Bunların kalıplaşmasını sağlayan nedir sizce? Ve sizce bu tür klişelerin ne kadar faydası olur? (Örnek: Şiir kelimelerle yazılır.)

Hiçbir faydası olmaz. Anlam şiir söz konusu olduğunda daha bir öznelleşiyor, görelileşiyor. Şaşırıp kalıyorsunuz "adam bu dediğinden ne anlamış, benim ne anlamamı bekliyor" diye. Örneğinizdeki "amentü"yü diyelim, kitabına eklemiş ve buna rağmen vasat semtinin dış mahallelerine bile yaklaşamamış "şair"ler var maalesef.

Yazdığınız en uzun şiir ve en kısa şiir? Zaman ve karakter sayısı açısından.

En uzunu son kitabım Kavis sanırım. Hem çok uzun sürdü bitmesi, hem ara başlıkları saymazsak tüm kitap bir şiir. En kısası da Köz'deki ve Kül'deki dörtlüklerden biridir herhalde.

Şiir yazan bir kimliğe mi sahipsiniz yoksa bir şair misiniz?

Ne yalan söyleyeyim bu soruyu anlamadım! Bende bir yanıt uyandırmadı.

Genellikle günün hangi zaman diliminde şiir yazarsınız?

Günü dilmeden tüketenlerdenim.

Şiirlerinizi nasıl denetlersiniz? Gramerden içeriğe, ses uyumundan başlığa kadar kendiniz mi yoksa bir başka kişi de size yardım eder mi? Onu ne kadar dikkate alırsınız?

Kitaplaşma sürecinde ister istemez yayınevi editörlerinin gramer müdahalesi oluyor.

Fetiş nesneleriniz nelerdir? Şiirlerinizde kullanmayı sevdiğiniz üç kelime ve bunların sizin için önemleri nelerdir?

Fetiş nesnem sigara sanırım. Şiirimde sık geçtiği söylenenlerse; "yaşam", "ölüm", "anlam".

İdeal bir okur sizin için ne anlama gelir? Onunla tanıştınız mı?

Okurumla ilgili bir idealim yok. Ama okuduğunu yeniden üreten insanları severim. Şimdiye kadar bulunduğum toplantılarda okurum tarafından hiç savunulmadım, hep şu ya da bu şekilde saldırıya uğradım. Okumadıkları hükmüne vardım.

Son olarak: Şiir yazmayı bırakmaya karar verdiğinizde, sizi ne devam etmeniz için ikna etti?

Ne çabuk yayılmış, siz kimden duydunuz? Devam etme konusunda henüz ikna olmuş değilim.

(Serkan Işın, Zin&Har, Mart 2003)

 

 

SÖYLEŞİLER

--- "İbrahim Baştuğ'la Kavis Üzerine", Mevsimsiz, Şubat 2004.

--- "İbrahim Baştuğ İle Söyleşi", Kaçak Yayın , Sayı: 7, s. 56-60, Kasım 2003.

--- "12 Eylül'ün Savurduklarına", Tempo, 27 Mart-2 Nisan 2003.

--- Ankete Yanıt, Zin&Har, Mart 2003.

--- "Anlaşılmayan Hiçbir Şey Aşılamaz", Aydınlık, s. 28, 11 Şubat 2001.

--- Son Dönem Türk Şiiri Üzerine Eleştirel Söyleşi, Şiir Odası, Sayı: 12, s. 6-12, Aralık 2000.

--- "Dil Bir İletişim Aracı Olduğu Kadar, İletişim Engelidir de", Virgül, Sayı: 32, s. 62-64, Temmuz 2000.

--- Yayımlanmamış Bir Söyleşi, Mayıs 2000.

--- "Köz'ün Alıp Götüren Sıcaklığı", Nokta, s. 56-57, 14-20 Mayıs 2000.

--- "Postmodern Medyatörlük", Lodos, Sayı: 1, s. 17-19, Şubat-Mart 1998.

--- "Adeta Tapınarak Okuyoruz Anlayarak Değil", Aydınlık, Sayı: 542, s. 28, 7 Aralık 1997.

S