
Uyanan Model
Ayakları uyanır önce soğuğuna odanın
inerler yataktan iki göçmen kuş ürkekliğiyle
Duru bir su boy verir
ilk ışıklarına günün. Ve gezinir
ince duvarlarında uykunun ayak sesleri
İlk gürültüleri, özlemle içilen ilk sigara
(Çalınmış Kuyuları Babil'in)
Denizi Unutabilmiş Bir Kaptan Mülteci
1
Lodos
muydu saçların mı dağınık? Gül
Aydınlığa örülen duvarlar mı kirpiklerin
2
Ayrılıklar
taktım. Bakışlarındı. Baktılar. Bakacaktılar. Tanığı ay
Bir tepsi kan hepsi kendine kanayan aynalarda hiçkırıksız
Yolortasındayapraklarıdelikdeşikmakinalılarla
ÇeçeçeçiçekTEN ayrılıklar rüzgârsı
-Geldim.
Anahtarı bırakmamışsın. İzlendiğimi sanıyorum. Che
Lodoslu çığlıklar adımlarının çoğalan çığı
Akan kan stabilize toprağa. Ve başından
Kan. Ki bir çocuk ağlaması gecenin öteki ucunda
-Night in white satin
3
Lodos
muydu saçların mı dağınık. Göl
Gem yok iftiraya. İtirafı tınlıyor voltmetre
4
Karayeller
estirdim kirpiklerindi vardılar. Varacaktılar
Diplerindeuzanıpdüşsübekleyişleryazdımdipsiz
-Ana ihtarı nasıl da göz ardı edip ilk olmaların ilk ölmelerin coşkulu ivecenliğiyle. Yatağını değiştirmeye çalıştığı nehrin alt akıntılarına kapılıp türkülerle karşılayarak ölümü. Çantasında askeri konserve kutuları silahında cuntacı mermiler
Kan. Ki bir çocukkendinesaflığı gecenin öteki ucunda
- Aranjuez
5
Her
ölüm kendine ilktir
Her ölenle eskir biraz ölüm de
6
Arkandan
kapanan kapı
Kapıda gri
Gride başıboş gezdirdiğin çımalar
Ki gözlerin. Ve tayfasız
7
Dürbününün
çok tan eskittiği ufuk
Ki uğruna ölünen mutluluklarda olunan ülke
Yeniyetme kendineerginleşme efektleriyle eskipariste
koparıp attığın yaprak seyir defterinden
ve fırtına telaşıyla
8
Hey
intiharına kaza süsü veren kaptan
Her ölüm kendine ilktir. Her unutuş
kendine ihaneti belleğin. Her unutuluş
yüreğin ömrüne ihaneti
9
Hey
intiharına kaza süsü veren kaptan
Seyir defterinden koparıp attığın yaprakla başlıyorum
Ki başlıyorum. Bitiğinle
(Çalınmış
Kuyuları Babil'in)
Adın: Sormadım Hiç
Karadır yine kara tüm geçmişiyle
Saç tellerinde göz önlerinde
ve beneklerinde kirpiklerinden içeri uçurduğum serçelerin
Yine gülümseyişin en yağmurlu beklemelerim
Yine çocuk gülümseyişin çokluk
Hüznümün korunağı mahzenlerinde ah
Jeanne d'Arc bir pankart. Tüm sürmenaj gözlerin dişlerini fırçalamayan kedilere
Hüznümün korunağı mah. Sen ve hükümlü bir ömür tevekküle
Denizaşırı şarkılar notaladın karakabukları kulaklarımda
Unutmadım hiç kumzaman bir kaçamak saat tül adımların
cibinlik. Tenimde ıhlamur kokusu nefesin
Bir günahı mı büyüttük en çok
Mendilinde kuruyan gözyaşı mıydı yasa tanımazlığın
Umarsızlığın mı umursamayışın mı: İkrar?
