
|
Asıl adının İmadüddin, Ali ve Ömer olduğuna dair görüşler arasında kesinlik yoktur. Seyyid Nesimi diye de bilinir. Yine kesin olmamak üzere Bağdat civarında Nesim kasabasında doğduğu söylenir. Daha sonra Anadolu'ya geldi. Yaşamöyküsüne ilişkin ayrıntılı bilgi günümüze ulaşmadı. Şeriata aykırı görülen davranışları nedeniyle Halep'te derisi yüzülerek öldürüldüğü biliniyor. Kimi edebiyat araştımacıları ölüm tarihinin 1418 olduğunu ileri sürer. Azeri Türkçesiyle yazdığı şiirlerinde yalın üslubu kendinden sonraki pek çok şair üzeride etkili oldu. Yoğun tasavvufi düşünceleri coşkun bir üslupla işlediği şiirleri yüzyıllar boyu dilden dile dolaştı. Öte yandan fikirlerine bağlılığının getirdiği korkunç ölüm biçimiyle de halk arasında bir destan kahramanı kimliği kazandı. Türkçe, Farsça ve Arapça üç divanı olduğu söylense de Türkçe ve Farsça divanları gün ışığına çıkarılabildi. . |
GAZEL
Senden
ırağ ey sanem [put]
şâm [akşam]
u seher yanaram
Vaslunı arzûlaram dahi beter yanaram
Aşk
ile şevkun [isteğin]
odı [ateşi]
cânuma kâr eyledi
Gör nice tâbende [ışıl
ışıl] uş
[işte] şems ü kamer [güneş
ve ay gibi] yanaram
Senden
ırağ olduğum bağrumı kan eyledi
Oldı gözümden revân
[akar] hûn-ı ciğer [ciğer
kanı] yanaram
Şem-i
ruhun [yanağının mumunun]
sûreti karşuma gelmişdürür
Şaşaasından [parıltısından]
bana şule [alev] düşer
yanaram
Sabr
ile ârâm-ı dil [gönül
huzuru] kapdı elimden
gamun
Bâd-ı hevâdan [boşuna]
değil gamdan eğer yanaram
Çıkdı
içimden tütün çerhi [göğü]
boyadı bütün
Gör ki ne âteşdeyem gör ne kadar yanaram
Yanduğum
ol yâra çün gizlü değil ben dahi
Her ne kadar kim [ki]
anın [onun]
gönlü diler yanaram
Müddei
[rakip, düşman]
yanar dimiş gamda
Nesîmî belî [doğru]
Gamda yanan yârı yâr
çünkü sever yanaram
GAZEL
Şol
şemi [mumu] gör
ki nârına [ateşine]
pervâneyem yine
Baş oynamakda gör nice merdâneyem yine
Sâkî
[içki sunan]
lebinden [dudağından]
esrümişem [sarhoşum]
şol kadehden uş [işte]
Mestâne gözlerün gibi mestâneyem yine
"Kalü
bela"da kûy-i harâbât [meyhane
köşesi] idi yirüm
Şol ma'niden [bundan
dolayı] mücâvir-i meyhâneyem
[meyhaneye komşuyum]
yine
Bezm-i
ezelde hem-nefesüm [arkadaşım]
gerçi câm [kadeh]
idi
Şükr iderüm ki hem-dem-i peymâneyem [kadehin
dostuyum] yine
İy
bilmeyen bu cân-ı azîzün hakîkatin
Cânı bilene sor ki ne cânâneyem [sevgiliyim]
yine
Işkunda
iy cemâl ile efsâne fi'l-mesel
[Ey güzelliği ile efsane
olan, senin aşkından]
Halkun dilinde gör ki ne efsâneyem yine
Endîşenün
imâretini [sağlam yapısını]
kılmışam harâb [yıkık]
Şol genc-i bî-nihâyete [sonsuz
defineye] vîrâneyem yine
Yâ
Rab ne sihr [büyü]
ider şu perî-şekl ü şîve [peri
edalı] kim
Zencîr-i ca'd-ı zülfine [saçının
buklesine] dîvâneyem
yine
İy
gevherün bahâsını mikdârını bilen
Asdâf [sedefler]
içinde gör ki ne dür-dâneyem [inci
tanesiyim] yine
Yüzünde
iy sanem [put] göreli
zülf ü hâlüni [perçemini
ve benini]
Dâm-ı belâda [bela tuzağında]
dâne [yem]
gibi dâneyem yine
Keşf
eyledi Nesîmî dehânun [ağzının]
rumûzunı [gizini]
Miftah-ı gayba [görünmezlik
anahtarına] gör ki ne
dendâneyem [dişim]
yine
TUYUĞ
Vermedik
dil dilberin gîsûsuna [saçına]
Sığmaya âşıkların nâmûsuna
Ser [baş] fedâdır
fitne-i câdûsuna [gözüne]
Can dahî kurbân kemân ebrûsuna [kaşına]
TUYUĞ
Bîvefa
dünyâdan usandı gönül
Yok dedi dünyâyı yok sandı gönül
Düşdü aşkın odına [ateşine]
yandı gönül
Vahdetin kand-âbadına [birliğin
şerbetine] kandı gönül