Ahmet Hâşim
Âşık Paşa
Hoca Dehhani
Kadı Burhaneddin
Nesimi
Sultan Veled
Şeyyad Hamza
Onur Caymaz
Onur
Caymaz

Kıs[s]aca
"Şiir kör noktasıdır hayatın. Şair oldurmayan şeydir. Küskünlüğün dili, çay bahçelerinde yalnız oturanların soluğudur. Silerken kendi de yiten bir silgidir o. Silinmiş bir hayatın izlerini taşır. Bir yaşama şeklidir, bir yazım biçimi değil. Kimi insanlar şiir gibi yaşar. Kimileri sadece yaşar. Kimileriyse nefes alır verirler. Şiir nefes alıp verenler için yoktur. Yaşayanlar içinse silinmiş bir iz. Şiir gibi yaşayanlar içinse silginin ta kendisi. Kendisinden başka hiçbir şeye izin vermez. Bulduğu kuşun kırık kanadını onarmak için evden kaçan çocuktur da diyelim ona. Melih Cevdet'ten de bir alıntı yapalım sonra: "İyi şiir yazmak için bir ömür vermelisiniz. Fakat ömrünüzün sonunda iyi şair olabileceğinize dair bir garanti asla yoktur..."


18 Ekim 1977'de İstanbul’da doğdu.

Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Elektronik Bilgisayar bölümünden mezun oldu. Bir özel firmanın bilgi işlem bölümünde programcılıkla uğraşıyor.
Peşi peşine aldığı ödüllerle dikkat çekti. "Hayalperistanbul" adlı uzun öyküsüyle 1999 Gençlik Kitabevi Öykü Ödülü'nü; "Nokta" adlı öyküsüyle 2003 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü; "Kah ve Rengi" adlı şiir dosyası ile 2000 Orhon Murat Arıburnu Ödülü'nü; Bak Hâlâ Çok Güzelsin ile de 2005 Behçet Aysan Şiir Ödülü'nü kazandı.
Caymaz’ın aynı yıl Ezilmiş Leylaklar Kitabı (2003), Sanki Yarın Nisan (2005) adlı iki öykü kitabı,
Seni Hatırlatan Yıldızlar adlı bir de romanı var (2004).

Şiir kitapları

Kah ve Rengi (2000); Bak Hâlâ Çok Güzelsin (2004)

 

Acılardan Bir Abla

gökyüzü ablam olur bulutlu
saçlarını papatyalarla süsleyen
suskun mektuplar alan
hırkalar ören çay demleyen

bir korkuluktur çocukluğum
durur aşkların yanmış bahçesinde
içinde hep korkuların durduğu

elimden tutup
sinemalara gider ablam pazarları
kimi askerlerle bakışlarının çarpıştığı

buzlu camdan kış sabahları
dışarıda yalnız evine dönen
meyhane adamları
bulamam evimin yolunu
pencerede ablam olur

beraber büyümek sonudur
zamanı birlikte geçen çocukların
babamdan gizli sigara içip
avucunda söndüren gül rengi

acılardan bir ablam olur


Çiçek Borsası

beni düşünürsen çiçek olursun kimbilir ne
ellerime bir bir yapraklarını döktüğün
yalın ayak yıldız çıplak yaz balkonları
hayal okulunun sessiz günleri kabı yırtık bir cilt
86-87 yıllığında, kimbilir neydi adı
bir cilt ki sivilceli azıcık kuru
“ossaat şiiri bırakıyorsun sen” denilen çocuk
adı neydi unutuyorum işte o dün akşam şiire başladı

86-87 mezunlarından orta dereceyle diyelim ki
adı Fikret Şişli’de Hanımefendi sokakta pencere önleri
annesi çamaşıra gider gelirdi Kınalıada’ya
-sabahları ada vapurunda bir yorgun Sincan’lı-
parasını alır kaçardı ah deli oğlu yatılı bir hüzün
kocaman güz sarısı, sarı demek yıllar demek
süreya sinemasındaki bütün filmler cumartesi
bütün derslere bir kelebek gibi pencereden girmek

değerinden eksiğine bozdurulmuş söz altınları
anne bilezikleri ilk kitabın basımı için köstekli saat
eve varan yokuşu eylül serininde yürümek
yoğurt ekmek ahşap bir deniz kokusu gözlerinde
diyelim fikret bir kızı çok sevmiş olsun kız da onu
bir de geçim derdi, bir de halâ rüzgara karışan
ince kırmızı iplikleri bir sarhoş atkısının ah Fikret
“atın bunu sobada iyi yanar” dedikleri kitabın
arasında bahardan bir erik dalıyla şimdi bende

bir de hala raflarda şair resimleri, yorgun bir yüz
belli olmasın diye uğraşılan kötü bir boyun tiki,
şarkılarda gri hoparlör şarkılarda belediye parkları
tahviller senetler dövizler kuşatırken dört yandan camları
camlarımda inadına aşklarda inadına bir kitap çok eski

seni düşünürken inadına bir çiçek borsası …


İncindi Leyla

postacılar suçsuzdur kıvrılan sokaklarda
bütün suç mektuplarda
mektupların yazıldığı duvar kağıtları odalarda
üzgündür açılan çekmeceler kapanan kapılara

aşk gibidir bir kelebeğin sözleri
ipekten ve beyaz suçsuz balkonlarda
yatmadan önce toplanıp paylaşılan yıldızlar
yüzüm siyah beyaz gece fotoğrafları
aşk gibidir çizik bir pikabın takıldığı yer
satırlar yazdıkça kıyıdan uzaklaşan gemi

yalnızdır bazı korolarda hatırlamadığı yerde
ağız oynatanlar papyon fondan çikolata
sepya müzik öğretmenleri…
kulağı çekilmiş çocuklar suçsuzdur
bütün suç karışık okul şarkılarında

renkli ampüller gibidir tellere serili
kimi yazlara sararmış telgraflar çekilir
biraz uzun favorili cazbantlar
kiralık salon kuru pasta ılık limonata
anılarda kalmış bir kan kardeş alamanyadan
kısık olur öksüz damatların sesleri

ne mecnun ne de leyla suçludur bir aşkta
bütün suç kokularda kokular rüzgarda

olur şey değil bahar vakti içimde bir sızı
kaç yaz geçti kaç salıncak bomboş dallarda
lokantalarda solgun sokaklarda terli bir adam
üzüldüm hep bir masanın bile ayağı kırıksa
olur şey değil ama oldu bütün yüzler eski yazı
içimde bir kitabın ilk basımı

çöl de kırgın deniz de yağmur da
çok özledi mecnun incindi leyla…

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