Umursamayışın
Hakkında verilmiş hükme başkaldıracak ânın unutulmuş bir buluşma oluşu
Yaşamak kaygıları arasında unutulmuş
Sana bir sofra hazırladım
Öncelersiz sonralarsız
Bensiz osuz sonrakilersiz
Rakılı beyazpeynirli
Yeşillik de var
(Roka, turp, arnavutciğeri taze)
Çam kokulu bir kır günü pencerede
Çivit bulut mavisi koltuk
hemen yanında masanın
Bakıyor seramik vazodaki papatyalara
Sana getiremeyip biriktirdiğim
(Biliyorsun çiçekle gelindiği
görülmemiştir pek
Karaköy'ün o basık evlerine-ya da
yeterince cesur olmadığımı itiraf etmeliyim)
Sana söylemedim
Hanidir bir ev tuttuğumu sizin ordan
(Yokuşu inerken sağda
Yedek parçacının yanındaki
bileceksin. Çarşıya indiğin günler
geçiyorsun önünden
Giriş katı numara iki ön cephe)
Ve ben giyinik görmenin sevincini seni
sığdıramıyorum film karelerine
Senin bile tanımadığın senler birikiyor bende
albümler dolusu. Ki bu karelerdeki
hiçbir yüzüne rastladım o basık evde
Sana bir sofra hazırladım
Sana bir liman kenti sabahının
kanaviçeli seherini
Sana bir buzlu rakı içimi gülüş
Sana gözlerinde eksilmeyen kederin
gözlerime vuran resmini
Sen yine de ben yokken gel istersen
Anımsayamaz belki beni sıkılırsın
Şimdi bir zakkum ninnisi belleğimde adın
Deniz fenerleri ellerimde "micro chip" bir infaz ömür
Gözlerinde geçit resmi bilmediğim dillerde sözcüklerin
Akrabalığı yabancılığımızın hiçbir şeyim olmayışın
Alarmda şehir
Her seferinde kızıla kesiyor sana gelirken yakalandığım sokak lambaları
Şimdi bir zakkum ninnisi
Şimdi bir liman kenti. İstanbul değil
Şimdi bir kırmızı sabit kalemle konulmuş
tescil kimliğinde
Şimdi bir karabatak
-Belki o eskil liman kentinin sahilindeki-
Şimdi bir nazlı martı. Ve karabatağın gözlerinde
süzülen sureti. Aşk mülteci müebbede
Aşk müebbeden mülteci
Baş kadın oyuncu: Genelgeçer dört duvarın o bildik grisi
Baş erkek oyuncu: Rüzgâra bent kurmaya çalışan biri
Öykü: Perde açıldıktan sonra seyirci almayacak bir sinema salonu bulabileceğimizi bu ülkede sanmıyorum hiç
Aşk mülteci müebbede
(Kılavuz ses)
Oysa bu filmi izlemeliyiz-kahretsin. Oysa müdahalesiz
(Yatay tarama)
--Polis. Polis. Pis ahlaksız herif kusuyor şehrin en güzel caddesine. Ayol ağzından akan kan mı ne. Paltosunun altında bıçak var karnında. Ölüyor
Şimdi bir kırmızı sabit kalemle konulmuş
tescil kimliğinde
Öldün. Anlam veremedim ne işin vardı o erkek kılıkları içinde
Öldün. Adın: Sormadım hiç
Öldün. Yaşın: Yaşadığım kadar seni
Öldün. Cinsiyetin: Bir buluta yazılı uçar
Öldün. Tabiyetin: Perde açıldıktan sonra seyirci almayacak
bir sinema solunu bulabileceğimizi bu ülkede sanmıyorum hiç
(Çalınmış Kuyuları Babil'in)
Bir Göçmen Kuştur Martı da
Nimet'e
Gözlerinin bittiği yerde deniz başlar
yorgundur kanatların-uzun yola çıkamazsın
Çatlar tohum-iyi işlenmemiş bir mozaiğin
iğreti cam kırıklarını savurur devran
