Son on beş yılın şiiri
"Postmodern Medyatörlük"
"Geçen on beş yıl içinde şiirimizde yeni bir oluşumdan ve dilsel deneyimden söz edilebilir mi? Çok sayıda kişinin çok sayıda şiir yazdığı bu ortamda niteliksel bir sıçrama gerçekleşebilmiş midir? Gerçekleşebilmiş ya da gerçekleşememişse bunu hangi ölçütlere göre tanımlarsınız? Bu durum karşısında kendi şiirinizi nerede görüyorsunuz?" LODOS
İBRAHİM BAŞTUĞ -- Geçen on beş yıl içinde "şiirimiz"de "yeni" bir "oluşum"dan söz edilebilir mi? Edilir. Ediyorlar. "Şiirimiz", "yeni" ve "oluşum" kavramları, üçü de henüz konunun muhatapları arasında üzerinde birleşilmiş bir anlama tekabül etmiyorsa da birçok tartışmanın ekseni oldu, oluyor. Peşinen söylenebilir ki, bu tartışmalarda, atışmalarda şiire içkin kaygılar çoğunlukla taca çıkarılır (bilinçli olarak) ya da ofsaytta bırakılır. Sözün özü, denebilir ki o malum ya da makus tarihten sonra, her zaman için, en azından Jön Türklerden bu yana politik politikanın yedeğinde olan şiir işleri yine bu "saye"de yani "gölge"dedir. Malum tarih, 1980 Eylül'ünün 12. gününü neredeyse yeni bir milat yapan makus durumdur. İlk beş altı yıl herkes "can derdi"ne düşmüştür. Politik politikanın yedeğinde olan şiir susmuş ya da susturulmuştur. Konuşmaya başlaması ise doğal olarak hıçkırıklarla olmuş, mahpushaneden yazılan şiirlerin, yine politik politikanın yedeğinde olan kırık hıçkırıklı dilinde, şiiri bir ağlama duvarına çeviren söyleminde bulmuştur. Bu, şiirin dönemsel yönsemelerinin mahpushane edebiyatı olacağının da en açık göstergesidir. Öyle olmuştur. Edebiyat Dostları'nda dikkat çeken çıkış, mahpushaneden yükselen hıçkırıklarla birlikte, daha pek çok marazlı tutuma entelektüel bir neşter atma girişimi olmaya aday tek kalkışmayken yarım kalmıştır. Ciddi bir özeleştiri ve onarım işi yazık ki yarım kalmıştır (1987-89). Bu tarihten sonra nispeten baskının gevşemesi, nispeten basın ve edebiyat alanında boy gösteren holding sermayelerine tepki olarak edebiyatta politik söylemin yine meşruiyet kazanmasıyla, tek tük edebiyat ve şiir dergileri, arkasını belli bir politik oluşuma vererek canlanmaya başlamış olan dergiler burcuna girmiştir. Türkiye'deki edebiyatın sağı da solu da dönmüş dolaşmış yine lüzumsuz tarihsel angajmanlarını kendine pıranga yapmayı meşrulaştırmanın bir yolunu bulmuştur. Bu anlamda şiire içkin "yeni bir oluşum"dan genel anlamda söz edilemez sanırım. Ama inanıyorum ki tek tek kişiler ve kişilikler özelinde üretilen "doğru" tavırlar ve "nitelikli" ürünler vardır.
"Dilsel deneyim"e gelince, sanırım bu da yukarıda betimlenen makus talihe endeksli oldu, olacak. Şimdilerde sağdan soldan, yeni şairlerin dilinin karmaşıklığından, şiirlerinin "konusuz" ve "anlamsız" olduğundan dem vuran vaveylalar sıkça yükseldiğine göre şiir adına bir umut var demektir. Dilin olanaklarının araştırılması günümüz kuşağının belki tek artısıdır bence. Şiirine belli bir politik angajmanı yüklemiş olanların bile görmezlenemeyeceği bir etki yarattı. Edebi metnin sözdizimine rüzgâr aldırdı ve söz dağarını (kelime kadrosunu) genişletti. Bu da şiiri şarkı, türkü, marş olmaktan uzaklaştırmak, getto kültünden kurtarmak, kentsoylulaştırmak, biraz daha "sivilleştirmek" için önemli bir yönsemedir. Bugün artık politik angajmanı çok bağıran şairlerin bile, kırsal feodal söylemden kurtulabilme sancıları içinde olduğunu görmek zor değil.
