Ahmet Hâşim
Âşık Paşa
Hoca Dehhani
Kadı Burhaneddin
Nesimi
Sultan Veled
Şeyyad Hamza
Hilmi Yavuz
Hilmi
Yavuz

Kıs[s]aca

"Necatigil'in "Şiir geçmişe atıflarla ilerler" sözü, benim poetikamın temelkoyucu argümanıdır. Bir şiirin sahihliği, onun içinde üretildiği toplumun zihniyet tarihiyle ilişkiliyse eğer, hem geçmişe atıfta bulunan bir gelenekselliği, hem de bugüne atıfta bulunan bir modernliği içermek zorundadır. Şiirin geçmişe gönderme yaparak ilerlemesinin anlamı, bence budur. Sahihlik; şiirde gerçekleştirmeyi amaçladığım şey. "


14 Nisan 1936'da İstanbul'da doğdu.

Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi (1954), bir süre gazetecilik yaptı. İngiltere'de BBC'de çalıştığı sırada Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Yurda döndükten sonra Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazetelerine (bir kısmı Ali Hikmet imzasıyla) eleştiri ve inceleme yazıları yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi'nde uygarlık tarihi, Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okuttu. Nurettin Sözen döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Kültür İşleri Dairesi'ni yönetti. Bazı eleştirilerinde ise İrfan Külyutmaz ismini kullanıyor. Şu sıralar Zaman gazetesine ve E kültür sanat dergisine sürekli yazıyor. Bilkent Üniversitesi'nde öğretim üyesi. Ayrıca Can Yayınları'nın Şiir Dizisi'ni yönetiyor.
Deneme ve inceleme yazılarını Felsefe ve Ulusal Kültür (1975), Roman Kavramı ve Türk Romanı (1977), Kültür Üzerine (1987), Felsefe Üzerine (1987), Yazın Üzerine (1987), Denemeler, Karşı Denemeler (1988), Dilin Dili (1991), İstanbul Yazıları (1991), Okuma Notları (1992), İstanbul'u Dinliyorum (1992) ve Budalalığın Keşfi (2002) adlı kitaplarda topladı. Taormina (1990), Fehmi K.'nın Acayip Serüvenleri (1991) ve Kuyu (1994) ise Hilmi Yavuz'un anlatı kitapları. Geçmiş Yaz Defterleri (1998) ve Ceviz Sandıktaki Anılar (2000) yazarın anılarını, belli bir kurguyla ve yazınsal tat gözeterek kaleme aldığı kitaplar.
Şiire lise yıllarında başladı ve ilk şiirlerini Dönüm dergisinde yayımladı (1952/53). İkinci kitabı Bedreddin Üzerine Şiirler (1975) ile güçlü bir atılım yaptı. Doğu Şiirleri ile 1978 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, Zaman Şiirleri ile de 1987 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Şiir kitapları.

Bakış Kuşu (1969); Bedreddin Üzerine Şiirler (1975); Doğu Şiirleri (1977); Yaz Şiirleri (1981); Gizemli Şiirler (1984); Zaman Şiirleri (1987); Söylen Şiirleri (1989); Ayna Şiirleri (1989); Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize (Toplu Şiirler, İlk altı kitabının toplamı, 1989); Gülün Ustası Yoktur (Toplu Şiirler 1, son üç kitabı dışında, 1989); Erguvan Sözler (Toplu Şiirler 2, 1989); Çöl Şiirleri (1996); Akşam Şiirleri (1999); Yolculuk Şiirleri (2001)

 

Divan Edebiyatı Beyanındadır

Kuş sananlar yanıldılar
Bir bakıştır dedi kimi
Belki de bir bakış kuşu
Kimseler bilmiyor hâlâ
Güzelliği yaz iklimi
Çiçek boyunca susuşu
Uçardı azala azala

Kaldı eski gazellerde
Uçarı gözlere talimli
Usulca yaklaşır sevmeye
Kuş dediğin de neresi
Bakışları gül resimli
Bir şüarâ tezkiresi
Yazılır azala azala

