Ahmet Hâşim
Âşık Paşa
Hoca Dehhani
Kadı Burhaneddin
Nesimi
Sultan Veled
Şeyyad Hamza
Kıvılcım Vafi
Kıvılcım
Vafi

Kıs[s]aca
"Şiir, kendi benliğini okutmaktır. Kendi benliğinse, diğer benliklerin okunmuşluğudur. İşte, şair ve şiir, bu nedenle, herkes ve her şey'dir ."


20 Ağustos 1957'de Ankara'da doğdu.

Ortaokulun ikinci sınıfında örgün eğitimi bıraktı.
İlk şiiri, 1976 yılında Yeni Olgu'da yayımlandı. 1980'li yıllarda "Nitelik Derleme" ve "Nitelik Yayınları"nı, tutuklanması nedeniyle iki yıl sürdürebildi. Daha sonraki dönemlerde Yoğunluk Sanat Kitabı (aylık), Nitelik Bilim Sanat Felsefe Dergisi gibi kısa ömürlü çalışmaların içinde yer aldı. Uzunca bir süre yayın ve sanat ortamlarından uzak durmakla birlikte, birkaç arkadaşıyla "YERSİZYURTSUZ SANATÇILAR" oluşumunu yapılandırmaya başladı. Bu oluşum, bir süre sonra "yersizyurtsuz.com" adıyla internet ortamında yerini aldı. K. Vafi ve arkadasları bu site aracılığıyla, güncel ürünlerini "ekran kitap" ve "ekran dergi" başlıkları altında okurlarına ulaştırıyor. K. Vafi'nin elektronik ortamda şu kitaplarına ulaşılabilir: Ölü Diri Hırçın Biri (2001, Sahne Şiiri), Bir Başka Öleceklerin Şarkısı (2001, Şiir), Suçlular İktidarı (2001), Alkonost (2001; exlibrary.com [Sanal Yayıncılık] 2002).

Şiir kitapları

Öfke Bu Yılların Kahpeliğine (1978); Sevginin Ter Bastığı Eller (1982); Dizelere Göm Şair Beni (1983); Uzun Ömürler Şehri (1984); Bahçesinde Şarkı Çöplüğü Olan Adam (1989); Kıvılcım (Seçmeler, 1993)

 

Dizelere Göm Şair Beni

"Gömülmeyecek
Doğurduğun sevgi
Dizelere gömdüm
Kardeş seni"

Ellerim
Ellerim çok çekti
Ellerime martılar konsun

Gözlerim
Gözlerim çok çekti
Gözlerime güneş vursun

Gömülmesin yeşeren sevgi
Dizelere göm
Şair beni

Beni toprak almasın
Beni kefen sarmasın
Üstüme taş konmasın

Kalıt olsun sana sevgi
Dizelere göm
Şair beni

Gün dediğin
Güneş batımı

Ölüm dediğin
Kurşun sıkımı

Sevgi dediğin
Evren bitimi

Dizelere göm
Şair beni


Konuksuz

Bir içi geçmiş ağacın damarsız dallarında
Neden ve nasıl ördüğünü bilmediğin
Kırışık bir ağa takılıyorsun.
Zehri kendine akan bir saldırganlıkla
Yalnızlık evinin bahçesinde geberiyorsun
                                       geberiyorsun
                                       geberiyorsun!
Ve
Karasineklerden başka konuğun yok senin!


Saygı Şiiri

Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılır - diyor arkadaşım
Tanımadığın biri için nasıl ağlanırsa, öyle - diyorum
Tanımadığın biri için nasıl ağlanır - diyor arkadaşım
Tanımadığın biri için nasıl şiir yazılırsa, öyle - diyorum


Suçlular İktidarı

Alkış. Günden inen.
Yürüyüş. Çabuk uyku.
Ölüler. Söylev.
Kime! Kime! Kime!
Hiç yarın. Yoksa kim?
Ellerimde yoksul bahar. Kimseye sunmuyorum.
Çatlak su. Aşınıyorum. Dinle!
Kurşun.
Bilge dal. Rüzgar. Al bendekini! Ancak bu!

