Ahmet Hâşim
Âşık Paşa
Hoca Dehhani
Kadı Burhaneddin
Nesimi
Sultan Veled
Şeyyad Hamza
Nilüfer Altunkaya
Nilüfer
Altunkaya

Kıs[s]aca
“İşin en öz ifadesi bence şiir çığlıktır.
Dünyanın ve insanlığın her türlü çelişik, kötücül, faşist baskılarına atılan bir çığlık…
Uğruna sevdalar düşlenen, aydınlık günleri çağıran bir çığlık...
Şiirin beni terk etmeyişi bundandır.
Benim şiirim özgürlüğedir. Koşulsuz, umutlu ve insandan yana. Aşkadır, ölümün yüzüne atılan karanfilleredir. Barışadır. Ve dört mevsim yurdumadır. İnsanı, insan yazgılı yurduma.”


1975'te Kütahya'da doğdu.

Kütahya'da başladığı öğrenimini ilkokul 4. sınıftan sonra İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldu. İlk öyküsü İzmir' de çıkan Minerva dergisinde yayımlandı. Yazmayı öykü ve şiir ekseninde sürdürmeye çalıştı. Üniversite öğrenimini sürdürdüğü yıllardan beri yazı, şiir ve öyküleri Beşparmak, Aydınca, Yazın, Damar, Aykırı Sanat, Kıyı, Berfin Bahar, Ardıç Kuşu, Kar gibi dergilerde yayımlandı. Samim Kocagöz Öykü Yarışması'nda (1998) üçüncülük aldı. Sokak Düşleri (2004) adlı öykü kitabı var.
Halen Eskişehir'de öğretmenlik yapmaktadır.

Nektar Bar 1997 Şiir Başarı Ödülü
Aykırı Sanat Şiir Yarışması'nda (2003) birincilik ödülü aldı.

Şiir kitapları

Şiir ve Kız (2007)

 

şiirle

şiirle başlar acı
oylumunda sesin ve hızın
tutkuyla damlar geceye
yıllarca sürmüş hüzün
yıllarca yüzyıllarca
akar boşluğa gözlerin
susan fotoğraflarda

şiirle başlar acı
güle kanatır yüreğini kırmızı
keskin çığlıklar bize
dönüşsüz yollardır
kim bilir giydiğin anlamı kusan
hangi sevdadır yalanı seçer
ellerin dolanır akla karaya

şiirle başlar acı
gezinir aramızda kullanılmış ruhlar
tutuşur yangınsız kör inatçı
kimdedir eksik yanımız
eksik ve azaltılmış sinsice
aynı sabahın ufkunda
yaralı atlar gibi kurşun bekleyen
yalnızlığımız

güne döndüm sesinle
ağardım utancımdan
güneş kondu serindim
çiçek içinde deniz kokusu
uyanmak neymiş ki düşten
salıncağında çocukluğumun
elini bıraktım yağmurun
kanatlar koptu her bir yanımdan

şiirle başlar acı
aşk gurursuzca aldatır
insanlığımızı
aynalardan sızar utançla sevişen
sokakları kaçar suçsuzca
eskitir yaşamak telaşını
çekilir dalgalar çekildikçe
şiirle aşk ölüm vesaire


neritel

çarmıha gerilen karanlık saatlerde
fahişe kaldırımlar yalnızlığımız
bir adam öylesine yürür geçmişe
bir kadın geleceği solar
kirpiğinden sökülmüş gözleriyle
kurşuna dizilir özgürlüğümüz

bir kız saçlarını tarar yağmura durmadan

özsuyunu akıtır gelincik ağzına
ay damlar kırmızısından
korkunun son devriyesinde
çocuklarla umut ve aşk
yol ayrımı içimizde sessiz

sonsuzluğa değer tomurcuğun patlaması
çaresiz dudaklarıyla
ovaların evlere kavuştuğu yerde
çelimsiz bir at mıhlanan zaman
gün değil ki gün
akmaz olan su yolcusuz yol
dertli bir insan yüzü
gecenin çöplüğünde
kim ölür böyle göğsümüz dikenli tel
ben acırım değdikçe

ve seni unuturum bir apartman boşluğunda
incecik sızar kan tırnaklarımdan
kim ölür can veririm dağlara vurgun
çıkarıp kül birikmiş bakışlarını
kızlığımı sökerim annenin teninden
yanılgı mı tüm sevişlerimiz
rezilce kıvrılır içimize korku
utanır sokaklar vitrininden

bir kız saçlarını tarar yağmura durmadan


pantomim

kağıt gemilerimizi yağmur üfledi mayestro
korkulu çığlıklardı yüreğimiz
yeşil kirpiklerine o küçük kızın
gözyaşı oldun bilmedi kimse

kemanlar çiziyorum ay ışığına
çalarsın şarkımı bir gün
öyle şiirler yazdım ki
aşk kadehine o eski acı
her dizede yine hüzünsün

bir yalan yüz edindin kendine
insan içinde gülen aynadan korkan
çalmıyor kapı telefon suskun
neler yükledin bu yalnızlığa
bilmedi kimse

denizden es martı çağır çocukluğuma
sevda acısız olmaz yaşamadan ölmez insan
ne büyük bir yangın tutuştu sınırlarımız
çaresiz gece gibi alkışlıyorum seni
susunca armoni kapanınca perde
ve şiir hançerse içimizde
en iyisi unutmak olan biteni


sevda ertesi

bir saksıda büyüttüm annemi
yüzüne dantel örttüm babamın
karanlık bir odaydı kasım

tuttum ucundan denizin
aktı tuzu yosunu
bu yalnızlık üstüne kurdum soframı

iyi ki geçtin sokağımdan canımdan
duydum kurutulmuş sözcükleri
dokusunda terinin

yıllar geçse de azalmayan
sevdanın seyrinde iyi ki
biriktirdim güneşi

acı sular içen oyunsuz çocukları
onarıyorum şimdi
kanamış yerlerinden


çağrı

seni çağırsam iskeleye yanaşan bir vapur olup
içinden çıksam izmir'in yırtılsam bakışından
yağmur yağmur koşsam her seher vakti
gelsem sesine konan martılara tutunsam
hangi gökyüzüne inanırdın hangi korkuluğa sarılırdın
hangi sevdaya hangi sabahtan arınmak için

seni çağırsam en karanlık sokağından istanbul'un
bıçaklanmış aşkı uğruna, fırlatılmış yoksulluğa
tütüne, şaraba, siyah yalanlara bulaşmış
gelsem uzak zamanlardan yarana tuz diye ağlasam
hangi şiirleri çağırırdın hangi mutlaklığı sorgulardın
hangi yalnızlığa hangi arafdan kurtulmak için

damla damla aksam her susuzluğa
gelsem dağ başlarından kuytu ovalardan
seni çağırsam gün aşırı değişen bir iklim olup
çocukluğundan yaratsam seni tertemiz bir aşkla
hangi sevincime inanırdın hangi ölüme sığınırdın
hangi tanrıya hangi günahtan arınmak için

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