Abdülkadir Budak

Adnan Özer

Adnan Satıcı

Ahmet Ada

Ahmet Hâşim

Ahmet Necdet

Altay Öktem

Arif Damar

Aslan Özdemir

Âşık Paşa

Ataol Behramoğlu

Aytekin Karaçoban

Bâki Ayhan T.

Bayram Balcı

Bozan Yaman

Cihan Oğuz

Fahri Öz

Gülten Akın

Güngör Tekçe

Hakan Şenocak

Halil Gökhan

Halil İbrahim Özcan

Hasan Öztoprak

Hilmi Yavuz

Hoca Dehhani

İbrahim Baştuğ

İlhan Berk

Kadı Burhaneddin

Kadir Aydemir

Kemal Bayrakçı

Kıvılcım Vafi

Koray Feyiz

Mecit Ünal

Metin Celâl

Metin Cengiz

Metin Fındıkçı

Murat Koçak

Mustafa Atiker

Müslim Çelik

Nafer Ermiş

Nesimi

Neşe Yaşın

Nevzat Çelik

Nihat Behram

Nilüfer Altunkaya

Onur Caymaz

Özkan Mert

Sabahattin Umutlu

Sabahattin Yalkın

Salih Bolat

Sennur Sezer

Serkan Engin

Sultan Veled

Şeyyad Hamza

Şükrü Erbaş

Tevfik Taş

Turgay Fişekçi

Turgay Kantürk

İlhan Berk
İlhan
Berk

Kıs[s]aca
“Şiir dilin tarihidir. Her şeyden önce de budur. Şairi biz diliyle anlar, tanırız. Şiir çünkü kendini dilde belli eder: Ona vurur. Şiirde dil sanki bir araç olmaktan çıkar, kendisi olur. Şiiri böyle anlamakta da bir abartma yoktur. Şiire yaklaşmanın belki de ilk yolu budur.”


18 Kasım 1918'de Manisa'da doğdu. 28 Ağustos 2008'de Bodrum'da öldü.

Ortaöğrenimini Manisa'da tamamladıktan sonra Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulu'nda okudu. Giresun Espiye'de iki yıl öğretmenlik yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü'nü bitirdi (1944). Zonguldak, Samsun ve Kırşehir ortaokullarında Fransızca öğrenmenliği yaptı (1945-55). Ankara'da Ziraat Bankası Yayın Bürosu'nda çevirmenlik yaptı (1956-1970) ve emekliye ayrıldı.
İlk yazıları, ilk şiirleri Manisa Halkevi'nin dergisinde çıktı. İlk kitabı Güneşi Yakanların Selamı da Manisa Halkevi yayınları arasında çıktı. Destansı söyleyişin ağır bastığı ilk kitaplarından sonra ( İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Türkiye Şarkısı ve Köroğlu gibi) İkinci Yeni'den eski şiirimize, düzyazı şiire uzanan geniş bir yelpazede yazdı. Son dönem şiirlerinde cinsellik ve tarih ana temalar olarak belirdi.
Kül adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü (1979), İstanbul ile Behçet Necatigil Şiir Ödülü (1980), Deniz Eskisi ile Yeditepe Şiir Armağanı (1983), Güzel Irmak'la Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü; (1988, Ferit Edgü ile) aldı. Şiirleri Fransızca, İngilizce ve İspanyolca başta olmak Üzere pek çok dile çevrildi.
Düzyazılarını Şifalı Otlar Kitabı (1982), Bir Uzun Adam (1982), El Yazılarına Vuruyor Güneş (1983), İnferno (1994), Kanatlı At (1994), Logos (1996), Poetika (1997) adlı kitaplarında topladı. Dünya şiirinden örnekleri bir araya getiren antolojiler hazırladı.