Suç:

Öldürmek sapıklığı: Bir fazlası için; kendine!

Ödevsiz gece. Diriliş ve yargı.


Uzun Ömürler Şehri

"kısa ömürlü kardeşlerin anısına"


I.

sonsuzluk yaşındaydı/ açtı şehrin kapısını/ yorgunluğu girdi
önce içeri/ yıkıldı yere/ ölü yorgunluğa bakıp, güldü çocuklar/
çocuklar dünya güzeli kahkaha/ öpücük yağmuru/ baharda dünya...

diriliği girdi sonra içeri/ durdu şehrin kapısında/ bir çocuklara
baktı/ çevirdi başını/ bir de düne

Mutluluk özlem olmaktan çıkmış artık
Korkusuzca oynuyorlar dolunay akşamları
Gecelerin bile sevildiği dünyada
Zamanından önce doğsun demiyorlar güneş

yarımacıklı gülüşle selamladı geçmişi/ çocuklar, dedi/ kısa
ömürlü kardeşlerin anısına/ koyalım bu şehrin adını Uzun
Ömürler Şehri

Gözlerinde ağlanmamış ölüler yatıyor
Bak kardeşim
Bu dünya seninle dönüyor
Bu şehir seninle kuruldu
Yaşanmamış güzelliklere gülüyordu gözlerin
Gözlerin kardeşim dünya oldu

bağırdı çocuklar/ ağızları gökyüzü açıklığında/ yürek
atışlarıyla bozuldu sessizlik/ küçük yumruklar kalktı
havaya/ koyalım, dediler, bu şehrin adını Uzun Ömürler
Şehri/ olsun, dediler, bu şehir koca dünyanın başşehri

Bana verilmiş sözün var,
                                 unutma
Birlikte gireceğiz o şehre
Ölülerimizden artakalan canımızı
Öyküleyip, sunacağız yaşayanlara
Sonra, dolaşacağız sokaklarında o şehrin
Yüzyıllardır özlemini çektiğimiz
Küçük adımların
                     yorulmaz duyarlığıyla

düşündü/ bundan kaç yüzyıl önce/ yazıyordu ak sakallı bir
adam/ yaşamın değerini, geçmişin geleceğini/ dili, hepimizin
dili/ sözü, hepimizin sözü/ bugünün gümüş yüzü/ çağırıyordu
dünyayı döndürmeye/ üretken gücü

Sen de tut ucundan dünyanın döndür
Daha hızlı döndür
Daha daha hızlı döndür
Dökülsün bütün pislikler
Yalanlar dualar ağzıkalabalık konuşmalar
Umarsız kahkahalar dökülsün
Sen de tut ucundan dünyanın
                                      tut
Daha sıkı tut
Daha
     daha sıkı tut
Tut ki
Sevginin ekseninde dönsün

biliyordu/ döner de dönerdi dünya/ fabrikalar siren
düdüklerinde/ sonsuz devirde çarklar/ topraklar ekin ekin
patlamada/ boşa konuştuğumu sanma/ bak şimdiki dünyaya/
doğuma hazırlanıyor analar

Bana bir dünya doğur sevgilim
Mutluluğun çelişkilerinde bir dünya
Sevinçleri şehir şehir

ağrılar içinde dünya/ kapılar kırılmakta, camlar/ sonsuzluk
yaşındadır savaşan/ gözlerinde döner geçmiş dünya/
gözlerinde döner yaşanan dünya/ gözlerinde döner gelecek
dünya/ gözlerinde dünya dönüyor/ bize dönüyor dünya


II.

