|
Aşk
Tükeniyor
Baharın
en geniş çağına yaslanıyorum
Gölgesi büyüyor sessiz çığlıkların
Anılarım üstüme devriliyor
Sular kuruyor, kendimi bile anlıyamıyorum
Sözcüklerse kırılıyor dokunsam
Bu ağaç
denize doğru ölü bir kuş
Bir sıkıntı imgesi çoğaltıyor boyuna
Taş çatlıyor, buz eriyor, toprak göçüyor
Gök yanıltıyor yol izlerini
Aşk tükeniyor, aşk tükeniyor, aşk tükeniyor
Aşk tükeniyor, o kanımızda açan çiçek
Aşk sahiden tükeniyor, usanıyorum
Sabotajlar yazıyorum suyun belleğine
Suyun o sonsuz belleğine
Yollar yıldız dolu,
incilenen kum
Martıları unutmayın, sesteki sesi
Çünkü köpükten bir gülü
Yaratma isteği benimkisi
Gençlik
Çağı
non
nova, sed nove
bir zaman
gelecek anılmayacak yol eri
kitaplarda yazılı büyük sır yayılacak
sokaklarda, çalgıcı tınlatacak kadehini
selamlar toplayacak şiirden şair, aynaya
tertemiz yüreklerdeki gür görüntü düşecek
yepyeni fırtınalarla yeniden lavlayacak
kanını, bu gençlik çağı olacak şairin
o gün
sabah rüzgârı dolarken şehirlere
çocuklar çalgılar çalacak notasız, dağınık
saçlı bu arya, armağan olacak tanrıya
ben, gençlik çağımdaki şair, bir sigara
yakacağım, bütün kavimler kendini göçecek
son kez bahar olacak, dostlar bahçesinde
ilk ışıkları yanacak varlık simyasının
bu imgenin de mahşer anlamı, çocukların
atlaması olacak şarkılardan uçurtmalara
ben,
gençlik çağımdaki şair, toprağa
kupamdaki şarabı serpeceğim, göğün
ve şiirin bereketini sunmak için halklara
sonbaharda
tek renk sara
sonbaharda
tek renk sara
çoluk çocuk masal söyler karanlıklara
sonbaharda tek renk sara.
hürlük
içre şiir alınlığıdır: sara
yıkımlar görmüş bir şairi sayıklatır;
Orta Doğu ki şubata yaslanmış uçurtma uçurur
hürlük içre şiir alınlığıdır sara
çocuklar
hep mızıka çalar: re-mi-l…
ölüm kanatsız diyedir göğüslerinde
çocuklar hep mızıka çalar re- mi- l.
ey falların
solgun ve öksürüklü sokaklarda açıldığı
hayatın dil lekesi gibi durduğu perde perde;
patlamaya hazır bir yanardağı andırıyor
şimdi sonbahar bir renk yangını imgemde.
Taze;
Usul Bir Şarkı
Her
günkü gibi parladı gün
Yıllanmış ışıklarını sundu toprağın derinliğine
Gözlerine aktı gökyüzüyle bir adamın, sarhoş oldu adam
Serçeler, fırtınalar kopardı içinde
Binlercesi düştü dalından, havalandı binlercesi
Bir uğultu kapladı ortalığı, geldi dayandı bir geçide
Çıkamadılar, vadinin kayaları öyle kenetliydi birbirine
Sonra,
kanatarak bir serçe kanatlarını
Yarasından izler bırakarak kayalarda
çıkıverdi geçitten
Geniş bir kavis çizdi, şöyle havada
Derken, sökün etti serçeler
Başladılar taze, usul bir şarkıyı şakımaya
türküsü
bitti
türküsü
bitti ardıç kuşunun
mermere oyulmuş o resim soldu. artık
kızıl ağaçlar öpüp duru aynı rengi,
aynı kokuyu yayar eriyen kanatlar.
şimdi
yine sokaklardasın… uysal, uyumlu
bir kedi gibi adımlarsın kaldırımları,
günlerin kutular gibi rüzgârda, kağıt mendil:
iğnenden iplik bile geçmez, aynan yansıtmaz yüzünü
derinde yılan yarası sanki bir ağaç gibi işler.
uyur
uyanır su… sözlerin gömlek gibi eskir.
nereye dönsen orda bir hayalet bekleşir.
sahtiyan bir uykuda olur en aykırı karanfil
ve gecenin o yorgun gözleri
soğukta kalmış köpek gibi titreşir.
işte
böyle sevgilim, bu şiir burda kendini noktalar
ama yağar daha üstümüze o bunaltan kar.
|