Şiir kitapları

Güneşi Yakanların Selamı (1935); İstanbul (1947); Günaydın Yeryüzü (1952); Türkiye Şarkısı (1953); Köroğlu (1955); Galile Denizi (1958); Çivi Yazısı (1960); Otağ(1961); Mısırkalyoniğne (1962); Âşıkane (1968); Şenlikname (1972); Taşbaskısı (1975); Atlas (1976); Kül (1978); İstanbul Kitabı (1980); Kitaplar Kitabı (1981); Deniz Eskisi-Şiirin Gizli Tarihi (1982); Delta ve Çocuk (1984); Galata (1985); Güzel Irmak (1988); Pera (1990); Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993); Avluya Düşen Gölge (1996); Şeyler Kitabı Ev (1997); Seçme Şiirler (1997); Çok Yaşasın Sayılar (Şeyler Kitabı II, 1998); Eşik (Toplu Şiirleri I, 1999); Aşk Tahtı(Toplu Şiirleri II, 1999); Akşama Doğru (Toplu Şiirleri III, 1999); Şeyler Kitabı(Bir Şey Olanlarla Bir Şey Olmayanlar, 2001); Requiem (2004)

 

1919

Ben dünyaya bir idare lambası altında geldim
Yeryüzü Birinci Dünya Harbi'ni yaşıyordu
Başımın üstünde mendil boyunda bulutlar vardı

Yunan Harbi'nde yanan şehirlerimizi bir dağdan seyrettim
O çadır çadır insanları askerleri esirleri
Arkalarında bir gömlekle kaçan halkımızı
İlk topu ilk tayyareyi gördüm
Anam kardeşim ve ben ayaktaydık
Kapanık dükkânlarıyla çarşılarımıza yağmur yağıyordu

Her sınıf insanıyla şehrim dağlara taşınmıştı

O yangından nehirlerimiz dağlarımız ve çeşmelerimiz kurtuldular

Yanmış ve yakılmış şehrimize bir akşamüzeri askerler girdi
Kursaklarında bir parça ekmekle insanlar ayaktaydı
O gün dünyayı ve insanları tanıdım
O gün ayayğımın dibindeki şehirden ağlamayı öğrendim


Akşamla Bir Sap Fesleğen

'Biri aramış beni, dedi, kim olabilir ki?'
Bir sap fesleğeni görünce, kapıda sokulu.
İple tutturduğu kapıyı itip açtı. Bakındı.
Üç yaprak daha düşmüştü asmadan. Üç kuru yaprak.
Çatlamış narları gördü, yeni görüyormuş gibi.
Mutfağa bıraktı elindeki soğanları, tuzu.
'Akşam olmuş,' dedi sonra, odaya girince.
Gitti üstünü değişti, lambaya gaz koydu.
Odun attı ocağa, tutuşturdu. Komşudan
sesler geliyordu. Balık mı kızartıyorlardı?
Oturdu sonra elinde akşamla o bir dal fesleğen.


Günlük İşlerdenmiş Gibi Ölüm

Dönüp duruyor yol. Sonunda orda durduk.
Açık kapıdan gördük,
                           oturmuş yün eğiriyordu
Elinde kirmeni.

Kocaman bir yumak kapının orda yuvarlanıp kalmıştı.
Eşikten başımızı uzatıp:

                              'Nasılsın?' dedik. Sanki
bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi
'Ölüp gidiyoruz işte!' dedi,

                                 kaldırmadan başını.
Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.

Bir rüzgâr dövüp duruyordu önündeki denizi
Arada bir başını kaldırıp baktığı.


Kakmalar

Söz

Biraz deniz kenarı biriktirdim
sessizlik
biraz

rüzgâra sözüm var

Bir Tepe ile Patika

Bir tepeyle
bir patika
ölümden konuşuyorlar

Suyu seyrediyorlar

Bakmak

Bakıyor

bakmak
birden
o oluyor

Su Zamanı

Çakıltaşı

seni
su
sanıyor

Ertelenen

Ertele

beni
vakitsiz
kıl


Yavaş Yavaş Geçtim
Kalabalıkların Arasından

Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden. Dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu, anladım nedir ağırlık
korkular
coğrafya.

Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece.

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