Yarım kalmış ıslak bir park buluşmasını
Vapur işletmez bir sis sabahının buruk sevincini
Çınaraltı'nda yarım kalmış çay içimlerini
ve gururunu yaşlı sahafı bir kez daha yola getirmenin
Sakarya'nın yeni güvercinleri ve dilenen eski çocuklar
Ucuz biracılarda unutulmuş soluk resimler
Yeni korkular-adi suçlularla paylaşılan koğuşta
Sönmesi yasak ampulün sağırlığına gömülen çığlıklar
Çatlar tohum-iki lezbiyen yakalanır üst ranzada
Gece vardiyasının yapışkan yorgunluğu-uykusuzluk
ve ezberlenmiş adımlara öfkesi betonun
Yorgundur kanatların
Buzul sofalarında kapı aralarında konuklukların
Halden anlamaz gece iner erkenden
Kentler de büyük değil artık o kadar
Kaçamaklarında sabahlayasın-bir adın çıkmış serseriye
Öbür adın
Bıraksalar ah bir örselemeseler, itip kakmasalar
bir ad bulacaktın elbet. Kuşanacaktın
Öbür
adın
Ezberlenmiş adımlara öfkesi betonun
İki lezbiyen yakalanır üst ranzada
Yine zarfsız gelen mektubun
baş döndüren sevinci
Bulvarlar, pasajlar, mevsim değiştiren vitrinleri kentin
Tahtakale'de bitmez pazarlıklar, Ulus'ta bitmez
Dağılan pazaryerlerinin istilası, yitirilmiş bir şeyler ve ilhak
Samanpazarı'ndan alınıp yeniden boyanmış ve eskitilmiş pantolon
Kaç kez geçtiğini unutmuş anesteziden, yeni bir cebe kavuşmak için
ve artık dikiş kabul etmeyen derisi
Ve ezberlenmiş ritmi umudun
Her gün tozunu almalısın yine de
Ayırabildiğin son parçaya dek söküp parlatmalı
Yağlayıp yeniden birleştirmelisin
Tohumların tohumu olmalısın
En bayramlık sevincini takınıp çıkmalısın
İddianameyi bir kez daha dinleyip sonuna kadar
bir kez daha reddetmek için
İfadenin baskı altında alınmış olduğu gerekçesine
adli tabibe sevkin talebini de ekleyerek
yumruğunu gülümsetmelisin bir kez daha
Sorgulamada bulunduğunu sesinin çamurundan tanıdığın
şehremininin karşısında-gözünün içine baka baka
Ve ezberlenmiş ritmi hayatın
Sönmesi yasak ampulün sağırlığına gömülen çığlıklar
Sakarya'nın yeni güvercinleri ve dilenen eski çocuklar
Ve ertelenmez ritmi hayatın
Aradasın-vapur işletmez bir sis sabahının buruk sevinci
Çınaraltı'nda yarım kalmış çay içimleri
Ucuz biracılarda unutulmuş soluk resimler
Aradasın
Ne karasın artık ne su
Teknen yok uzun yola çıkamazsın
Kaçamak bir zaman aralığında
Bir ad bulur yakıştırırsın kendine
Ve sonra öğrenir şaşar kalırsın
Bir göçmen kuştur martı da
(Çalınmış Kuyuları Babil'in)
Kırmızı Kareler
IX
Görüntü bir kez daha kırıldı suda
güldün. Kimse görmedi
X
Zaman. Yüzünle su arasındaki kovuktan yalnız gölgesinin geçtiğini görebildiğimiz, zaman. Sularla akıp gidiyor. Ömrümüz. Bakır paraların doldurduğu bir küp olacak. Şakır şakır. Boş. Delikli bakır paraları iplere dizip sokak kedilerinin kuyruklarına bağlayacak çocuklar. Çocuklar. Çığlıklarına karışacak ömrümüzün çıngırağından yayılan gürültü. Sürüklenecek güneşin bronz lekeleri altında her bir meteliğin ortasındaki delikten geçebilmek için ne canbazlıklar yaptığımızın bakır paraları. Düşlerimiz. Ertelenmeye alışık olan. Bütün canbazlıklarımıza karşın günbatımıyla gözlerimiz yerde yatak odalarımıza dönmüş olduğumuzun bakır bukağıları
