Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Murat Koçak
Murat
Koçak

Kıs[s]aca
Şiir varlığımın özü, benliğimin bize dönüştüğü ötelik…


7 Eylül 1964'te Ankara'da doğdu.

İlk şiiri Nitelik Derleme 1981'de yayımlandı. Kendi söylemiyle "Yazdıklarını beğenmez yeniler yeniler durur… Enver Gökçe ustası, Ahmet Erhan canağbisi'dir… A Kitabevi varlığının öznesi (1991-1995)… Pencere Şiir Seçkisi 1993-1996… İçinde varlığıyla özdeşleşen Rüzgâr Şiir Yaşam Yolculuğu (1998-…), yersiz yurtsuz Ege tutkunu… İstanbul'la özdeş… Hayaliyse 'Atölye Rüzgâr'ı var etme…"
Koçak hep aynı şiiri yapboz gibi yeniden işleyişini sürdüreceğini şöyle ifade ediyor: "Ateş Odaları son anıma değin yazacağım eskizim…"


Şiir kitapları

Eylül Sonrası Görüntüler (1990); İnsan (1994); Rastlantı ve Beklenti (1994); Siyah&Turkuaz (1997); Hiç Kimseden Hiç Kimseye (1999); İç İçe Odalar (2006)

 

AŞK İÇİN SÖYLENCELER'DEN

.../

siyahın içinde dağılan yataktı

beni satın dedi adam
yok pahasına
aşklarım ve kitaplarım kalsın
sonrası sır


ATEŞ ODALARI*

                                     "...Hiç kimse bilincine ulaşınca
                                     benliğin sorunları da azalıyor..."
                                                        Wallace Stevens

-nerede olursan anlarını birebir kat-

içinde dağıl
çıkmazın kayıtsızlığın
etrafında döne durduğun
su yüzün
sevmeyi beceremiyor

önyargı korkmaz
gir kapından içeri
zeytin dalını okşa
vurma kuşları
yalınlığınla saklambaç körebe oyna
hakların alınmış elinden
öfkenle duruluğunla
oynar durursun
kitaplar yazmaz yarım duble rakıyı
gece katran karası
kır kahvesinde
kırk çeşit kekik ol
uslandırır yara
bireyin bataklığı parçadan ayrılan
posası çıkarılmış sahiplik

…//

Güney son oyunum
yaşam iki gün
elmayı özü çürütür
son vapurda gitti
bundan sonrası taksi dolmuş
okunmuş gazetiee..!

küpeştede gölgem
iki şiir tutkununun çakırdikeni yazgısı
köz ile yıkardın öpüşümü
odunla
kimliğim iklim değiştirdikçe kanım soğur

-gece zil zurna 964 model şavrole-

babalar gizlice ağlar
fon müziği 45'likten
oynama düğmelerinle
ölüm kızıl saçlı gerilla
yirmisinde siyah
otuzundan sonra gri

-otel odalarında palyaçoluğum
soluk pembe zarflara tutunur-

arka cepte unutulan
pul zarf
bağlaç'ın imi
Kuğulu
Şili Meydanı
ayrılış serenatları
topaç çevirir

…////

bilmediğim sokaklar
bilmediğim ülkeler
son cümlede ne yaşarım bilebilsem

kesilen yerlerim iyileşiyor
acıyan yanımsa susku
aynı sözcüğü tekrar ede ede
yollara vuruyorum
ezberi bozduğumdan
ayna oldukça karşımdakine
öz içimi sağan

delicelerle donanıyorum
dalıma konmuş bir kere
geç kaldım çok geç kaldım
"ne fayda" sineme sokulan katliam sonrası
feryat figan oluşum
yurdum özün ağına sığmaz iken
bakıyorum da satılmış kıçında ki donuna dek

yangınlardan çıkmışız
kınımız delirse de
bilincimiz özge
bundan bundan
işte duramam
şiir bilincin gerillası
katığım varacağım yer

sonun ilk gününü mutluluğa dönüştürebilme için
gezeceğim kim ne derse desin

sahi kim
insanı katleden aciz!...

içim kıyısını arayan keşişçe
yalnızlığıma gömülür
ateş odalarında katledilen canlar
usuma düşünce
düşüncem gölgesiyle savaşır

-dipsiz girdap içinde gün ışığını arar bilinç-

tekrarlarım
yanılgılarım
söküğümü dikemem
şiddet ilmeğimi çektikçe
düşerim yollara
kavramlar değil
akış
belirler

cisme dönüşür dağların eteği
özür diler düşlerinden
gülümser
belleğin savaşı
yağmur sonrası gelen bora
cömertçe anlatır

adam evin rüzgâr
bizse hiçlikten doğan
yalnızlığız

gömleklerimin yakası eskidikçe
ters çevirirdi
yağmur sonrası güneş
içimin dehlizlerini körelttikçe
saflığın arılığıyla duruldum

ölü denizanaları kıyıya vurmuş
bense yaşamın kıyısı uçurumu
halimce şimal rüzgârı

yüreğime asit döker belleğim
içimin çirkinliklerini
oydukça oyarım
karaltım tensiz
tinim kül
sığmam avurduma
kalbim ölsem
gam yemem eserim anam doğa
babamsa gurbet

günüm gelince gömecekseniz
rüzgâr alsın denizi görsün
unutulmuş kimselerin bilmediği
dağ çeşmesinin yarnına koyun ki
rakı'nın suyu eksik kalmasın

(*) "Ateş Odaları" varlığımın yeryüzü ile iletisi kalmayacağı güne değin sürecek bir şiir… bu bölümler şiir feneri için seçilmiştir…
"Ateş Odaları" kül edilen kültüre karşın savaşan bilincin paçavralığından çıkan yalınlığın özesi...


BİR AKIL HASTASININ ÇIĞLIĞI

-şiirimi yazar mısın-

ellerinde muzlar çiçekler
gelecekler
ama görüş yok
kırkı çıksın hele
düşte görebiliyorsam özlemim olanı
gerçekler kömüre dönüşür
kara gözlerimde

kıçıma soğuk mermer vururcasına
kalkıp altı milimlik camları kırmak
boş versem olur
gelecek görüş gününe

birlikteliğin kıvılcımlaşmasıyla
yüreğimdeki kanlı güller
aşktan sevgiden yoksun
çocuklar gibi oldu
kapıların yüzüme kapandığı gün

aşktan umutsuzluğa
düşlerde içeride eller bağlı
aşkımın son damlası desem romantikçe
ama çişim geldi
son damlasına kadar yatağa

düşlediğim gerçeklerin ışığında vurgunum
ağ düşen balığa benzerim
öylesine vurgunum ki
algılarım balıkçının özlemini

uyandığımda
hamsinin iskeleti tabağımda

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