Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

Kadı
Burhaneddin

 

 

 

1345-1398

Kayseri'de doğdu. Kayseri kadısı babasından (Şemseddin Mehmed) küçük yaşta Arapça ve Farsça öğrendi. Mısır, Hicaz ve Halep'te tanınmış bilim adamlarından ders aldı. Babasının ölümü üzerine (1364) Kayseri'ye döndü. Kayseri emiri Eretnaoğullarından Mehmed Bey'in kızıyla evlendi. Önce kadı, sonra Eretnaoğulları yönetimine vezir oldu (1365). Sivas'ta emirliğini ilan ederek (1381) on sekiz yıl egemenliğini sürdürdü. Akkoyunlularla yaptığı savaşta yenilince şehrin surlarında idam edildi. Anadolu'da yaşamasına karşın Azeri Türkçesiyle iki bine yakın şiir yazdı. Şiirlerinde az da olsa hece veznini de kullandı. Cenab Şehabeddin'in derlediği Divan-ı Kadı Burhaneddin'den (1922) sonra Türkçe divanı Türk Dil Kurumu'nca yayımlandı (1944). Şiirlerinde mahlası (takma adı) ya da gerçek adını kullanmamasıyla dikkat çeker.

 

GAZEL

Şâha [ey şah] sinün cemâlüni göreyüm andan [sonra] öleyim
Susamışam visâlüne
[kavuşmana] ireyüm andan öleyim

Bunca zemân lebün [dudağın] içün saçun karanusındayam [karanlığındayım]
Âb-ı hayât kandadur
[nerededir] sorayum andan öleyim

Dün gice düşde ben sini binüm ile görür idüm
Bu düşümün tabirini yorayum andan öleyim

Bezm-i ezelde [yaratılış öncesinde, ruhların, Tanrı'nın güzelliğiyle kendinden geçmesi] ireli cânuma ışkı hüsninün [güzelliğinin]
İrimedüm varamadum ireyim andan öleyim

Canum u aklum u gönül zülfün içinde yitdiler
Teşviş
[gücenme, karıştırma] eğer olmaz ise tarayım andan öleyim


GAZEL

Gözümden ahan yaşlara tûfan niçe benzer
Yürekden olan kanlara umman niçe benzer

Gönlüme ki ışkun sanemâ [ey put] kürsi kılupdur
İnanımazam taht-ı Süleyman niçe benzer

Yâkût ağızunda göreli dürr-i hoş-âbı [parlak incileri]
Göze gönüle deniz ile kân
[madenocağı, kaynak] niçe benzer

Bir şem' [mum] alıban [alarak] ben de seni isderem [ararım] iy dost
Sıdkuma
[bağlılığıma] benüm dünyâda îman niçe benzer

Derman dilerem derdüni arturmağ için ben
Lezzetde senün derdüne derman niçe benzer

Hattuna eğerçi yüzünün sülsini tutdı
Gülşende beğüm deste-i reyhan niçe benzer
[Ayva tüyleri yüzünün üçte birini kapladıysa da
Gül bahçesindeki reyhan demeti (onlara) nasıl benzer]

Cânuma ki çâh-ı zenaha zülfi kemişdi
[Saçının, çene(sin)deki gamzeye/kuyuya attığı canıma]
İnsâfa gelün Yûsuf-ı Ken'an niçe benzer


GAZEL

Gönlüme ben didüm ki kandesin
Gamzesinün ohlarıyla kandesin
[kandasın]

Gîsusiyle [giysisiyle/saçıyla] bende [tuzağa] düşdüm dir gönül
Didüm ana
[ona] n'ola çünkü bendesin [kölesin]

N'ola öpdüm gözüme sürdüm seni
Sen dahî âlemde bir turvendesin
[turfandasın]

Bendesin sen bendeyim [köleyim] ben tapuna [huzuruna/kapına]
Bendeyim ben nice ki sen bendesin

Gözlerim giryân [ağlayan] ü [ve] biryândur [kebap/büryan] gönül
Leblerün
[dudakların] şekker özün pür-handesin [gülücük dolusun]


GAZEL

İy yârenler yâr yolına nem kaldı ki yanmamışam
Bunca ki yandum yanaram billah ki usanmamışam

Hammâri [şarapçı] gözinden anun bir tolu ayağ [kadeh] işmişem
Andan berü serhoşam uş
[işte] hiç dahı uyanmamışam

Can diledi benden gözün akl u gönül virdüm bile
Tanrım tanuh
[tanık] ben cân içün ma'şûka [ey sevgili] yacanmamışam [sakınmamışım]

Lutf eyleyüp sen tut elüm saç oduma [ateşime] rahmet suyın
Zîrâ oduna düşmeği ben kimseye tanmamışam
[danışmamışım]

Tap [tamamen] yah [yak] oduna cânumı vaktidürür [vaktidir] iksîri sal
Ne bûte
[pota] kaldı k'anda [ki onda] ben bin katla kaynanmamışam

Cân ile iki cihâna akl u gönül ne var ise
Işkı
[aşkı] elinden içmişem illâ ki hiç kanmamışam

Sini didüm sine [mezara] değin senden usanmah yoh bana
Bin kez ölüp dirilmişem ol sanuyı
[sanıyı] sanmamışam

Gözüm yüzüni göreli görmedi râhat gündüzin
Yurd ideli can zülfüni bir gice dolanmamışam
[sarılmamışım]

İçüm kara benzüm saru yaşum kan u kanum sudur
Dahı ne kaldı k'ana ben ışkunda boyanmamışam


TUYUĞ

Ezelde Hak ne yazmış ise bolur [olur]
Göz neni ki görecek ise görür
İki âlemde Hak'a sığınmışuz
Tohtamış
[Toktamış] ne ola ya Ahsah Temür [Aksak Timur]


TUYUĞ

Dilberün işi itâb [azar, paylama] ü nâz olur
Çeşmi câdû gamzesi gammaz olur
İy gönül sabr it tahammül kıl ana
[ona]
Yâre irişmek işi az az olur

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