|
AKTAR
ÇARŞISI
Güneşten
ve gölgeden esirgeyerek
dokunacağım bu tenine,
bağışla
burada,
buradan içeri adım attığın anda, üç defa
fısıldanacak adın kulağıma
gözlerin üç defa mühürleyecek ağzımı
ahşaptan bir gökyüzü açacak ufkuma
tepelerin çukurların sonsuz bir oyuncak olacak bana
bağışla.
Misk
ü amber kapatacak bu derin yaramı
çünkü
seni,
avcının savurduğu hançerle
buharlaşan taşların ve aşkın iksiri dedikleri bitkilerden
bu derin kuyuya biriken güneş ışıltılarından seçtim
duyan
var mı
size söylüyor dağlar
evet, oradaki dağlar buradaki uzaktan baktığınızda bile, yaşlı
bir aktarın yorgun sesini duyarsınız, buradan -baktığımda-baktığınızda
aynı düğünün cümbüşü açılır gözümüzde, halatları çözülen bir gemi
tufanı öylece- kanıma girer göğsü fora bir kadının- düşlerine
dalarım, kişnişin tarçının kekiğin, dal yolculuğuna çıkarım
çizgilerinde yol bulurum kupkuru çölün bir su damlasının taşıdığı telaşla.
Misk
ü amber kapatacak bu derin yaramı
ve sen aktarın ve düşümün kilitlenmeyen buğusu
dağa
oradaki dağa uzaktan bakıyorum, buradan uzakları tanıyorum
dokunuyorum duyar
bana kılavuz olur
mekân ve mevsimler
deltasına
akıtacağım suyu bilir bulur
o bitkileri
deniz aşırı iklimleri
dağları kıyıları Hintleri Kübaları
krallıkları kaybolan bir kabilenin dilini
barakaların yapraklarını
önümde duran bu koca ağacın imgesini
sen ve sen bu aktarın önünde bir dağ gibi
dökülüyorsun içime
dokunuyorum
taşıyorsun…
Misk
ü amber kapatacak bu derin yaramı
burada
az önce
burada dudaklarından tutuşan ikindiüstü
kızılcıkları… diyorum…
Ben
şuracıkta aktarın kilitli kokuları önünde.
Bu derin yaranın içinde misk ü amber.
ELLERİME SIĞMAYAN
Kırık
bir testidir eşikte duran.
Ovaya yayılan acı bir sudur.
Oysa
sığmaz gecenin gözleri yanan
mumlara, ellerime sığmaz
bir yara içinde büyüyorum
akan suyun tadı kaplanın gözlerinde durur
gitgide organlarıma karışıyor talan edildikçe kadim yerler.
Mumlarda
tükenen gecenin gözlerine bakıyorum
sen büyüyen bir fısıltıyla çıkıyorsun
geceden gündüze
dağılan nar tanelerini örtüyorsun
açılıyorsun karanlıktan aydınlığa.
Çocuk
giysiler içinde mavi bir gecede
ağaç dibinde telaşlı bir karınca yuvasında
koyu ve diri kokunu duyuyorum.
Ellerimde
suyun
asi yüzü
kınında terli
bir bıçak.
FİRDEVS
Kabuk
bağlamış yarayı kanatırız ara sıra
İki tepenin arasından geçen patikayı düşleriz
Hiçbir şeyi hesaba katmadan yaşadığımız aşkı
Issız bir yamaçta tükenen soluğumuzla
Dostumuz: gecenin ininde bulduğumuz yalnızlık
olur
Kaç çitin telini sürükledik ayağımıza takılan
Gece hangi tenimizde dağıldı ay büyümeden
Kahraman aradık dolaştık bütün masalları
Arka bahçelere gömdük biten düşleri
Karşı çıktığımız her şeyin siyahı bulaştı
Yalnızlık bize
kaldı
İçimizin sessizliğiyle katlettiğimiz günlere
Geldik hesapsız dolaştık sokakları
Gözlerimizde eski meydanların uğultusu
Aktı aynaların bize bakan dehşetini
Ve bulduk bize tutunan yalnızlığını
Görüntüsü
yanan kırmızı gül nerede
Durmuşuz donuk bir gölün mavisinde
Unuttuk gülün dalında akan suyu aramayı
Pıhtılaşmış uykularda dolaştırdık gözlerimizi
Nasıl gelindiyse işte buradayız
ÖZLEME
MEKÂN
I
Eski bir kilise avlusu nasıldır bilirsin
Bilirsin çinisi çalınmış kırık bir pusulada geçer zaman
Nasıldır bilirsin böyle bir avluda soluklanmak
Seni görmediğim günlerin küflü ekmeğini bilirsin, bekliyorum
Su
alan bir kalyonla, bilirsin bir kara parçasıdır yüzün
Bir ormandır bir koydur bir buluşma yeridir
Ve
yoktur onu da bilirsin. Eski bir avlu nasıldır bilirsin
Bir yaşanmış bizimdir ve gözlerim vaha faslında durur
Bilirsin,
kırık camlardan içeri gözlerin derin
Sonsuz, ey çarşambanın akşamında özlenen
Anladım
sensin şu kaybolan ellerime mekan
Sonsuz teninde ellerime kısacık ömür sensin
Çağırmayan
sesin akşamın ve telefonların uğultusuyla
Nasıldır bilirsin yön bilmemek, bilirsin
Bir
kedinin gözlerinden içerisi çöldür...