Hilmi anladı gizini
Giderdi hep hava üzre
Bakış mülkünce osmanlı
Issızlığı bir elinde
Öbür elinde divânı
Geçmiş bir gül saatinde
Okunur azala azala


doğunun
kalıtı

biz üç güzel kardeştik ve ölüm,
ölüm en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

o bir nehir gibi ve kendimizin
nice ipek yollarına dökülüp
ve derin kollarına bir gonca
gül diye kapanıp ve tiftik,
safran ve kilim gibi onca
acılardan sonra, mağrur ve yitik
bir külliyeye benzer gurbetimizin
gide gide sonuna geldik

biz üç güzel kardeştik
ve ölüm, en gencimizdi bizim

bize doğunun büyük şiiri kaldı

sonra derviş defterimiz kapandı
gün kara koyun, gece oğlaktı
ve göçebe bir çeşme olan ikizim
şiiri bir oba gibi kaldırıp
dağ taş demeden, dizlerimizin
bir bir büküldüğü baharat yollarından
korkunç bir ağıt diye geçirip
bizi düzlüğe çıkardı

bize doğunun büyük şiiri kaldı


taflan

ne zaman dinecek, ne zaman
bu taflan, bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
bir hiçlik tadı
                  ve ağzından
yıldızlar uçuran
ergin, yeşil ve yabanıl
bir yaz gecesi gibisin
yüzünde yolların gülüşü
ve yaz göğüne ilişkin
bir esenlik üretiyorsun
geçip giden fırtınalardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
aşkların büyük yarlarıyla
kuşatılmış görüyorum kendimi
                  safran
ve ezilmiş yazlardan
bakışlarının kıyısız
                  açıklarına
gurbet ve cevahir taşıyan
bir gülüş söylencesi
geçer bir yazdan ötekine
                  derin anlatılardan

ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
bir dağın yırtmacından
ince bir dere yatağı
                  gibi kayan
yeşil tenini görüyorum
                  akşam
nasıl da yakışıyor yüzüne
ve sanki bir kayalığın içine
durmadan kendi kendini oyan
bir ferhâd gibiyim ben
ya da pusuda, karanlık
                  bir gül gibi
hem solan hem solmayan

ne zaman dinecek, ne zaman
bu taflan, bu taflan?

ey uçurum gözlü sevgilim!


yalnızlık
sonnet'si

yalnızlık zamanlandı: önce aşk, sonra yaprak...
günler geçilecekler... atlar, gümüş yeleli!
yüzünü aynalara, bir tek onlara bırak;
sürünsün sır'ı aşkın, bak, seni görmeyeli
çok değişti aynalar! ev içleri bulandı;
herşey artık ne kadar, ne kadar da kurak!
odalar orda burda, içlerine kapandı;
sofalarsa eğreti; yüklük ve kap kacak
somurtup duruyorlar... herşey ölgün! bekleyiş
gibidir burda olmak, 'bekleyiş gibi' olmak...
sen gel, şimdi kendini o aynalarla değiş;
gel, burda ol! daima! -ve nasılsa kararmak-

ta olandan bakarım sana giden günlere;
tenindir, beleniyor, âh, yeşil ekinlere...


yollar
ve
Zaman

sen bir yalnızlığı koşup gittin de
bir yerde buluşulur diye, belki de...

elbet buluşulur, orda, o yerde...
bir hüzün töreniyle kutlanır
bulunur birşeyler ve saklanır
saklanan Zaman mı, yoksa yol mudur
                    aranır bahçelerde ve şiirlerde?

kimbilir ki dün'dür, ölgündür kalbimiz
yollarsa her zaman biraz küskündür
                    yokuşlarda ve inişlerde...
Zaman'dır seni sardığım kumaş
bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş...

erguvandın, kayboldun dilegelişlerde

2001-2009 © www.siirfeneri.net / Editör: İbrahim Baştuğ