"Çok sayıda kişinin çok sayıda şiir yazdığı bu ortamda niteliksel bir sıçrama gerçekleşebilmiş midir?" Bu "çok"a inanmıyorum ben. Bir kere yazan herkes yayımlama iddiasında olamıyor. İkincisi, yayımlananlar etki yaratacak denli bir dolaşıma giremiyorlar. Keşke dediğiniz gibi olsa! Ne yazıktır bizde mürekkep fetişi hâlâ sürüyor. Basılan her şeyin salt basılmış olması bir anlam ifade eder sanılıyor. Oysa durum böyle değil. Milli Eğitim gibi, Kültür Bakanlığı gibi, YÖK gibi, üniversitelerin neye yaradığını hâlâ çözemediğim edebiyat kürsüleri gibi, medya gibi birçok güdüleme odağının işlevi göz ardı ediliyor. Kafasının sınırları ve köşeleri buralarda belirlenmiş insanların şiir okuduğu mu sanılıyor? Kitap alıyor(!) olabilirler, ona bir şey diyemem. Benim kitaplarım da satılıyor, ama benimle karşılaştığında şiirimi okumuş olmakla biraz değişim gösteren tek bir kişiyle karşılaştım bugüne kadar.
Demek istediğim, lüzumsuz angajmanlarıyla, yetişkin insan potansiyeliyle, paranoyaya varan potansiyel suçlu yaratma eğilimiyle, kendi yurttaşına güvensizliğiyle, gelir dağılımıyla, hukukuyla, eğitimiyle, sanayisiyle, siyasetiyle, Susurluk'uyla, çeteleriyle, demokrasisiyle, anayasasıyla, şehirleşmesiyle, belediyeleriyle Türkiye'nin hal-i pürmelali neyse, Türkiye'de üretilen edebiyat ve şiir de üç aşağı beş yukarı odur.
"Kendi şiirimi nerede" görüyorum? Kendimi ifadeyi yazı aracılığıyla yapıyorsam, bu tesadüfî değil, aldığım dil ve edebiyat eğitimi, kişisel birikimim yönlendirici oldu kuşkusuz. Dilde daha donanımlı olduğumdan yazı sanatlarından birine, şiire yöneldim. Böyle bir eğitim almasaydım halk şairi olabilirdim pekâlâ. Benim halk şairinden duyarlık anlamında bir artım olduğuna inanmıyorum, çoban ressamdan bir artım olduğuna inanmıyorum, okurumdan bir artım olduğuna hiç inanmıyorum. Ben aynı zamanda bir okur değil miyim? Dili gereğinden çok zorladığımı düşünmüyorum. Tam tersi, genel düzeyin, dili gereği kadar bilmediği için kullanmaktan ve araştırmaktan kaçtığını düşünüyorum. Tabii bir de belli bir ideolojiyi kaba hatlarıyla kolay hazmedilir şekilde şiirlerinize giydirmeyi amaçlamışsanız günlük konuşma kodlarını terk etmemeniz gerekiyor! Benin böyle angajmanlara girmem söz konusu olmadığı için, söylemim ayrıksı duruyor olabilir. Dilimin anlaşılmaz olduğu meselesi tamamen bir düzey ve ilgi meselesidir. Tabii bu arada kastımın dilin mantık dizgesini görmezlikten gelmek, zırvalamak olmadığını da belirtmeliyim. Yapmaya çalıştığım yalnızca sözdizimine müdahale ederek sözcüğün cümle içindeki yerini değiştirmek, cümle yapısına müdahale etmek yoluyla kalıplaşmış sözcük ilişkilerini bozmak, sözcükleri yeni ilişkilere sokarak, alışılmadık çağrışımlar ve imajlar yaratmaktır. Bir de sözcük dağarcığımı kasıtlı olarak geniş tutmaya özen gösteriyorum. Peki ben tematik açıdan içinde yaşadığı dünyanın, ülkenin, toplumun gerçekliğinden kopuk, kendine içkin bir söylemi mi dayatıyorum? Hayır, yalnızca şablonlaşmış, klişeleşmiş, sloganlaşmış olduğu için zahmetsiz anlaşılan, ilk bakışta durumunu ve duruşunu bas bas bağıran bir anlayışın ne şiire ne şaire ve uzun vadede ne de topluma ve insanlığa kalıcı bir yararı olacağına inanıyorum.