XI
Bir çiçek saptadıktı doğasında günlerin
Zamanın altın tozlarına karışan
Kırışan kırlaşan kırsallaşan bir ömrü
bir ada, bir ömre bir adı sakladık
Bir sandıktı ömür çürüyüp perçinleri açılan
Toprağın doymaz sunağına taşınan. Sandık
yanıldık. Zamanın sonsuz erozyonunda bir sözcüğü
bir ömre, bir sözcüğe bir ömrü sakladıkça kaldık
Çiçek ömür sandık. Sandık ömür çiçek. Ve zaman
çiçekle ömür arasında ipini koparmış yüzen kayık. Sandık
XII
Yanında zehir taşıma artık
Işıkları söndürüp uyumaya alış
Bir tılsımdır yaşamak sevinci. Zar ince
Uç arılıklarında. İtaate alışmamış ümitlerinde
XIII
Suyun sustuğu yer
ki sakladığın kendinden
Yitirilmiş bir erken gençliğin
konuşkan donukluğu
XIV
Derinleştikçe daha çok ayna: Su
Çarptınız. Parçalandınız
Cam mekânlarda oyalandınız
Her parçanız bir yolağzına tabela
XV
Sırlanmış camın yaydığı koku
Sizin o çocuk gözlerinizde bitmeyen uyku
Yüzünüz: Hırçın. İvecen. Kırılgan
İmgesini yitirmiş sözcüklerin yağmaladığı
XVI
Yüzünüz. Sulara sulardan yansıyan
aynalar kumsalının alkolik korkuluğu
XVII
Kaldırın ellerimde soğuyan bu ölüyü
Yapma çiçekleri toplayın camekânlardan
Bana cam olma eğilimi taşımayan
bir avuç kum getirin
XVIII
Her gece bitmeyen bir ağıt sesiniz
her gündüz uzayan bir düğün yüzünüz
XIX
Devlet memurluğu yıllarınızdan kalma meşin çanta bir elinizde. Bir eliniz boş. Akşamın uçarı saatlerinden çalınmış ne? onlar ceplerinizde
XX
Bugün sokağa çıkmayı yasaklıyorum hepinize
Yarın kusun istediğiniz kadar
seri sonu indirimlerini düşlerinizin
(İpteki Kareler)
Sen
Sen ve ben. İki eş im. Yan yana iki boşluk. İki beden
Sen bir ben dokuyorsun benliğinde geceler günler boyu
Ben bir sana tutunuyorum bende benden umudum kesilince
Bana değiyor içimdeki sen sevgilim. Bir hafiflik. Değme
(Köz)
Onmaz
Onmaz tinimdeki uçurum, elinin onarıcı ıtırı baharı
olmasa. Onmaz tenimdeki kanlı kıymık, soluğunun yalazası
dağlamasa. Ey tindeki uçurum. Ey aslı yanmış suret. Ey tendeki
kanlı kıymık. Ya teni de götür ya rüzgâra savur bu külü bu dikeni
(Köz)
Mart dokuzu
Mart dokuzu. Dokusu ilkyazın, ilmeğini atar tene. Kemikte
kışlayan tını. Çözülür kırkikindilerle pası, kırkıncı kış
odasında asma kilidin. Çözülür dili buzun. Nevruzun
özlemle yalar tuzlu tenini kar. Karayağız ırmakların coşkusu sonra
(Köz)
Yaşamak
Yaşamak bir bütündür ve ancak mümkündür dolaştığın sokakla
soluyarak, okuduğun kitapla konuşarak. Ayaklarının altındaki
alelade bir topraksa ve sen üstünde bir çift ayak. Yani farkında değilse
hiçbir şeyin el, ayak, dudak. Senden daha çok yaşıyor demektir toprak
