İbrahim Baştuğ'la şiir üzerine


"Adeta Tapınarak Okuyoruz Anlayarak Değil"


"Tartışmacı ve araştırmacı bir okuma geleneğimiz yok. Belli bir beğeninin biçimlendirdiği kafayı kırsanız değiştiremiyorsunuz."

İbrahim Baştuğ'un İpteki Kareler adlı ikinci kitabını basan (1995) Öteki Yayınevi, ilk kitabı Çalınmış Kuyuları Babil'in de ikinci basımını yaptı (1997). Baştuğ, "Edebiyat uzmanı" olarak çalışıyor. Deyim yerindeyse "mektepli" bir şair. İlk kayda değer şiirleri Edebiyat Dostları adlı dergide çıktı. Edebiyat ve Eleştiri ile Varoş dergilerinin kurucuları arasında yer aldı ve bu dergilerde sürekli yazdı. Şimdilerde Papirüs dergisinde yazıyor. Baştuğ'la genelde şiir üzerine söyleştik.

AYDINLIK- İki yıldır edebiyat dergilerinde şiir yayımlamıyordunuz; nedenini sorabilirmiyiz?

İBRAHİM BAŞTUĞ- Bunun birinci nedeni, ilk kitabımdan sonra uzun ve tümü okunduğunda algılanabilecek bir kurgusu olan şiirler yazmaya yönelmiş olmam. Edebiyat ve Eleştiri'de yayımladığım "Kavis" dosyası, sonra aynı adla kitaplaşan İpteki Kareler, ardından "Köz" adıyla yayıma hazır bekleyen ve bir bölümünü Varoş'ta yayımladığımız "Eşime Dörtlükler" bu tarz uzun şiirler. Organik bağımın olmadığı dergilerde bütün bir dosyayı kesintisiz yayınlatma olanağını yaratabilmek hayli güç. Parça parça çeşitli dergilerde yayımlamak bundan da güç. Müstakil denebilecek şiiri ise çok seyrek üretebiliyorum. Bunlar için de yayımlama çabası açıkçası çok gündemimde olmuyor. Tabii bir de gönderdiğim her derginin şiirlerimi yayımlamasını sağlayacak denli "piyasa"dan biri değilim. İkinci neden ise dergilerin belli bir çevre ve "kafa-kol" ilişkileri içine hapsolmuş olmaları. Sizi "iyice" tanımadan ya da "bağlamadan" gönderdiğiniz şiiri değerlendirmeye almamaları.

TÜRK EDEBİYATI YOK
AYDINLIK- Türk Edebiyatı denilen büyük harfli adlandırmaya ad ve kimlik olarak dahil olabilmek için, edebiyat kurumu içerisindeki belli ilişkilere girmek, sürekli ve düzenli ürün yayımlamak, bu yolla geçerli bir kimlik elde etmek ve bu kimlikle var olmak gerekiyor. Böyle olursa şairin adı anılıyor, soruşturmalarda, dosyalarda, yıllıklarda yer alıyor. Fakat kurum eşitsizlik ürettiği için Türk Edebiyatı adı altında yapılan kodlamalar içerisine bütün eğilimler ve temsilcileri giremiyor. Dolayısıyla bu tür adlandırmalar herkesi birden kapsamıyor.

