Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Turgay Kantürk
Turgay
Kantürk

Kıs[s]aca
"Çoğu zaman şiir, ozanın dünyaya bakışının, yaşamının, tutkularının, düşüncelerinin, düşlerinin, düşüşlerinin bir göstergesiyse de, çağlar boyu yaşantılarla gövermiş, ozanların öznel durumlarıyla bir biçime ulaşmışsa da, Homeros'tan bu yana özde büyük bir değişim göstermemiştir. Örneğin birbirleriyle aralarında derin uçurumların olduğu söylenegelen usçuluk ve gerçeküstücülük, şiir bağlamında gerçek ve güzel'in olası birliği karşısında eşittirler. Kimi güncel yönsemelerin tuzağında çırpınan ozan, bu olası birliğin yaşamdan, çatışmadan, toplumsal olaylardan çıkarak gerçekleşeceğini benimser. Ne ki, bu, bir anlamda gerçekten türeyen, somut bir kalıntıysa da, geçmişin değerleriyle desteklenmedikçe, onlarla anlamlanmadıkça, kalıtla varsıllaşmayınca, bir kalıntı, bir yığın olmaktan öteye gidemez."


19 Haziran 1961’de İstanbul’da doğdu.

1990’da MSÜ Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. İlk şiirleri 1981’de Oluşum dergisinde yayımlandı. Sonraları Gösteri, Argos, Şiir Atı, Yasak Meyve, Sanat Olayı, Varlık, Türk Dili, Yazko Edebiyat gibi birçok dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.
1983’te Hürriyet-Gösteri dergisinin şiir ödüllerinde ikinci oldu. 1991’de yayımlanan ilk kitabı İlk Gibi Son ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü’ne değer görüldü.
Eski’z, Hamlet ve No dergilerinin yayın yönetmenliğini üstlendi.
Ressam İbrahim Çiftçioğlu ve tasarımcı Savaş Çekiç’le ortak Alfabe Meleği (1995) adlı çalışmayı gerçekleştirdi.
Yazdığı kimi şiirsel metinleri Tuzak Kitap adıyla yayınladı (2000).
Kısa öyküleri Hayat Siyah Ölüm Beyaz (2004) adıyla yayımlandı.
Varlık dergisi için Selim İleri’yli birlikte Yaşar Nabi’nin Varlığı (2004) adlı seçkiyi hazırladı.
1999-2004 yılları arasına TRT 2’de "Okudukça" adlı programı sundu.
"DNM" başlığı altında toplamayı düşündüğü yazılarının ilk kitabı Yanlış At (2005) adıyla yayımlandı.
1991'den bu yana tiyatro alanında pek çok oyun sayneye koydu. Halen Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda oyuncu ve yönetmen olarak çalışmakta, yönetim kurulu üyesi ve genel sanat yönetmeni yardımcılığını sürdürmekte.

Kişisel web sayfası
www.turgaykanturk.com

Şiir kitapları

İlk Gibi Son (1991); Siyah Eşya (1994); Ay için Küçük Şeyler (1996, Şenol Yorozlu’nun desenleriyle); Öteki Sahne (1996); Göl Felaketleri (1997); Seçme Şiirler (1999)

 

DÜŞ MÜYDÜ?

I.
Hangi yalnızlık bu? Aşıboyalı evleri,
Küf rengi kedisiyle geçmişe dönük, bungun.
Çürük bir iple avluya açılırdı kapı,
Ot bürümüş taşlıktı, yüz değmemiş çarşaftı,
Hüzünle mavi oyalı ve cılız ışığı
Kandilin, kap kacak, haylazlığı kurumamış
Sabunların. Hangi yalnızlık bu? Bir tas şerbet
Gibi, saz benizli kızların sunduğu akşam!

II.
Gece! O uzun mumlarla aydınlanırdı sofa,
Solgun yapraklar gibi uçuşurdu kadınlar
Odalarda, sedirde yorgun adamlar, tüten çorba,
Bölünen somun, çatal kaşık, ağlayan bir çocuk
Beşikte, yoksul çıngırağı kapının, konu
Komşu, doygun uçuk, tanıdık yüzler eşikte,
Düşsel gemilerle yolculuk, kahve falında,
Mutfakta koyulaşan o pekmez, ekşi gece!

III.
Düş müydü? Eski aydınlıkla pencerede,
Yüklüğe tırmanırdı güneş, arsız gölgeler
Çardakta, o gizem, akasyalar, fesleğen, o
Çivit mavisi sardunya, zamanın tortusu
Küplerde, uykulu yüzlere çalınan o su.
Düş müydü, maviyle algıladığımız o kuş?
Bir ağaca bakıyoruz, o dal, o yaprak, o kök,
Düş müydü? Çayımızın buğusunda hep o gök!


IV.
Tozlu bir yolu geçerek inerdik çarşıya,
Kimbilir hangi susuzluğun rüzgarıydı o
Göksel ağaçları savuran? Kesme taşları
Sokağın, gölgede boynu bükük bir at gibi
Uykuya dalardı tekne, çeşme miydi gök
Gibi uzayan? Kırsal kokusu dükkanların!
Bir yüz silinmiş bellerden, bir kadın kaç kez,
Kaç kez kendini yineleyen, göğe bakardı.

V.
Nerdeydim? Hangi zamanda? Savrulmuş yazların
Sıcağıyla vururdu saatler. Bir görünüp
Bir yok olan kargaları umutsuzluğun, kim
Bilir, kimdi onlar? Izbe, sarnıç, o yanyana
Dizilmiş kovalar, yorgun ırmaklar gibiydik
Mevsimsiz, ovada, ağaçta, kuşta. Ne oldu
Bize! Kimin bu kırık küpler, çöken bu tortu!
Nerde elin? Hangi yalnızlık bu, hangi korku?


