Kıs[s]aca "Sanat
bahsinde sekterlik en büyük düşmanımızdır. Sekterlik nihilistliğin bir
çeşididir. Sekter, kendi zevkinden başka her şeyi, bütün görüşleri inkâr
eder. Hele şekil meselesinde sekterliğin kötülükleri sayılamıyacak kadar
çoktur. Kafiyeli, vezinli şiir yazılmaz diyenler de, kafiyesiz, vezinsiz
şiir yazılmaz diyenler kadar dar kafalıdır. Şiir öyle de yazılır, böyle
de. Edebiyat dili, hele şiir dili hayallerle, teşbihlerle falanla ortaya
çıkar, ancak böyle bir dil şiir dilidir demek ne kadar yanlışsa, tersini
kabul etmek de o kadar yanlıştır. Gençliğimde, ben de az sekter değildim.
Klasik halk vezinleri ve kafiyeleriyle şiir yazdıktan sonra, şekilde
yenilikler aramağa başladım, kendime göre bir çeşit serbest vezinle
yazmağa başladım. Bunun temelinde yine de halk şiirinin ölçüleri, hatta
bazen aruz vardı, kafiye ve dil bahsinde de öyle, ama şiirin yalnız
böyle yazılacağını, bunun biricik şekil olduğunu iddiaya kalkıştım.
Uzun zaman sevda şiiri yazmadım. Hatta şiirlerimde 'yürek' kelimesini
kullanmadım, yürek şuurun değil, duygunun sembolüdür diye. Zaman oldu
en renkli, en ahenkli şekillerin peşinde koştum, halka söylemek istediklerimi
bu şekillerle söylersem daha hoşa gider, daha kolay dinlenir, daha dokunaklı
olur diye düşündüm. Zaman oldu, büsbütün tersine, en sade, en göze görünmez
şekillerle halka türkümü dinletmek istedim. Ne zaman yanıldım? Bence
öylesi de lazım, böylesi de, daha nice nicesi de. Sanatkâr, halka türküsünü
dinletmek için en uygun şekilleri durup dinlenmeden, ömrünün sonuna
kadar aramak zorundadır. Bazen bu araştırmalar aylarca süren bir baş
ağrısından, sinir bozukluğundan başka sonuç vermez. Olsun. Bazen yanılır.
Yanılsın. Başı aylarca ağrımıyan, sinirleri bozulmıyan, yanılmıyan sanatkâr,
olduğu yerde sayandır." (Nâzım Hikmet, Sanat ve Edebiyat Üstüne,
[Hazırlayan: Aziz Çalışlar], s. 47-48, Evrensel Basım Yayın, İstanbul
1987.)
İlkokulu
Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ilk bölümü ve Nişantaşı Numune
Mektebi'nde tamamladı. Askeri okulu bitirip stajyer bahriye subayı atandıktan
bir yıl sonra sağlık sorunları nedeniyle askerlikten çıkarıldı (1920).
Kurtuluş Savaşı'na katılma düşüncesiyle Ankara'ya gittiyse de cephe
yerine Bolu'ya öğretmen atandı (1921). Birkaç ay öğretmenlikten sonra
aynı yıl Batum üzerinden Moskova'ya gitti; Moskova Doğu Üniversitesi'ndeki
(KUTV) ekonomi ve toplumbilim eğitiminin ardından Türkiye'ye döndü (1924).
Bir yıl sonra tekrar gittiği Moskova'dan 1928'de dönünce tutuklandı,
bir süre Hopa cezaevinde kaldı. İstanbul'a geldikten sonra gazete ve
dergilerde, film stüdyolarında çalıştı. İlk oyunlarını şiir kitaplarını
yayımladı. Şiirleriyle ilgili açılan birçok davada aklanan Nâzım Hikmet
bir süre tutuklu kaldıktan sonra 1933'te Cumhuriyein onuncu yılında
çıkarılan aftan yararlandı. Çeşitli gazetelerde "Orhan Selim"
takma adıyla yazarlık yaptı. 1938 Mart'ında ve Ağustos'unda iki ayrı
askeri mahkemece, 15 ve 20 yıla (toplamda 35 yıl) mahkûm edildi, cezası
28 yıl 4 aya indirildi. Genel aftan yararlanarak 15 Temmuz 1950'de serbest
kaldı. Askerliğe çağrılmasının ardında gizli niyetler olduğu düşüncesine
kapılarak 17 Haziran 1951'de İstanbul'dan ayrıldı. Romanya üzerinden
Moskova'ya geçti. Şiir kitapları |
||
| 835 Satır (1929); Jokond ile Si-Ya-U (1929); Varan 3 (1930); 1+1=1 (Nail V. ile birlikte, 1930), Sesini Kaybeden Şehir (1931), Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932); Gece Gelen Telgraf (1932); Taranta Babuya Mektuplar (1935); Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936); Kurtuluş Savaşı Destanı (1965); Saat 21-22 Şiirleri (1965); Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-67); Rubailer (1966); Dört Hapishaneden (1966); Yeni Şiirler (1966); Son Şiirler (1970); Tüm Eserleri (Hazırlayan Asım Bezirci, sekiz kitap, 1980). | ||
|
Açların Gözbebekleri Değil
birkaç Onlar
Değil
birkaç Açlar
dizilmiş açlar! Ne
erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız Kimi
Kimi
Ağrımız
büyük! Ey
Başım
köpük köpük bulut, içim dışım deniz, Ben
bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ben
bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Beynimden
etimden iskeletimden trrrrum, Mutlak
buna bir çare bulacağım trrrrum,
Su
başında durmuşuz Su
başında durmuşuz Su
başında durmuşuz Su
başında durmuşuz Su
başında durmuşuz. Su
başında durmuşuz
Hasan
beyin vurdurduğu Traktörlerle
türküler geçsin altbaşından mezarlığın, Biz
bu türküleri elbette işitecek değiliz, Ama
bu türküleri söylemişim ben Benim
sessiz komşulara gelince, Yoldaşlar,
ölürsem o günden önce yani,
|