
|
Kayseri'de doğdu. Kayseri kadısı babasından (Şemseddin Mehmed) küçük yaşta Arapça ve Farsça öğrendi. Mısır, Hicaz ve Halep'te tanınmış bilim adamlarından ders aldı. Babasının ölümü üzerine (1364) Kayseri'ye döndü. Kayseri emiri Eretnaoğullarından Mehmed Bey'in kızıyla evlendi. Önce kadı, sonra Eretnaoğulları yönetimine vezir oldu (1365). Sivas'ta emirliğini ilan ederek (1381) on sekiz yıl egemenliğini sürdürdü. Akkoyunlularla yaptığı savaşta yenilince şehrin surlarında idam edildi. Anadolu'da yaşamasına karşın Azeri Türkçesiyle iki bine yakın şiir yazdı. Şiirlerinde az da olsa hece veznini de kullandı. Cenab Şehabeddin'in derlediği Divan-ı Kadı Burhaneddin'den (1922) sonra Türkçe divanı Türk Dil Kurumu'nca yayımlandı (1944). Şiirlerinde mahlası (takma adı) ya da gerçek adını kullanmamasıyla dikkat çeker. |
GAZEL
Şâha
[ey şah]
sinün cemâlüni göreyüm andan [sonra]
öleyim
Susamışam visâlüne [kavuşmana]
ireyüm andan öleyim
Bunca
zemân lebün [dudağın] içün
saçun karanusındayam [karanlığındayım]
Âb-ı hayât kandadur [nerededir] sorayum
andan öleyim
Dün gice
düşde ben sini binüm ile görür idüm
Bu düşümün tabirini yorayum andan öleyim
Bezm-i
ezelde [yaratılış öncesinde, ruhların,
Tanrı'nın güzelliğiyle kendinden geçmesi] ireli
cânuma ışkı hüsninün [güzelliğinin]
İrimedüm varamadum ireyim andan öleyim
Canum
u aklum u gönül zülfün içinde yitdiler
Teşviş [gücenme, karıştırma] eğer
olmaz ise tarayım andan öleyim
GAZEL
Gözümden
ahan yaşlara tûfan niçe benzer
Yürekden olan kanlara umman niçe benzer
Gönlüme
ki ışkun sanemâ [ey put]
kürsi kılupdur
İnanımazam taht-ı Süleyman niçe benzer
Yâkût
ağızunda göreli dürr-i hoş-âbı [parlak
incileri]
Göze gönüle deniz ile kân [madenocağı,
kaynak] niçe benzer
Bir şem'
[mum]
alıban [alarak]
ben de seni isderem [ararım]
iy dost
Sıdkuma [bağlılığıma] benüm
dünyâda îman niçe benzer
Derman
dilerem derdüni arturmağ için ben
Lezzetde senün derdüne derman niçe benzer
Hattuna
eğerçi yüzünün sülsini tutdı
Gülşende beğüm deste-i reyhan niçe benzer
[Ayva tüyleri yüzünün üçte birini
kapladıysa da
Gül bahçesindeki reyhan demeti (onlara) nasıl benzer]
Cânuma
ki çâh-ı zenaha zülfi kemişdi
[Saçının, çene(sin)deki gamzeye/kuyuya
attığı canıma]
İnsâfa gelün Yûsuf-ı Ken'an niçe benzer
GAZEL
Gönlüme
ben didüm ki kandesin
Gamzesinün ohlarıyla kandesin [kandasın]
Gîsusiyle
[giysisiyle/saçıyla] bende [tuzağa]
düşdüm dir gönül
Didüm ana [ona]
n'ola çünkü bendesin [kölesin]
N'ola
öpdüm gözüme sürdüm seni
Sen dahî âlemde bir turvendesin [turfandasın]
Bendesin
sen bendeyim [köleyim]
ben tapuna [huzuruna/kapına]
Bendeyim ben nice ki sen bendesin
Gözlerim
giryân [ağlayan]
ü [ve] biryândur
[kebap/büryan] gönül
Leblerün [dudakların]
şekker özün pür-handesin [gülücük
dolusun]
GAZEL
İy yârenler
yâr yolına nem kaldı ki yanmamışam
Bunca ki yandum yanaram billah ki usanmamışam
Hammâri
[şarapçı] gözinden anun bir tolu ayağ
[kadeh]
işmişem
Andan berü serhoşam uş [işte] hiç
dahı uyanmamışam
Can diledi
benden gözün akl u gönül virdüm bile
Tanrım tanuh [tanık]
ben cân içün ma'şûka [ey sevgili]
yacanmamışam [sakınmamışım]
Lutf
eyleyüp sen tut elüm saç oduma [ateşime]
rahmet suyın
Zîrâ oduna düşmeği ben kimseye tanmamışam
[danışmamışım]
Tap
[tamamen] yah [yak]
oduna cânumı vaktidürür [vaktidir]
iksîri sal
Ne bûte [pota]
kaldı k'anda [ki onda] ben
bin katla kaynanmamışam
Cân ile
iki cihâna akl u gönül ne var ise
Işkı [aşkı] elinden
içmişem illâ ki hiç kanmamışam
Sini
didüm sine [mezara]
değin senden usanmah yoh bana
Bin kez ölüp dirilmişem ol sanuyı [sanıyı]
sanmamışam
Gözüm
yüzüni göreli görmedi râhat gündüzin
Yurd ideli can zülfüni bir gice dolanmamışam [sarılmamışım]
İçüm
kara benzüm saru yaşum kan u kanum sudur
Dahı ne kaldı k'ana ben ışkunda boyanmamışam
TUYUĞ
Ezelde
Hak ne yazmış ise bolur [olur]
Göz neni ki görecek ise görür
İki âlemde Hak'a sığınmışuz
Tohtamış [Toktamış] ne
ola ya Ahsah Temür [Aksak Timur]
TUYUĞ
Dilberün
işi itâb [azar, paylama]
ü nâz olur
Çeşmi câdû gamzesi gammaz olur
İy gönül sabr it tahammül kıl ana [ona]
Yâre irişmek işi az az olur