Kavsi Kuzah

Ayın gümüş nalları
ellerimi kazıyan kasıklarına
Gümüş nalları ayın
kazıyan ellerimi tunç ovana

Akıp giden ve aynı anda sözleşen
gün ışığıyla, ay ışığıyla. Yelesi rüzgârın
hınçtan bir tutam tuz bırakan alnıma
Rüzgârı yelenin, pirinç uğultusuyla şakaklarımda
Çanlarını çalkayıp gök kavislerinin. Sesin
hapsedilen yankım, gölün loş aynasına

Durgun bir suret nasıl yüklenir akan zamana
Neye yarar yalıtkan bir dağ gecesinde çekilecek
resimlere yüzler biriktirmek ve hâlâ yalnız
gözlerimse kamçılayan aynaları
Geceyi, kirpiklerine büyüdüğü muştalarla kanatan
Kan artan yalnız. Kan artan. Kan artan
Ömründen artık hiçbir yol geçmeyen
kervansaray yalnızlıklarında. Artan kan

 

Duvar (Tarihsel Yay) VI

Şehrin. Çinkoda kan lekesi.

Geç kalmış bir hıdrellezi kutluyor öğrenciler. Sen alkışlıyorsun. Banyodan fırlamışsın saçların ıslak. Pencere açık ardına kadar. Kuzguni siyah saçların ıslak. Beyazıt'ta üşüyorsun bir başka gün.

Bir başka pencerenin ardındasın, camlarında bir devrin son ışıkları yanan. Saçların ıslak. Zebercet sarısı saçların ıslak-terden. Hummalı bir masayı yurt tutmuş tenin. Ellerin, ayakların lal. Havası kirli kentinin 1980 güzü başlarında. Camları kirli maviye sürgün.

Camları-
Dışarıyı göremiyorsun. Tayfun dinmiş olmalı dışında pencerenin. Saçların ıslak farkında değilsin. Rengini unuttuğun saçların ıslak. Açamıyorsun pencereyi... yorgunsun... kalkamıyorsun... kahırlısın. Kan pıhtı lahitlerden süzülüp frengili mazgallara aktı zaman. Ayak uçlarına basarak damlıyordu kan. Sızmıyor. Akmıyor. Sekizgen bir boşluğun içinde, ayak uçlarına basarak damlıyordu kan.

Önce vurdular serçesini yüreğinin, sonra astılar koynuna, sekiz sütuna manşet-sekizinci katına arş'ın. Sonra astılar koynuna, sekiz sütuna manşet lal günlerin.

Şehrin. Çinkoda kan lekesi.

Ne kadar kaçınılmaz da olsa, karşı olduğunu yazacak intihara ertesi günün gazeteleri. Nasılsa çoğu kimse bilmiyor henüz yaşanan her saniyeyi sorguladığını ölümün. Susuyorsa bir halk, daha da kötüsü...

Bütün deliller aleyhine. Yaşamın gizini toprağa saklamış öfkeni gömüyorum solgun ellerine. Avuçlarıma gömüyorum ellerini. Tepemizde yüzünü beyaz kâğıtlar gibi solduran ışıldaklar. Soğuk nefesi casus uydular gibi ihanetin, ensemizde.

İtiraf ediyorum, muhtacım, uçarı bir nisan yağmuruyla yeni yıkanmış bir çift göze-kinsiz. Son arzum budur, bildirilsin ölümsüzlere. Sonra atın yüreğimi önüne, Olymposlu akbabaların.

Dişi ette kalan kısmı çağırır, bitkiyi toprakta. Koşar elbet peşinden mimarlarının; toplu mezarlar, tecrit kampları, bok kuyuları.

Yüzleşir herkes, koynunda taşıdığı resimle. Gün gelir aynı suda yıkanır ölülerle diriler.

 

Oyun Bitti

Kostümcü
kostüm sandığını bağlayıp boynuna
gecede boğdu kendini

Işıkçı
Dreamland'de DJ şimdi

Dekor
oldubittiye getirilmiş bir müzayedede
değerinin çok altında gitti

Yazar?
Yoktu öyle biri. Biz birleşip uydurmuştuk o adı
uyarlama olan bu metne ve inanmıştık

Yönetmen?
Yönünü buldu sonunda
devlet gözlemevinde astrolog şimdi

Oyuncular?
'dık ki biz, pek azdı
oyunun bütününü anlamış olan aramızda
Kulisi sahneden çok önemsedikti

İzleyiciler?
Figüranlar ve efektlerdi ki onlar
en çok inananlardı oyuna. Kafalarında
çanak antenler şimdi, kimseyle konuşmuyorlar
Gözleri mıhlı TV'ye

Sahne?
Tarihti ki bu akıp duran kan ne

Oyun bitti
Köhne sokaklarda bir zaman daha kaldı afişler

   
.