|
Kıs[s]aca
“Paris'te
genç iken koyu Baudelaire-perest idim./ Balkon'la, Yolculuk'la, Güzellik'le
mest idim.// Sinmişti şiiri ruhuma ulvi kader gibi;/ Absent'e damla
damla sızan bir şeker gibi.// Hülyasının yarattığı iklim o başka yer!/
Gür defnelerle çevrili, afyonlu bahçeler...// Her zevki bir haram olan
efsunlu cennetin/ Koynunda vardı lezzeti bin türlü nimetin.// Bir gün
veda edip o diyarın hayatına,/ Döndüm bütün bütün vatanın kâinatına.//
Lakin o bahçelerde geçen devreden beri/ Kalbimde solmamıştır o şiirin
çiçekleri." (Büyü Şiir)
2 Aralık 1884'te Üsküp'te
doğdu. 1 Kasım 1958'de İstanbul'da öldü.
İlköğrenimini Üsküp'te,
Selanik'te başladığı ortaöğrenimini İstanbul Vefa Lisesi'nde tamamladı
(1902). Paris'e gitti (1903); siyasal bilgiler eğitimine başladı. Yurda
dönünce (1912) Türk Ocağı çevresine katıldı. Darülfünun'un öğretim kadrosuna
atandı (1915). Kurtuluş Savaşı'nın bitimine doğru Ankara'ya geçerek
Hakimiyet-i Milliye gazetesine başyazar oldu. Milletvekili oldu,
elçilik yaptı.
Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Malumat ve
İrtikas dergilerinde çıktı. Baudelaire, Verlaine,
Mallarmé gibi Fransız şairlerinden etkilenmekle birlikte geleneksel
ölçü birimi aruzu kullandı. Yalnızca "Ok" adlı şiirini heceyle
yazdı. Şiirleri Cumhuriyet dönemimde de birçok dergide yayımlandı. Şiirleri
o öldükten sonra kitaplaştı. Ayrıca anı ve düşünce yazıları da ölümünden
sonra çeşitli kitaplarda toplandı: Eğil
Dağlar (1966); Siyasi Hikâyeler (1968); Siyasi ve Edebi
Portreler (1968); Edebiyata Dair (1971); Çocukluğum,
Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım (1973); Tarih Müsahabeleri
(1975); Mektuplar Makaleler (1977).
Şiir
kitapları
|
|
Bir
Başka Tepeden
Sana
dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.
Ömrüm oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul!
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Nice
revnaklı şehirler görülür dünyada,
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.
Yaşamıştır derim, en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.
Hayal
Şehir
Git
bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir'den bak!
Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;
O ilah isteyip eğlence hayalhanesine,
Çevirir camları birden peri kâşânesine.
Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka
Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.
Mest olup içtiği altın şarabın zevkinden,
Elde bir kırmızı kâseyle ufuktan çekilen,
Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı
Böyle mamur eder ettikçe hayal Üsküdar'ı.
O ilahın bütün ilhamı fakat anidir;
Bu ateşten yaratılmış yapılar fanidir;
Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.
Az
sürer gerçi fakir Üsküdar'ın saltanatı;
Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;
Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,
Ezeli mağfiretin böyle bir ikliminde
Altının göz boyamaz kalpı kadar halisi de.
Halkının hilkati her semtini bir cennet eden
Karşı sahilde, karanlıkta kalan her tepeden,
Gece, birçok fıkara evlerinin lambaları
En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar'ı.
Rubai
Çepçevre
bahar içinde bir yer gördük
Ferhad ile Şirin'i beraber gördük
Baktık geceden fecre kadar ellerde
Yıldızlara yükselen kadehler gördük
Sessiz
Gemi
Artık
demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez
ki giden sevgililer dönmiyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Yol Düşüncesi
Bu
defa farkına vardım ki ihtiyarlamışım.
Hayatı bir camın ardında gösteren tılsım
Bozulmuş anlıyorum, çıktığım seyahatte.
Cihan ve ben değiliz artık eski halette.
Mısır ve Suriye, pek genç iken hayalimdi;
O ülkelerde gezerken kayıtsızım şimdi.
Bu gözlerim, medeniyetlerin bıraktığını,
Beş on yıl önce, görür müydü böyle taş yığını?
Bugünse yeryüzü hep madde, her ufuk maddi.
Demek ki âlemin artık göründü serhaddi.
Ne
Akdeniz'de şafaklar, ne çölde akşamlar,
Ne görmek istediğim Nil, ne köhne Ehramlar,
Ne Baelbek'te latin devrinin harabeleri,
Ne Biblos'un Adonis'ten kalan sihirli yeri,
Ne portakalları sarkan bu ihtişamlı diyar,
Ne gül, ne lale, ne zambak, ne muz, ne hurma ve nar.
Ne Şam semasını "yâlel"le dolduran şarkı,
Ne Zahle'nin üzümünden çekilmiş eski rakı,
Felekten özlediğim zevki verdiler, heyhat!
Bu hali, yaşta değil başta farzeden bir zat
Diyordu: "İnsana çarmıhta haz verir iman!"
Dedim ki: "Hazreti İsa da genç imiş o zaman."
Eğer
mezarda, şafak sökmiyen o zindanda,
Ceset çürür ve tahayyül kalırsa insanda,
-Cihan vatandan ibarettir, itikadımca-
Budur ölümde benim çerçevem, muradımca:
Vatan şehirleri karşımda, her saat, bir bir,
Fetihler ufku Tekirdağ ve sevdiğim İzmir,
Şerefli kubbeler iklimi, Marmara'yla Boğaz,
Üzerlerinde bulutsuz ve bitmiyen bir yaz,
Bütün eserlerimiz, halkımız ve askerlerimiz,
Birer birer görünen anlı şanlı cedlerimiz,
İçimde dalgalı tekbiri en güzel dinin,
Zaman zaman da nevakârı doğsun Itri'nin.
Ölüm yabancı bir âlemde bir geceyse bile,
Tahayyülümde vatan kalsın eski haliyle.
|