II
Durup özlemini günlere bölüyorum
Eski bir avluda kuyu nasıldır bilirsin
Görünmez ulu gözlerine sesleniyorum
Karanlık sensin, susuzluk sen, aydınlık sen
Dökülüyorum yataklarından ırmakların
Yokluğunu
bağışlıyorsun alıp bekliyorum.
"Ne
avutur ki beni senden başka"
SÖYLEMEYECEĞİM
ADINI
1
Geriye
kalan zamanını yaşamak için
Derin ışığın kırılmış gecesine indin
Bir ölüye geç kalmış çelengi süsleyen
Karanfil mesafesiydi ruhun
Işıkların
sessizliğinde alev almasını bekledim
Yüzünün,
cansız düşen gözlerinin
Kanatlarında aradım gölgeyi,
Gizlemek ürkek gözlerimi
Seni
yaşamak için öğrendim ölümü ve
Adını öğrenmek için
Gecenin yaşlanmasını bekledim.
Karanlığın
dilini konuşan,
Işığın su yürümesiyle ulaştım sana
Adını öğrendim?
Öğrendim
Ve karanfil mesafesini yürüdüm.
2
İçimi
daraltan o büyük boşluktur
Vazonun eskimiş suyunda biriken sinek ölüleri,
Canımı acıtan tenha odadır.
Yenilgidir gece, bulutların doruğunda bocalayan,
Karanlık teranesinde yenilgimdir.
Geç çok geç
Biliyorum!
Kurtaramaz artık hiç bir şeyi;
Çok geç
Çok?
Bu
hiçliğin tedirginliğidir
Seni bana sunan.
İşte
bekle dediğin sokaktayım
Islak bir külün büyüsünü bozmadan
Yeşil
gözlerinden bakıyorum
Ve
görmüyorum gideceğim yeri
Kendi
dilinde söyle- diyorum:
Zaman bir kehribardır elinde- diyorsun:
İki taşın arasını yırtıp tene dokunan akrep- diyorum:
Tanıdık olduğum bu gecelerin devrim acısı- diyorsun:
Görünür değildir bulanık düşlerle geçilen sokaklar
Pıhtılaşmış geceden bir su gibi sızıyoruz odaya
-İyileşmez
yara-karanlık yaşamın akıntısından çekemiyorum seni
-Gittiğim yoldan aynı gece- diyorsun. Adsız çamur gibi duran
Yatağa batıyorsun. Aynıdır suyun dibinde duran yüzün
Suretiyle aynadaki.
Ve
karanfil mesafesini kat ettim.
Elimdeki kehribara bakıyorum
Su oluyorum zamanla
Islak tenin doruğuna ulaşıyorum
Karanlık teranesinin uyumundan ellerimi
çözüyorsun
Çoğalarak dibine vuruyorum.
Çözülmelerin yitik izlerini bırakıyoruz havluya
Anılar- diyorsun.
"Ah! Bize sonsuz biçimler veren"- diyorum.
Ve karanfil mesafesini kat ettim.
3
Sonunda
çıkıp gittin.
Gözlerim peşinden yeni bir mezar taşımı
Okumaya gidiyor.
Birileri
soracak biliyorum
Bu saralı günün sonunda
Cesediniz hangi çiçek koksun-anı olmasını
bekleyeceğim-
Bir giz gibi tükenecek kehribar avucumda
Söylemeyeceğim.
|