BAŞTUĞ- "Türk Edebiyatı" denilen, sizin deyiminizle "büyük harfli adlandırma", kavram olarak maalesef bir netliği, ulusal düzeyde bir mutabakatı karşılamıyor. Söylediklerinize bütünüyle katılıyorum. Aklıma gelmişken, geçen yılın gündemini birçok dergide oldukça işgal etmiş olan "Türkçe Edebiyat" tartışmasına girmek istemiyorum. Bu tartışmalar üzerine kuracağımız bir temel mutabakata varılmış bir zemin olmadığı için muallakta kalacaktır. Kavram karmaşası aşılamayacaktır. Sizin yazılarınızda zaman zaman gereksiz polemikler arasına sıkışan önemli pek çok kavramlaştırmadan biri olarak gördüğüm "eğilim edebiyatları" kavramlaştırması altında yazmış olduklarınız önemlidir bence. Türkiye'de pek çok alanda olduğu gibi edebiyatta da asgari müşterekler üzerine kurulu bir ulusal aidiyet üzerinde aciliyetle buluşulması gerekiyor, eğilim edebiyatları görülerek. Türkiye'de asgari düzeyde insan haklarını ve özgürlüğü, "muasır medeniyetler seviyesi"ni içselleştirmiş bir demokratlık mutabakatına varılmış değil. Her kesim hir diğerine komitacı oyunlar tezgâhlama eğilimi içinde, iktidarı şu ya da bu yoldan, ama aciliyetle ele geçirmeyi, şiddetli bir iştahla arzuluyor. Herkes her şeyi yalnız kendisi için istiyor. Komşusu için bir şey isteyen yok. Dedim ya insan olma müştereğinde bile buluşamadan 21. yüzyılın eşiğine geldik. Herkeste paranoyaya varan bir korku, komşu evdeki canavara karşı silahlanma, komitacı oyunlar tezgâhlama telaşı.
Edebiyatta da durum üç aşağı beş yukarı bu. Gettolaşma, toplumsallaşmanın önünü tıkıyor. Bu bit ilkel loplum özelliği. Herkes kendi çöplüğünde büyük. Bu son derece yıpratıcı, aşındırıcı bir sürtüşme. Bireyler arası ve eğilimler arası geçirgenlik çağdışı angajmanlara ve komplekslere kurban ediliyor.

TÜRKOLOJİ KÜRSÜLERİNE ARMAĞAN
AYDINLIK- Yurdışında yayımlanan bir antolojide yer aldınız. Bu antoloji ne amaçla yayımlandı.

BAŞTUĞ- Amerika'da Kemal Sılay tarafından yayımlanan An Antology of Turkish Literature (1996, Indiana University) adlı antolojinin biyografi bölümünün yazılmasında görev almıştm. Sılay tarafından İngilizceye çevrilmiş olan, ilk kitabımdan üç şiir ve ikinci kitabımdan üç bölüme yer verildi. Sılay'ın bu antolojideki amacı öncelikle yabancı üniversitelerin Türkoloji kürsülerinin ders kitabı eksiğinin giderilmesine bir katkı sağlamaktı. Türkiye'de İngilizce eğitim veren Türkoloji kürsüleri de antolojiye olağanüstü ilgi gösterdi. Belirtmek istediğim birkaç husus var: Bunlardan ilki İngilizcesi temin edilemediği için Melih Cevdet Anday'a yer verilemiş olması. Yine aynı nedenlerle genç kuşak temsilcilerine yer verilememesi de ikinci baskıda giderilmek üzere istenmeyerek bırakılan eksiklikler. Örnegin Ahmet Telli, Ahmet Erhan gibi isimlerle bağlantı kurulduğu, ben biyografilerini yazıp gönderdiğim halde, nitelikli çeviri temin edilemedi.
Öte yandan antoloji adından anlaşılacağı gibi klasik tarzda bir antoloji değil. Orhun yazıtlarıyla başlıyor, edebiyatın hemen bütün türlerini metin örnekleriyle ele almasının yanı sıra uluslararası üne sahip Türkologların inceleme yazılarını, çeşitli fotoğraf vb. görsel dokümanı içererek son bir iki kuşak dışında eksiksiz ve tarihsel seyri içinde işliyor. Bu yönüyle de edebiyat tarihi işlevine tekabül ediyor.

