İbrahim Baştuğ, gelenekle yüzleşmeye girdiğini düşünüyor:
"Anlaşılmayan Hiçbir
Şey Aşılamaz"
Köz'le 2001 yılı Cemal Süreya Ödülü'ne değer bulunan İbrahim
Baştuğ, 1989'da yayımladığı Çalınmış Kuyuları Babil'in'den sonra
1995'te İpteki Kareler'i yayımladı. Şairin Köz'ün devamı olarak
yazdığı Kül ise, önümüzdeki aylarda yayımlanacak.
Can Yayınları'ndan çıkan Köz adlı kitabıyla 2001 yılı Cemal Süreya
Ödülü'nü kazanan İbrahim Baştuğ, 1964'te Sivas-Hafik'te doğdu.
Ortaöğrenimini İstanbul'da, yükseköğrenimini Ankara'da Ankara Üniversitesi
DTCF Türk Dili ve Edebiyatı'nda yaptı. İlk şiirleri Edebiyat Dostları'nda
yayımlanan Baştuğ, Edebiyat ve Eleştiri ile Varoş dergilerinin
kurucuları arasında yer aldı. Baştuğ, Atlas dergisinde editörlük
yapıyor.
AYDINLIK -- 2001 Yılı Cemal Süreya Ödülü'nü yayımlanmış kitap dalında Köz adlı kitabınızla kazandınız. Bu sizin yayımlanmış üçüncü kitabınız; öncelikle bize ilk kitabınızdan başlayarak şiirinizden biraz söz eder misiniz?
İbrahim
BAŞTUĞ -- İlk kitabım 1989'da yayımlandı: Çalınmış Kuyuları Babil'in.
Ağırlıklı olarak Edebiyat Dostları dergisinde çıkan şiirler yer aldı
bu kitapta. İlk şiirlerimde görülen biçimsel arayışların ve dil olanaklarını
araştırma tutkusunun bu kitaba bariz olarak yansıdığı görülür. İkinci kitabım
İpteki Kareler ise 1995'te yayımlandı. 36 bölümden oluşan bir tek şiirdir
aslında. Ama öte yandan her bölüm kendi başına anlamsal bir bütünlük de arz
eder. İpteki Kareler'de, birinci kitaptaki biçimsel arayışın yerini
imgesel örgüye bıraktığı görülür. Köz sizin de söylediğiniz gibi üçüncü
kitabım. Ama yayımlanmış üçüncü kitap demek daha doğru olur. Zira ilk kitaptan
öncesine uzanan ve Köz'deki şiirlerle yaşıt olanları da içeren bitmiş
bir dosyam var: "Mum". Ayrıca birinci bölümü bitmiş, ikinci bölümüne hâlâ
çalıştığım bir dosya daha var; adı "Kavis". Bu da İpteki Kareler gibi
uzun bir şiir. Birinci bölüm Edebiyat ve Eleştiri'de yayımlandı. "Mum"daki
şiirlerin önemli bir kısmı da çeşitli dergilerde yayımlandı. Ama sanıyorum
kitaplaşmaları için daha vakit var. Çünkü Köz'den sonra sıra Kül'de.
Birkaç aya çıkacak sanıyorum "Kül".
AYDINLIK -- Köz'den sonra "Kül"... Bunun özel bir nedeni var mı? Bir de kitaplarınızı değerlendirirken Köz'e ilişkin yorumda bulunmadınız!
BAŞTUĞ -- Özel neden, birbirinin devamı olması. Aydınlık ailesinde bir başka dergiyi Papirüs'ü okuyanlar anımsayacaklardır. Köz üzerine iki bölümde yayımlanan uzun bir değerlendirmesi oldu Gökhan Cengizhan'ın. Gerçekten yoğun emekle hazırlanılmış bir yazıydı. Cengizhan'a buradan bir selamlı cevap olsun öyleyse! Köz şiir serüvenimde bir kırılma noktasıdır. Kardeş kitap "Kül" ile birlikte, rubaiyi anımsatan dörtlüklerden oluşan bu kitapta gelenekle bir tür yüzleşmeye girdiğimi düşünüyorum. (Gerçi özgün bir şiir kurma çabasında olan herkes gelenekle her zaman bir yüzleşme içindedir. Nitekim ilk kitabımda da aruz vezniyle yazılmış bir gazel var.) Cengizhan'ın yazısını bu açıdan önemli buluyorum. Divan şiirinin kavramlarına ve kültürel arkaplanına son derece hâkimane bir okumayla kaleme alınmış. Bu anlamda Köz'ün okunmasını epey kolaylaştırdı. Ben kısaca şunu söyleyip geçmekle yetineceğim; divan şiiri anlaşılıp tüketilemediği için efsaneleşiyor; bir de modernist sol düşünce onu yok saydığı için. Anlaşılmayan hiçbir şey aşılamaz oysa. Özelde Köz dolayısıyla altı çok çizilen rubai, geleneksel şiirimiz içinde, dindışı temalara yönelmiş oluşuyla ayrı bir yere sahiptir. Bu yüzden günümüze en canlı ulaşabilmiş şiir formudur. Sanırım bu nedenle geleneksel şiirle yüzleşirken özellikle rubai formunu seçtim. Ama öte yandan biçimsel olarak klasik rubainin ölçüsü aruzu ve uyak düzenini tıpatıp uygulamanın da bir anlamı olmazdı. Bunu da serbest şiirin olanaklarından yararlanarak aşmayı denedim. Dize bütünlüğünü bozdum örneğin. Uyakları dize sonlarına yığmak yerine iç ses düzeninin olanaklarından yararlandım.