Bir arayışın içindeyim, kendi yaşantımdan, hepimizin yaşantısından bir şeyler damıtmak için çalışıyorum. Günlük hayat içinde bu çabaya bir zaman ayırıyorum. Bu çaba içinde teknik anlamdaki artılarımı, herkeste var olduğuna inandığım duyarlığa ekliyorum. Bunu yapan herkes sanatçı olabilir, şair olabilir. Öte yandan bu çaba içindeki algı formlarımı ve üretimimi belirleyen önemli bir faktör ise, insanlığın kültürel ve tarihsel gelişimine paralel olarak insan aklının geçirmiş olduğu evrelerin bendeki yansısıdır.
Postmodern bir medyatörlük çağını idrak ettiğimiz şu günlerde kitlesel tüketim her şeyin belirleyicisi oluyor. Her gün yüzlerce aziz/azize imgesi/balonu şişiriliyor, her an bunların gazı yine aynı medyatörlerce bir anda indiriliveriyor. Şair (ya da genel olarak sanatçı) bu medyatörlerden yakasını kurtaramazsa sonu antik dönemin zavallı gladyatörleri gibi kendi kanında ve pisliğinde boğulmak olacaktır. Bugün Türkiye'de her şey reytinge ve satış sayısına endekslenmiş görünüyor. Zaten eğitimsiz bırakılması yüzünden 21. yüzyıl eşiğinde aklın henüz teolojik ve metafizik evrelerini geçip, pozitif aşamasının mücavirine kadar bile yaklaşamamış olan büyük çoğunluk paçavra gibi kullanılıyor. Yalnızca "bir kısım medya" değil, yelpazenin sağından soluna herkes bu medyatik manipülasyona bir yerinden ve tıpatıp aynı yöntemlerle tutunuyor/eklemleniyor. Ortalık, anadili bilinci oluşmamış, anadilinin en temel kuralları hakkında en ufak bir fikri olmayan, yaptığı işin ana malzemesi olan dilden bihaber, kendi çöplüğünde büyük şairlerden geçilmiyor. Bu anlamda, her şeyde olduğu gibi edebiyatta ve şiirde de tıkanıklığın aşılması için ulusal düzeyde yaşantısal ve algısal bir nitelik sıçraması gerekiyor.
(Lodos, Sayı: 1, s. 17-19, Şubat-Mart 1998)

SÖYLEŞİLER
--- "İbrahim Baştuğ'la Kavis Üzerine", Mevsimsiz, Şubat 2004.
--- "İbrahim Baştuğ İle Söyleşi", Kaçak Yayın , Sayı: 7, s. 56-60, Kasım 2003.
--- "12 Eylül'ün Savurduklarına", Tempo, 27 Mart-2 Nisan 2003.
--- Ankete Yanıt, Zin&Har, Mart 2003.
--- "Anlaşılmayan Hiçbir Şey Aşılamaz", Aydınlık, s. 28, 11 Şubat 2001.
--- Son Dönem Türk Şiiri Üzerine Eleştirel Söyleşi, Şiir Odası, Sayı: 12, s. 6-12, Aralık 2000.
--- "Dil Bir İletişim Aracı Olduğu Kadar, İletişim Engelidir de", Virgül, Sayı: 32, s. 62-64, Temmuz 2000.
--- Yayımlanmamış Bir Söyleşi, Mayıs 2000.
--- "Köz'ün Alıp Götüren Sıcaklığı", Nokta, s. 56-57, 14-20 Mayıs 2000.
--- "Postmodern Medyatörlük", Lodos, Sayı: 1, s. 17-19, Şubat-Mart 1998.
--- "Adeta Tapınarak Okuyoruz Anlayarak Değil", Aydınlık, Sayı: 542, s. 28, 7 Aralık 1997.