AKADEMİK ÇEVRELER BASİRETSİZ
AYDINLIK- Şiirinizi bir arkadaşınıza okuduğunuzda, "Yahu kardeşim iyi, güzel de, kusura bakma, ben bundan bir şey anlamadım" yanıtıyla karşılaştığınızda, kendinizden mi şüphe duyarsınız yoksa benim şiirimi o insanın anlayabilmesi içih belli bir imgelem gücüne sahip olması gerekir diye mi düşünürsünüz?

BAŞTUĞ- Bu konu sömürüye, yapay gündem yaratmaya, kör döğüşü yapmaya son derece müsait. Tek tük yetkin eleştirmenin konuyu çarpıtmadan ele almaları dışında genelde bütün çevreler, özellikle ders kitapları ve akademik çevrelerin basiretsizliği konunun bir türlü noktalanmamasına neden oluyor. Yalnız edebiyatın değil, genelde sanatın bütün dallarının algılanması üzerine eğitim sistemimizin her aşamasında, ülke çapında yayıncılık geleneğimizde ve ilgili bütün resmi özel kuruluşta, medyada, konuya karşı bir duyarsıztık hâkim. Okurları bırak, yazarların okuma oranı ortada! Tabii asıl önemlisi tartışmacı, araştırmacı bir okuma geleneğimiz yok. Belli bir beğeninin biçimlendirdiği kafayı kırsanız degiştiremiyorsunuz. Adeta tapınarak okuyoruz, anlayarak değil!

AYDINLIK- Şiir okurunun beğenisin gelişmesinde eğitimin rolü nedir?

BAŞTUĞ- Şiir okurunun ve tabii genelde sanat alımlayıcısının beğenisi doğuştan gelmiyor ve maalesef suyu, gübresi tedarik edildikten sonra kavun karpuz gibi yattığı yerde olgunlaşmıyor! Eğitimin olumlu olumsuz etkisi kaçınılmaz. Kitapla belli bir yaştan sonra karşılaşan biri, olsa olsa vitrinini süsleyecek bir nesne olarak algılar onu. Öte yandan bırak ilk ve ortaöğretlm politikasını, üniversitelerin edebiyat kürsülerini bitirmiş ve yirmi yıl da edebiyat dersi vermiş lise öğretmenleri ve hatta profesörler bile okuma alışkanlığına sahip degil. Üniversitelerin edebiyat kürsüleri çoğunlukla edebiyatın sanat boyutunu, yaşayan yanını ıskalamıyor mu bu ülkede?

(Gökhan Cengizhan, Aydınlık, Sayı: 542, s. 28, 7 Aralık 1997.)

SÖYLEŞİLER

--- "İbrahim Baştuğ'la Kavis Üzerine", Mevsimsiz, Şubat 2004.

--- "İbrahim Baştuğ İle Söyleşi", Kaçak Yayın , Sayı: 7, s. 56-60, Kasım 2003.

--- "12 Eylül'ün Savurduklarına", Tempo, 27 Mart-2 Nisan 2003.

--- Ankete Yanıt, Zin&Har, Mart 2003.

--- "Anlaşılmayan Hiçbir Şey Aşılamaz", Aydınlık, s. 28, 11 Şubat 2001.

--- Son Dönem Türk Şiiri Üzerine Eleştirel Söyleşi, Şiir Odası, Sayı: 12, s. 6-12, Aralık 2000.

--- "Dil Bir İletişim Aracı Olduğu Kadar, İletişim Engelidir de", Virgül, Sayı: 32, s. 62-64, Temmuz 2000.

--- Yayımlanmamış Bir Söyleşi, Mayıs 2000.

--- "Köz'ün Alıp Götüren Sıcaklığı", Nokta, s. 56-57, 14-20 Mayıs 2000.

--- "Postmodern Medyatörlük", Lodos, Sayı: 1, s. 17-19, Şubat-Mart 1998.

--- "Adeta Tapınarak Okuyoruz Anlayarak Değil", Aydınlık, Sayı: 542, s. 28, 7 Aralık 1997.