REQUEM

Bu dünyadan gitmenin yolu yok!

I.
Dönsem bir şeyler umarak, dönmesem kim sürer ayak izimi,
benden başka? Son katın da tutulduğunu bilmesem, bu gövde
kendine kiracı, demlenir.

II.
Dönerim bir gün, dar gelir dünya. Kalsam giderim buralardan,
gitsem oralarda kalırım, yarım.

III.
Parmaklarımdır tarih; mürekkep ve hokka, o gri kalem,
yazsam hep sarmal-gece. Kimbilir hangi kapıdır, geçmiş
dolunaylar; çalmayın! Açılmaz, kendime yazdığım mektuplar!

IV.
Çeksem tetiği, kimseler ölmez. Kuşatır eşyanın yılgınlığı;
siyah! Gitgide uzaklaşan kent rüyasıyım. Kendine saplanan
ok olurum, yok olurum; ölemem!


EĞRETİ

Behçet Necatigil için

Susardı elleri düşüncenin
Ama şimdi bakışmalar. -akşam saatleri.
Oysa biliniyordu
Odalarda. -kağıtlar, kibrit kutuları.

Birden soğumuştum yalnızlıktan
Yakınmalar, sakınmalar
O mavi gerginlik
Karanlıkta ordan oraya kaçışmalar.

Oysa hep sirklere çıkardı sabah
Ev yırtardı penceresini sardunyanın
Ben sesimi! odalara kitlerdim
Bir telaştı geçti, unutuldum.

Ne kadar gitsem, hep dönüyorum.


BEYAZ K'AĞIT

I.
Kalp büyük bir boşluktur; kağıt da öyle...
Alışmalısın karanlığıma -yazdım bunları;
Yazdım diye soyunuyorsun: sesimle -dalgın.
Satır araları beyaz, ne çok yara! ne çok siyah!
Sömürüyorum çıplaklığını, denize benzer yanlarını.

II.
Okudukça büyüyor gövden; koltukaltında billur
Semenderler yatıyor -düşüyor göktaşları,
Sömürüyorum seni; yazılmayacak bir kitap için,
Gözkapağından öpüyorum -ne zamanı, ne yeri;
Yüzey-karalanmayı bekleyen sırt; beyaz ve derin.

III.
Köpekler uluyor -sesinde; çoban hep uyuyor,
Onlara istediklerini veriyorum, geçip gidiyorum
Uzun bir çizgi gibi; kitaplara yazılan -duruyor an.
Ben sayfaları atlayarak okuyorum artık; zaman az,
Sen yeni bir şey'e gidiyorsun -kağıt beyaz; yaz!

IV.
Sesine alışıyor kulağım; sesimi ceviz sanıyorsun,
Sınırda mermiler sekiyor -uzun entariler giyiyorsun.
Yalan söylüyor şiirler; ne yazsam ezberliyorsun. Başım
Düşse göğsüne, sıçrayarak uyanıyorsun; parçalanıyor gece,
Yazmak ölüm geliyor -dilim çorak; dilim adın; dilim toprak.

V.
Yoktan gelip bana duruyorsun, ben evimde çürüyorum;
Neye tapsam sen sanıyorum; bir tokat gibi iniyor beynime
Ağırlığın, açlığın -yazsam olmaz; var'dın, sanıyorum.
Değsem uzak; belki de yakın -zaman ölüm gibi, geliyor,
Koynuma. Zaman ölmek; zaman beyaz; k'a ğ ı t.


TİNCTURA AURİ

I.
O yaprağı yerine koy! Mevsimler bilmez
tadını şarabın, o köhne ay da yorulur
susmaktan, kimbilir kaçıncı teknedir
batan bu sularda, bu sularda kurulur
pusu; döner kendimizden kendimize dil!
Bir çeviri yanlışıdır, yuvasını yadırgayan
dokunuşlar ve kuşlar, başımız eğik,
geçeriz akşamın hanlarında uyuklayarak
ve çalar tepemizde o ürkünç çan!

Sonra ayağı kırık bir iskemlede geçirilen
loş saati güzlerin, sereserpe yatılan
toprak, yapışır avuçlarımıza ölgün kil!
Kim bilebilir, belleğimizdeki göçmen
kuşların gittiğini, kimbilir hangi diyarlara
ve beynimde durmadan kanayan yara,
baktıkça eskiyen yüzüm, son alışkanlığım,
som akışkanlığım, bendim o kadırga.

II.
O sözcüğü yerine koy! Kitabın içinde tut
yasını, iğne deliğinden geçir her şeyi; sesimi,
sanma ki söylenmedi deniz gören odalarda
aktığımız bir yastıktan bir yastığa, elimden
tutan tek heceli taş, düşerken kör kuyulara.
Ters çevrilmiş bir kayık ol, ne olursa o zaman
olsun, albatros yaralansın bakışlarınla, göze
güzel görünsün ahtapotlar, eşele toprağını
bu hepimizi katleden ülkenin, beynim ve
dilim, nasıl da kanıyor ahh!

Sana gelince ey cani okur!
Kolla kendini, koru tenini benden,
ey uyumlu aşkların egemen böceği,
tinim bir kara kasırga; susma! Sana göre
değil bu doygun zaman, seyrek ve garip
bir mürekkeple çizilmişsin sen; bulutsu!
oysa pervanedir şair ahh! Yaklaştıkça
uzaklaşır şiir; koru kendini!

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