AYDINLIK -- Seyyit Nezir, Cemal Süreya Şiir Ödülü'nü aldığınız gece seçici kurul adına bir konuşma yaptı. Orada, ödüle gelen kitap ve dosyalardan hareketle yeni kuşakların Cemal Süreya şiirinden habersiz olduğunu söyledi. Sizin şiir serüveninizde nerede duruyor Cemal Süreya?
BAŞTUĞ -- Her fırsatta
söylüyorum; üniversite öncesi ciddi bir edebiyat bilinci/beğenisi edinmemiş
olsaydım şu anda kafası örümcek bağlamış bir eski edebiyat araştırmacısı idim.
Tamamen bir şans eseri edebiyat zevki olan ve günceli izleyen bir lise edebiyat
öğretmeninin eline düşmüş olmak çok şeyi değiştirebiliyor. O kadar basit ki,
size Cemal Süreya şiiri okumanızın yolunu açmıyor yalnızca, onun poetikasından
Şapkam Dolu Çiçekle'yi okuyarak haberdar olmanızı sağlıyor. Cevdet
Kudret'i, Bir Bakıma'yı okuduğunuzda daha başka anlıyorsunuz. Ya
da ne bileyim Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanlarıyla makalelerini eşzamanlı
okuma bilincini yakalıyorsunuz. Bu şansın adı Sevim Kolkır'dır; pek
çok öğrencisine ciddi katkıları olmuştur.
Bazen bir kuşkuya düşüyorum kimi dizelerim karşısında, sanki diyorum bu falanca
şairde var! Sözcük ortaklığı değil kastım. Mesela Cemal Süreya yazmamıştır
ama yaşasa böyle yazardı gibi şeyler... Ama öyle bir şey yaşadım ki onu sizinle
paylaşayım: İlk kitabım yayımlanalı beş altı ay olmuş, Cemal Süreya
"kasketini eğip acılarının üstüne" gitme kararında; Yeni Yaprak'ın
Ocak 1990 sayısında o ünlü "Üstü Kalsın"ı yayımlanır. Hatırlanacağı üzere
yedi dizenin biri şöyledir: "Her ölüm erken ölümdür" Bir arkadaşım, iki yıl
kadar sonra açığımı yakalamış olmanın gururuyla dikilir karşıma, dilinde bu
şiir. Ama zaman geçmiş, arkadaşım bu dizeyi andıran dizeleri benim ilk kitabımda
daha önce okuduğunu unutmuştur. Nasıl gururlanmıştım bilemezsiniz, sözüm Cemal
Süreya'nın sözüne benzetildi diye! Şudur o iki dize: "her ölüm kendine
ilktir/ her ölenle eskir biraz ölüm de".
(Aydınlık, 11 Şubat 2001, s. 28.)

SÖYLEŞİLER
--- "İbrahim Baştuğ'la Kavis Üzerine", Mevsimsiz, Şubat 2004.
--- "İbrahim Baştuğ İle Söyleşi", Kaçak Yayın , Sayı: 7, s. 56-60, Kasım 2003.
--- "12 Eylül'ün Savurduklarına", Tempo, 27 Mart-2 Nisan 2003.
--- Ankete Yanıt, Zin&Har, Mart 2003.
--- "Anlaşılmayan Hiçbir Şey Aşılamaz", Aydınlık, s. 28, 11 Şubat 2001.
--- Son Dönem Türk Şiiri Üzerine Eleştirel Söyleşi, Şiir Odası, Sayı: 12, s. 6-12, Aralık 2000.
--- "Dil Bir İletişim Aracı Olduğu Kadar, İletişim Engelidir de", Virgül, Sayı: 32, s. 62-64, Temmuz 2000.
--- Yayımlanmamış Bir Söyleşi, Mayıs 2000.
--- "Köz'ün Alıp Götüren Sıcaklığı", Nokta, s. 56-57, 14-20 Mayıs 2000.
--- "Postmodern Medyatörlük", Lodos, Sayı: 1, s. 17-19, Şubat-Mart 1998.
--- "Adeta Tapınarak Okuyoruz Anlayarak Değil", Aydınlık, Sayı: 542, s. 28, 7 Aralık 1997.