Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Nesimi

 

 

 

?-1404

Asıl adının İmadüddin, Ali ve Ömer olduğuna dair görüşler arasında kesinlik yoktur. Seyyid Nesimi diye de bilinir. Yine kesin olmamak üzere Bağdat civarında Nesim kasabasında doğduğu söylenir. Daha sonra Anadolu'ya geldi. Yaşamöyküsüne ilişkin ayrıntılı bilgi günümüze ulaşmadı. Şeriata aykırı görülen davranışları nedeniyle Halep'te derisi yüzülerek öldürüldüğü biliniyor. Kimi edebiyat araştımacıları ölüm tarihinin 1418 olduğunu ileri sürer. Azeri Türkçesiyle yazdığı şiirlerinde yalın üslubu kendinden sonraki pek çok şair üzeride etkili oldu. Yoğun tasavvufi düşünceleri coşkun bir üslupla işlediği şiirleri yüzyıllar boyu dilden dile dolaştı. Öte yandan fikirlerine bağlılığının getirdiği korkunç ölüm biçimiyle de halk arasında bir destan kahramanı kimliği kazandı. Türkçe, Farsça ve Arapça üç divanı olduğu söylense de Türkçe ve Farsça divanları gün ışığına çıkarılabildi.

 

GAZEL

Senden ırağ ey sanem [put] şâm [akşam] u seher yanaram
Vaslunı arzûlaram dahi beter yanaram

Aşk ile şevkun [isteğin] odı [ateşi] cânuma kâr eyledi
Gör nice tâbende
[ışıl ışıl] [işte] şems ü kamer [güneş ve ay gibi] yanaram

Senden ırağ olduğum bağrumı kan eyledi
Oldı gözümden revân
[akar] hûn-ı ciğer [ciğer kanı] yanaram

Şem-i ruhun [yanağının mumunun] sûreti karşuma gelmişdürür
Şaşaasından
[parıltısından] bana şule [alev] düşer yanaram

Sabr ile ârâm-ı dil [gönül huzuru] kapdı elimden gamun
Bâd-ı hevâdan
[boşuna] değil gamdan eğer yanaram

Çıkdı içimden tütün çerhi [göğü] boyadı bütün
Gör ki ne âteşdeyem gör ne kadar yanaram

Yanduğum ol yâra çün gizlü değil ben dahi
Her ne kadar kim
[ki] anın [onun] gönlü diler yanaram

Müddei [rakip, düşman] yanar dimiş gamda
Nesîmî belî
[doğru] Gamda yanan yârı yâr çünkü sever yanaram


GAZEL

Şol şemi [mumu] gör ki nârına [ateşine] pervâneyem yine
Baş oynamakda gör nice merdâneyem yine

Sâkî [içki sunan] lebinden [dudağından] esrümişem [sarhoşum] şol kadehden uş [işte]
Mestâne gözlerün gibi mestâneyem yine

"Kalü bela"da kûy-i harâbât [meyhane köşesi] idi yirüm
Şol ma'niden
[bundan dolayı] mücâvir-i meyhâneyem [meyhaneye komşuyum] yine

Bezm-i ezelde hem-nefesüm [arkadaşım] gerçi câm [kadeh] idi
Şükr iderüm ki hem-dem-i peymâneyem
[kadehin dostuyum] yine

İy bilmeyen bu cân-ı azîzün hakîkatin
Cânı bilene sor ki ne cânâneyem
[sevgiliyim] yine

Işkunda iy cemâl ile efsâne fi'l-mesel
[Ey güzelliği ile efsane olan, senin aşkından]
Halkun dilinde gör ki ne efsâneyem yine

Endîşenün imâretini [sağlam yapısını] kılmışam harâb [yıkık]
Şol genc-i bî-nihâyete
[sonsuz defineye] vîrâneyem yine

Yâ Rab ne sihr [büyü] ider şu perî-şekl ü şîve [peri edalı] kim
Zencîr-i ca'd-ı zülfine
[saçının buklesine] dîvâneyem yine

İy gevherün bahâsını mikdârını bilen
Asdâf
[sedefler] içinde gör ki ne dür-dâneyem [inci tanesiyim] yine

Yüzünde iy sanem [put] göreli zülf ü hâlüni [perçemini ve benini]
Dâm-ı belâda
[bela tuzağında] dâne [yem] gibi dâneyem yine

Keşf eyledi Nesîmî dehânun [ağzının] rumûzunı [gizini]
Miftah-ı gayba
[görünmezlik anahtarına] gör ki ne dendâneyem [dişim] yine


TUYUĞ

Vermedik dil dilberin gîsûsuna [saçına]
Sığmaya âşıkların nâmûsuna
Ser
[baş] fedâdır fitne-i câdûsuna [gözüne]
Can dahî kurbân kemân ebrûsuna
[kaşına]


TUYUĞ

Bîvefa dünyâdan usandı gönül
Yok dedi dünyâyı yok sandı gönül
Düşdü aşkın odına
[ateşine] yandı gönül
Vahdetin kand-âbadına
[birliğin şerbetine] kandı gönül

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