Yaşadığımız şehirdir bu bizim
Bu bizim öldüğümüz şehirdir
Bu şehir ki
Uzun Ömürler Şehri'nin
İnsan iskeletleriyle
Atılan temelidir

kimlerdir dolaşan sokakları/ bu susturulmuş şehirde, kimlerdir
ıslık çalan/ bu gece hiç doğan yok mu/ hep ölündü mü bu gece/
desene, sabaha cenazemiz çok yine/ yine taşıyacak kollarımız
acı ağırlıkları/ bunu biliyoruz/ biliyoruz ya/ tünel açıp, iskele
kurarken işçiler/ rayları niye ter keder trenler/ gemiler neden
karaya oturur/ işte, bunu bilmiyoruz/ desene, yine döğüşeceğiz
kendimizle/ ama niye kendimizle/ bırak bana kurşun sıkmayı,
beni öldürmeyi bırak/ nerede makinist, kaptan nerede/ bu şehir
kimsesiz değil/ bu şehir, kalabalıklar şehri/ makinist, makine
başına/ kaptan, dümen başına/ yolcular var taşınacak/ bu
şehir baştan kurulacak

Geceleri gülmek yasaksa bize
Bize şehirlerce gülmek yasaksa
Geceleri de değiştiririz
Şehirleri de

bu şehir resimlerle donatılmış/ bu şehir nasıl bir şehirdir ki,
insanları hep resimlere sığınmış/ çerçeveler içinde sıkışıp
kalmış bu şehir

Ne zaman gördüysem seni
Hep tablolardasın
Sen hep resimlerde mi gülersin yaşlı kadın
Sen hep resimlerde mi güleceksin yaşlı kadın
Sen hiç yırtmayacak mısın ince gergin tuvalini
Sen hiç bağırmayacak mısın
Benim de dünyada yerim var sizin gibi

Açılın
Dökülmüş dişlerimle dünya meyvelerinden yiyeceğim
Ağaçlar altında kahkahalarla güleceğim
Hem de öyle bir güleceğim ki
Tüm suskun resimler konuşacak
Yırtılacak ince gergin tuvaller
Çürük çerçeveler kırılacak
Şaşıracak ressamlar, sergiler şaşıracak
Bizim de
Bizim de dünyada yerimiz olacak sizin gibi

Sen hep
Sen hep
Sen hep
Resim mi olacaksın yaşlı kadın

Sen hiç
Sen hiç
Sen hiç
Yaşamayacak mısın

hiçbir şeyi geride bırakmadan yürüyorum sokakları/ varsın
üzüntüler sürüklensin peşimden/ bana düşen görev ne/
uzanmak için geleceğin şehrine

Ben içimde taşıdım hep o şehri
Yaşarken bu şehrin kanlı sokaklarında
Koştum, koştum o şehirde, mutluluk doluydu içim
İşte, bunu anlatmaya çalıştım yılgın kardeşime
O şehrin mutluluk çığlıklarını duysun diye
O şehrin mutluluk çığlıklarını duysun diye
                                        duysun diye

Ben gördüm o şehri diyorum, inanın
                                         inanın gördüm
Gördüm diyorum size
Ölen kardeşlerimin gözlerindeydi o şehir
Neden inanmıyorsunuz bana
Neden değiştirmiyorsunuz gözlerinizi
İşte, bunu anlatmaya çalışıyorum size Değiştirin gözlerinizi Değiştirin ellerinizi
Değiştirin kendinizi
Değiştirin de
                 gelin
                       birlikte kuralım şehrimizi


III.

durdular şehrin çıkışında/ gülümseyerek konuştu sonsuzluk
yaşındaki/ dedi, gitmenin zamanıdır yeni çağlara

Ben o günlerden geldim
Haritaların paramparça olduğu günlerden
Kaldırın yorgunluğumu, gömün
Kanlı şehirlerin kokusu var onda
                                            üstünüze sinmesin
Kaldırın, gömün yorgunluğumu
Kanlı şehirlerin görüntüsü var onda
                                           gözleriniz kirlenmesin
Yorgunluğumu kaldırın, gömün
Korkmayın, ağlamam
Biliyorum
Acılar yok olmaya zorunludur
Yoksa nasıl doğardı mutluluklar

usulca çıkıyor şehirden sonsuzluk yaşındakinin diriliği/ ölü
yorgunluğu gömüyor çocuklar/ yeni yorgunluğa doğru yürüyor
zaman/ bir şarkıyla akarak...

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