(Köz)
Şaşarak
Şaşarak görürsün inandığın tüm doğruların iskeleti koca bir yalan
Bin bir emekle kanaviçelediğin ömrü için için oymuştur bir yılan
Varsay ki doyumsuz kurtlardır onlar, değil ki eşref-i mahlukat falan
İçindeki kurdu uyandır bitmeden dolunaylı gecedeki kanlı talan
(Köz)
İstanbul'un
İstanbul'un bütün ebabilleri birden havalanmıştı
dalları sarsarak. Sol göğsümde bir kuş kalabalığı
sağ elimi uzarsam Karadeniz'e dokunacak. Öyle
bir uçurumun kenarında... Birbirine kurulu iki tuzak
(Kül)
Ben
Ben sende sevdim ya sarmaş dolaş
iki adamotunu. Yok değil böyle bir sevgi
dünyada vardır. Her attar farkında değilse de
sattığının. Her aşkın yaydığı bir koku vardır
(Kül)
Yüzünün
Yüzünün
kül renginden belli. Yakmış süveyda
-kalbindeki kara leke/kızıl köz- canını ve cismini
Ayrılık rüzgârından güç alıp, setreni ve kıbleni
Hacerülesved'i, Kâbe'yi ve seni süveyda
(Kül)
Şarabın
Şarabın hoş anısından başka sığınacak ne var
bu bahçede? Sevgili de senin gibi ölümcül meyvesi
değil mi zamanın? Durma yakut şarabı dök kadehine
Ölüm adlı bahçıvanın gölgesi düşmeden üzerine
(Kül)
Ola ki
Ola ki bütün pencerelerin karartılmıştır, kapıların pas içinde
Kof bir ağaç kovuğuna çevirmiştir içini, bir kurt kemire kemire
Hiç çare kalmamıştır yaşama içgüdüsüyle sakladığın bir köşede
Güneşe çıkmayı ihmal etme. Bedenini bir adakmış gibi sunmayı güneşe
(Kül)
Kavsi Kuzah
Ayın gümüş nalları
ellerimi kazıyan kasıklarına
Gümüş nalları ayın
kazıyan ellerimi tunç ovana
Akıp giden ve aynı anda sözleşen
gün ışığıyla, ay ışığıyla. Yelesi rüzgârın
hınçtan bir tutam tuz bırakan alnıma
Rüzgârı yelenin, pirinç uğultusuyla şakaklarımda
Çanlarını çalkayıp gök kavislerinin. Sesin
hapsedilen yankım, gölün loş aynasına
Durgun bir suret nasıl yüklenir akan zamana
Neye yarar yalıtkan bir dağ gecesinde çekilecek
resimlere yüzler biriktirmek ve hâlâ yalnız
gözlerimse kamçılayan aynaları
Geceyi, kirpiklerine büyüdüğü muştalarla kanatan
Kan artan yalnız. Kan artan. Kan artan
Ömründen artık hiçbir yol geçmeyen
kervansaray yalnızlıklarında. Artan kan
(Kavis)
Oyun Bitti
Kostümcü
kostüm sandığını bağlayıp boynuna
gecede boğdu kendini
Işıkçı
Dreamland'de DJ şimdi
Dekor
oldubittiye getirilmiş bir müzayedede
değerinin çok altında gitti
Yazar?
Yoktu öyle biri. Biz birleşip uydurmuştuk o adı
uyarlama olan bu metne ve inanmıştık
Yönetmen?
Yönünü buldu sonunda
devlet gözlemevinde astrolog şimdi
Oyuncular?
'dık ki biz, pek azdı
oyunun bütününü anlamış olan aramızda
Kulisi sahneden çok önemsedikti
İzleyiciler?
Figüranlar ve efektlerdi ki onlar
en çok inananlardı oyuna. Kafalarında
çanak antenler şimdi, kimseyle konuşmuyorlar
Gözleri mıhlı TV'ye
Sahne?
Tarihti ki bu akıp duran kan ne
Oyun bitti
Köhne sokaklarda bir zaman daha kaldı afişler
(Kavis)






