|
Dalgakıran
yıkanıp
arınmış sabah
taşların üstünde kurumuş öğle
su terazisi
çırpı ipi
ve gölge
sonra senin
gizli bir kuşku gibi
hep boynunda taşıyıp da
yastığımın altına bıraktığın o kolye
kirpiklerini tırmalayan kaygının
kör gölgesiyle birlikte -bir taş artık
nasıl kosam
oynar durur
ipine geldiğinde
o
halde yer değiştir
ordan kalk böyle otur
bu bir sükûnet kazandırabilir
sırtını dayadığın denize
bana ne kazandırabilir
hiçbir şey edinmedim
küflü bir yalnızlıktan başka
ruhum,
kimsesiz
ve bir tanrı gibi tek
biraz geç kalma
az erken gelme
domates
fiyatlarını bildiriyorlar
yırtılmış, kanıyor gömleğimin yakası
lastikçinin önünde yıkılıp kalmış bir tekne
mezarlığın kapısında gümüşten bir rüzgârgülü oluyor
bir şey vardı, diyorum,
bir şey vardı,
önemliydi,
zakkumların orda unuttum
dokuz boğumlu akrep
günlerdir
tam kalbimin üstünde
memelerinin
arasındaki kızıl çarşaktan
kasıklarının burgacına kayarken
acı kireç kokuyorum her gece;
paslanmış bir çiviye basmaktır aslında aşk
yol bitti,
sonrası yok, sevgilim
anladım ki,
hiçbir yere varamıyormuş insan
bana bugünlerde
ölüm kadar yakınsın.
Sessizlik
Saati
öylece
yaşıyoruz işte
bir dalgınlık boylamında
günlerden pazartesi
aylarsan ekim
saatlerden onbire çeyrek kala zamandışılık
renklerden gri bir aşınma
resimleri
karşı duvara almalı nitekim
orda karanlıkta kalıyorlar
susarak işimize karışıyorlar
daha çok bir tanıklığa çağrılmışlar gibi
öylece bakıyorlar
öylece bakıyorlar
öylece bakmak!
hadi
bizi gözetliyorlar diyelim
açığa çıkarıyorlar bizi
gördükleri her şeyin arkasına saklanarak
bir gün gizli bütün yanlarımızla çekip gidecekler
çırılçıplak kalacağız
çırılçıplak kalacağız
çırılçıplak!
biz
de unuttukça anımsıyorduk onları
bunun için bir neden bırakacaklar
hiç değilse ödeşeceğiz, biz de saklanalım
çiçeklere su verir bir sessizliğe bürünsün her şey
yazı tahtası dolaplar duvar saati harita
büsbütün susalım!
hem az sonra gazeteler gelecek
saat onbiri vuracak
bir kapı aralanacak ardınca
neşeyle çalıyor komşu ilkokulun zili
tepemizden kuşlar geçiyor, duyuyor musunuz
çocuklar tenefüse çıkacak.
Şafaktan
Öğleye Kadar Denizde
Claude
Debussy,
La
Mer/
Trois
Esquisses Symphoniques
1.
Durağanlık
Her
kapının ardında koyu bir gölge
(Açılma)
duvarın dibinde duruyor masa aynı masa
bir adam bir kitap iki gazete kesiği bir resim
bir yaşam öyküsü belki birkaç sayfa karalama dokuz yıl
yedi kapı beş pencere iki plastik şişe bir ayna
her pencereye bir gökyüzü silme mavi
plastik şişelere sararmış narenciye
çocuklar yol boyu koparmışlardı gelirken
kaç takvim eskidi yerlerinde kaldılar
gün aşrı sulansa da bir daha yeşermezler
ama koklanabilirler ne zaman istenirse
düşler de katılabilir yanlarına dingin bir öğleye taşınırlar
-zaman
da geniş denizler de
istenirse
rüzgâr çıkar
iplerde çamaşırlar salıncak
güneş her zamanki yerinde işte
tam
tepede
2.
