Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Arife Kalender

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cahit Sıtkı Tarancı

Cemal Süreya

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İ. Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kemalettin Kamu

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nâzım Hikmet

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Yahya Kemal

Tevfik Fikret

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Ziya Osman Saba

Ziya Osman Saba
Ziya Osman
Saba

Kıs[s]aca
“."

30 Mart 1910'da İstanbul’da doğdu. 29 Ocak 1957'de İstanbul'da öldü.

Galatasaray Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1936 yılında bitirdi. Bir bankada memurluk ve Milli Eğitim Basımevi'nde düzeltme bürosu şefliği yaptı. Kalp hastalığı geçirinde (1950) yazarlık ve redaktörlüğü evinde sürdürdü.
Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiiri 1927'de Servet-i Fünun Uyanış dergisinde yayınlandı. Bu dergide tanıştığı arkadaşlarıyla "Yedi Meşale" topluluğuna girdi. Bir süre Milliyet gazetesinin edebiyat sayfasına ve İçtihad dergisine yazılar yazdı. Varlık, Yücel ve Ağaç dergisinde yazı ve şiirleri yayımlandı. Öyküleri Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi (1952, Eski İstanbul Fotoğrafhanesi adıyla 1992); Değişen İstanbul (1959) adıyla kitaplaştı.

Şiir kitapları

Sebil ve Güvercinler (1943); Geçen Zaman (1947); Nefes Almak (1957).

 

Cümlemiz

Şu garip yeryüzünde anlaşılmaz ömrümüz..
Gelip yanı başıma boynunu büken öksüz,
Evladı gitmiş ana, siyah yeldirmeli dul,
Son kalan eşyasını mezada veren yoksul.
Fakirin iç çekişi, zenginlerin usancı.
Gurbete düşmüş yolcu, yolcu bekliyen hancı
Şu anda yeraltına günahiyle gömülen,
Büyük tımarhanede kahkahalarla gülen.
Ölü, ölü yıkayıcı, hasta, hastabakıcı,
Allahım, cümlemize acı!..


Düşümde

Düşümde gördüm Cahit'i:
Banka gibi bir yer,
Aynı servise verilmişiz,
Yolumu gözler.

Baktım ki, toplamış memurlarını
Nutuk çekmede şefimiz.
El edip geçecektim yerime
Sessiz.

Cahit bu, dayanamadı, boynuma atıldı.
Gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara.
O, düşümde ağladı.
Bense uyandıktan sonra.


Gün Gelir

Gün gelir, hatırlamak bile bir acı olur.
Gençlik aşkı, sevinci, daha dünkü ümidi...
Yumruklasan göğsünü bir boş yankı duyulur.

Gün gelir, en gür çeşmeler damla damla kurur.
Bakarsın, bir yazın ağaçlarında şimdi
Üç beş kuru yaprak çırpınır durur.


Oda

İndir perdelerini su biten günümüzün,
Kapıyı sen kilitle, sen yanı başımda kal!
Eşikte can veriyor, dinliyelim, o kartal,
Beraber dinliyelim sustuğunu gündüzün.

Akşam saçaklarında kuşlardan gelen hüzün
Oluklarda yağmurun mırıldandığı masal.
Odanın loşluğunda sessiz açılan mangal:
Doğan bir mehtap gibi ılık ve pembe yüzün.

Perdeler, o teselli uzak göklerden inen,
Son gürültüler artık, son tramvay, son tren.
Odamıza sığındı, sus, ruhu bir öksüzün.

Duyulmaz oldu şehir… Perdeler ve dört duvar.
Bir su sesi, bir saat, çinkoda tıkırtılar,
Kalbim! saçaklardaki kuşlardan gelen hüzün.


Sebil ve Güvercinler

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun.
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

Nihayetsiz çöllerin üstünden hep beraber
Geçerken bulmadılar ne bir ot ne bir yosun.
Ürkmeden su içsinler yavaşça, susun, susun!
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler...

En son şarkılarını dağıtarak rüzgâra,
Beyaz boyunlarını uzattılar taslara...
Bir damla suya hasret gideceklermiş meğer.

Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri, rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.