Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Metin Celâl
Metin
Celâl

Kıs[s]aca
"Şiir her şeyden önce şiir olmalıdır. Şiir, şairin aynasıdır. O aynaya baktığınızda şairi tanırsınız. Tabii şair aynayı dökmeyi becerebilmişse. Şiir imgelerle yazılır. Sözcükler imgeleri oluşturan yapı taşlardır. Ama sözcükler, imgeler oluşturulurken şiirin dışında hiçbir dizgeyle açıklanamayacak bir şekilde kullanılırlar. Anlamsız şiir olmaz, ama tek anlamlı da şiir olmaz. "


1961'de Ankara'da doğdu.

Yükseköğrenimini ODTÜ Petrol Mühendisliği ve İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'nda yaptı.
İmge, Ayrım, Yeryüzü Konukları, Poetika, Fanatik gibi şiir dergilerinin yayın kurullarında yer aldı. Çevirilerinin yanı sıra Varlık, Sanat Olayı, Yeni Olgu, Oluşum, Broy, Düşün, Öküz, E vb. dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı. Şiir antolojileri hazırladı. Şiir kitaplarının yanı sıra iki romanı yayımlandı: Ne Güzel Çocuklardık Biz (2000), Gitmek Zamanı (2003). Halen bir yayınevinde yöneticilik yapıyor.

Şiir kitapları

Adım Ölüm (1986); Kendi Kendini Tatmin (1989); Konformist (1993); Küçük Hayat Bağları (1999)

 

Adım Ölüm

bu şehrin koynunda süzülen benim
çığlığım kırbaçlayan geceyi
tükenmeyen, kırılmayan

neden hep sedef kakmalı bıçaklar
neden derviş ahı gibi bir bordo gül
neden gümbür gümbür süzülüşü dudaktan

evet biliyorum siz de düşkünsünüz maviye
biliyorum bordo gül kanı anımsattı
soldu çiçeği şarkınızın

ama nasıl söylemeli
bu şehrin koynunda süzülen benim
ister kan olur otururum gözlerinize
ister kör kurşun sokaklarda

bu şehrin koynunda süzülen benim
ne kadar gizleseniz de adımı mektuplarda
tüm fotoğraflarda varım
bir ucu kırık biraz mahzun

çünkü bu şehrin koynunda süzülen benim
benim kuyruklarda sizi bekleyen
her an her yerden çıkan
karanlık köşelerde
gecenin içinde
ve her kapının ardında
benim sizi bekleyen


Derin Deniz Fenerci Balığı

hissediyor musun bazen saçlarını okşuyorum
avucumda deniz dibi kokun
her gülüşünde gizli bir gamze
sardın ısıttın beni, mevsimlerden haberim yok

öpüyorum parmakuçlarını, emiyorum ruhunu yakalamak için
tutuyorsun ellerimi bir kuşu incitmekten korkar gibi
içimde çocukça sızlanma arzusu
okşamanı istiyorum başımı gömüp kucağına

denizler boyu kokunun izini sürüyorum
kaynaşsın istiyorum tenlerimiz
yaşayalım aynı deri, aynı kanla
suyun suyuma karışsın
yok olayım vücudunda yorgun bir siğil gibi


Nefti Yeşil

hakkınızda biriktirdiğim kanılarımla
tutuşsam, yansam diyorum
tükenmezse beden, kalırsa kül
korkuyorum, yüzümü tekrar çiziyorum

bıçak kında huysuz, dokunulmaz keskin yanına
tıkanıp kaldı tebessüm dudağımda
belleğim yoruldu yinelemekten sözleri
kanım çekildi, nefes nefese kaldım, anlamadınız

uygundu size insanların gizini çözmek
uzundum, bıkkındım, jestlerin ardını göremezdim
kemirilmekten tükenmiş dudağınız
ve ellerinize yapışmış tütün sarısı yeterdi, anlamadım

oysa, uzaklıkları tahmin etseydik aramızdaki
sözlerin alevlenip uçuşacağını
yorumlamak ihtiyacı duymadan kimseyi
sokulup birbirimizin sıcağına, anardık şairi
"olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması"


Otuz Yaş

hep soruyorum
bir insanın kaç hayat hikayesi vardır
ve yalan onları hangisidir

unutup yıllarca sıcak kalan duyguları
nasıldır bir şehri yeniden düşünmek
denizin kızarmasını
işkencede kaybolanları
kazıklı yolları
başka ve aynı olan kimliğimizi

şehir yıkılrken üstümüze
tüm cadedleri ve sokaklarıyla
yutarken alışkınlıklar insanı
ve değişirken sokak adları
kim güvenir büyüye
su falına, vadeli mevduata

tabii ki yalnız kendime inanıyorum
inançların en değişmez olanına
jestler ve bakışlarla oluşan dile
on emrin sonuncusuna

kamuya ilişkin ehliyetim yok
kollarım arkadan bağlı
uydurma aşklar ve mutlu evlilikler
bana yakışır

hayatın sakin sularında beklerken
müdür çocukları nasıl sınıf geçer
budur benim merakım
burnumu karıştırmak
ve doktorculuk oynamak

yanılmadınız, çoktandır yalnızım


Yenildin Hayatın Akışına

bedenin sana uymuyordu artık
mavi bir çam gibi zoraki taşıyordun onu
büyük kararlar almak istiyordun
çılgına dönmek, kutsamak benliğini ya da aşık olmak

sadece bir rastlantıydı senin için
düşlerinin bahçesine girmeye aday
bir deri değiştirme töreni tasarlamıştın kendine
yaşadığın hayatı ve tarihini çıkartıp atacaktın onunla

belleklerinizi birlikte topladınız
tanıdınız sınırlarınızı elele
hüzünle neşenin karıştığı gülüşler denediniz
düşlerinizde yaşattınız birbirinizi, gündüz ve gece 

o hep kendindeydi, bir uzayıp bir kısalan coğrafyada
göğüs gererek ormana ve ırmağa
taşıp gelen, hayatına ilişen her şeye
sevgi bu diye düşündü; sadece bir yanılsama

herkes gibi tüm sözlerini eksik ve yanlış anladı
evde çocuk bekler dedin
çoktan silmiş olsa da simamı belleğinden
kıskanır beni kocam
üstelik paylaşamam seni
yüreğim burkulur karını görürsem

haklıydın sonuna kadar
anlatamazdı sana aşkın hukuku olmadığını
zamanın yoktu durup dinlemeye
verilmiş sözlerin, kıramayacağın arkadaşların vardı
ve ateş üzerinde bir tencere...

yaz sonuna dek zaman tanımıştın kendine
güzle birlikte bu aşk da bitecekti
ev, iş, aile bekliyordu
daha çok çılgınlık yapamazdın
sabredemedin, başlamadan bitirdin, gittin

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