Yön değiştirme
Zaman
da geniş denizler de
(Bindirme)
ama değişiyor dünya
her şey her şeyi değiştiriyor
aynada başka duruyor yüzüm fotoğrafımda başka
alnımda kaşlarımda ağzımda gezdiriyorum elimi, yüzüm elimde başka
önce herkesin tek bir yüzü var diyorum kendi yüzüme bakıp
sonra evet herkesin tek bir yüzü var –yüzsüzlük!
herkes
aynı ışığın altında
uzun yolculuklar kuruyorum ne zaman bir rüzgâr çıksa
eski söylenceler bitti artık –ben gidiyorum
eski sözleri de anımsayan yok –zaman da geniş denizler de
kim koyuyor bu kadar çok aynayı bu kadar çok yere
gözleri kör bakıyoruz gözleri kör yüzümüze
hep evet diyoruz arada bir hayır desek bile
herkese kaçacak bir yer var sözcüklerde
yoksa
sokağa çıkmayacak kimse
ben
gelecek zaman çekimiyle konuşuyorum
oysa rivayette oluyor her şey
yedi katlı ziggurattan yıldızlara bakıyor kil tabletlerde bir bilge
kentin yedi kapısından yedi yöne çıkarılıyor yedi haberci gölge
–kent yıkıldı! kent yıkıldı! yarı yoldan geriye dönüldü!
–tarih
bir avuç kül yığını!
ömrüm
arşivde kalmış tozlu bir bildirge
3.
Devinme
Balina
kemiklerinden yapılan oyma resimler
(Geçme)
o zaman mühre kazıyorum yüzümü hiçbir şey bitmiş değil
ve hiçbir şey de yeniden başlamıyor deniz yarı dalgalı
deniz yarı dalgalı ve batıp çıkan bir keman
ne ses var
ne de yay
yerin yedi kat dibinde
alnını siliyor madenci
(Ara)
bir
ses
sonra bir ses daha
sessizlik/kreşendo/kararma
–damarı
nerden bulursanız
kazmayı
ordan vurursunuz.
Yinelenme
yalnız bir ağaç gibi geçirmiş ömrünü, kadın yaşlı
bütün gün oturuyor pencerenin önünde sokağa bakıyor, sokak
bir şeyi susar gibi, belleksiz –bırakılmış –yıkıntı
bu bir anlam kazandırıyor kadına
sonra sırasıyla
her şey bir anlam kazanıyor
sokak –sokak lambası –bekçi,
yüreği ürperiyor kadının
kirli bir tırnak gibi
sürtünce duvara gölgesi
ya
da çöpleri karıştırıyor
diyelim ki bir kedi
kedinin bir anlamı oluyor
aynı
anda gece yarısını belirtiyor çalar saat
her şey artık tek bir şeyi belirtiyor gece yasağı
geceyasağıgeceyasağıgeceyasağıgece
alışkın –kalkıyor kadın
hırkasını alıyor askılıktan, hırkası
sokağa çıkıyor, sokak
bir uçtan öbür uca uğultu
enflasyon –yasa gücünde kararname –sıkıyönetim
–vur
emri
görünmeden
geçiyor aralarından
her zamanki eylemini yapmaya
koynundan çıkardığı kaput beziyle
bir kalıp sabunu bırakmaya
uğultunun ayakları dibine
sabahları
erken kalkıyoruz artık
dünyanın bir yanı karanlıkken
bir yanı her zaman aydınlık.
Zamandışı
Submission/
Lost ın Madrid part III/The Call,
olağan
bir şekilde ölü bulunma
(Sıcaktı.
Sokağın başına yığılmıştı bulut gibi alnından.
Gözleri kör bakıyorduk, ölüydük biz de. Tanrım,
alnında kocaman bir delik!.. Sustukça kollarımız
ağırlaşıyordu.
Kimdi, biri bir gazete örttü üstüne. Çok ölü görmüştü,
Gözleri besbelli. Çocuklar da kaletaşlarını yüklenip
getirdiler komşu arsadan. Derken polisler geldi. Bir
ambulans, iki beyaz gömlekli. Kaldırıp götürdüler
şehir morguna.
Neşeli bir şarkıya başladı radyo. Trafik gene işledi,
çocuklar gene top oynadılar. Akşama doğru lodos çıktı.
Bütün gece açık kaldı atölyenin kapısı
Sabah bir heykel buldu çocuklar topsahasında.
Gazeteleri
okumanın anlamı yok.
Gözlerimizi kapasak da kanın rengi kırmızı.)
|