|
Ansızın
Parıltı
Eşber
Yağmurdereli
için
kalbinin
kırıldığı yerde insan
gidip başka bir yarada kanıyor
taşmış
bir dille dertleşiyorum seninle
kesilmiş bir memede süt ararken
dudaklarımda kuruyan sözcüklerle
sana şarkılar söylüyorum
çatısı akan evimin açık penceresinin önünde
dışarda
yağmur yağıyor Eşber
ırmaklar da ıslanıyordur şimdi
dağlar dağlarla aynı yağmurda yıkanırken
altın gözlü bir damla yolluyorum sana
gözlerinin kızılına yoldaş olsun diye
öyle
bir takatsizlik ki yaşadığım Eşber
hep beyazlara bürünemiyorum
kırılıp kalıyorum olduğum yerde
hadi
be Eşber topla gel gülüşünü de
at bu
çağı
at gitsin
söylediğin zaten hayatın ortasında duruyor
kapı bize küsmeden pencerelerini açık bırak
gitsin üstüne uymayan
elbiseleri hazırlayan
terzilerin kokusu
bak söylediklerim
mırıltılar içinde
kaybolan iniltilerde
dağda susan silahların
her keresinde aynada soluyor dökülmüş kan
barışı
aşk olduğunda savunmak
iki kez ölmek demekmiş Eşber
ipin
ucundaki tarihle geceye sokulduğun
yazlar böyle gelmezdi eskiden içerde
içerde Eşber hatırlasana
yazlar böyle düşmezdi avluya
karıncalar ezilmeden gezerlerdi aramızda
hayallerimizi okşardı baharlar
biliyor
musun yolumu kesip duruyorsun Eşber
çek artık önümden sabahlarını
hem yaşlandın artık kabullen
kırık aşkların da baka dursunlar arkandan aldırma
dümeni bırak
var kasırgalar ülkesindeki otağını kur
otur
bir yağmur
damlası yüzüme düştü de hatırladım
sunduğumuz boşluğun bakir kızlarının da olduğunu
öyle mi dersin yoldaşım benim
benim
de deligönlüm dalgalanmaz mı sanırsın Eşber
yerli yersiz esen rüzgârlarımla
bu bir sanrı da olsa
ben göz olmayan yerlerde kendime bir gözüm
vefa
duygusuyla emdiğim acıda dışarda
sanma ki senden farksız sızlanıyorum duyulmayan seslere
sanki yeniden diyarbakır askeri cezaevindeyim
ve temsilci olman bir şey değil
açım her türlü sese be Eşber
yüzünü kimse görmediğinde
ağladığın tüylü battaniyenin altında
sen mutlu oluyorsun bir o yana bir
bu yana dönüşlerinde yatağında
hepsi
yaşanılanların hepsi
yitik bir teknedeler şimdi
dilimin
ucu yanıyor konuşamıyorum bazen Eşber
işte bir fotoğrafın kitapların arasında duruyor
kaçakken bile sokaklarda göğsümde sloğanlarla taşıdığım
duruyor ve vefayı yerinden ediyor
su iyi
geliyor aktığı yerde Eşber
su kendi oluyor
inan iyi geliyor yoldaşım
ertelenmiş aşklara mahsuben
sıkıntılar içinde esnerken
su iyi geliyor
işaret
parmağım çoktan kırılmış Eşber
gizlenir sedef bir çakının sapında
sen hâlâ aşkı ve barışı birbirine karıştırıyorsun
kızmıyorum yok
ya da ben öyle anlamıyorum
sen hâlâ tarif ediyorsun
kırlangıçlar
geçer şimdi cezaevinin üstünde
sen kanat vuruşlarından anlarsın
can sıkıntılarını birlikte gezdirirken voltada
hayata bürünmüş hüznü anlatırsın kendi kendine
yemin billah Davut da sevinir anlattıklarına
senin neyin eksik ki peygamber Davut'lardan
dalma
orada çok dalma geçer
yağmur hâlâ devam ediyor dışarda
sesimi görmüyor ve susuyorum
Ahmet Kaya'nın sesine
sıkıldım
Eşber çok sıkıldım
unutmak için hepsini
istiklâl caddesine voltaya çıkacağım birazdan
bana ne senin hapiste oluşundan
cadde ışıklı ve ben kederliyim
ıslanıp yürüyeceğim
dilinde
görüntüler biriktiren bir adam
Eşber
cezası zulmün tadında
bir tokadım var sakladığım unutma
en sona
en sona
kalbinin
kırıldığı yerde Eşber
kalbinin kırıldığı yerde insan
gidip
başka bir yarada kanıyor
Ay
Dolanır
budalaca
geçen bir yazın ardından
ay dolanır durumlar esmerleşir
sokağım ki yalnızca kalbime açılır
kahramanlar
bırakın da şu kavgadan yenik çıkayım
kalbimizin sevinçle vurduğunda bayram yerlerinde
orada dökülelim kalalım esmer kızların aynalarına
mutluluk çığlığında zeytin gölgesinin
kana bulandığı yerde
zamanı
geldi artık buluşalım seninle
bunu ortak suçumuz olarak kabullenelim
çünkü suç ortaklığı inceden başka dillere bürünür
ürkek bir ceylanın sıçrayışında
elimiz
kolumuz bağlı yaşamaktansa kanayan
kalbimize tükürelim kaldırım taşlarını sayalım
gözü pek intihar girişimlerinde
kof bir dünyaya sığınalım filmin sonunda
her sonu tahminimizden olsun o müthiş merakı yenmek
birbirimizi iyice tanımaya kalkmayalım
çünkü önce ten kokusu terk eder sevgiliyi
sonrasında buğusu kaybolmuş sözcükler
ki yakalarımızı kaldırmaz üşürken
donuşları
çoktan öldürmüşüzdür
vazgeçmeye yaraladığımız şehveti kaybedip
yalnızlığın öcünü almak adına korunmaya kalkışırız
akıp giden ırmağın renginde ritim ararken
günah
yaptım kendime
yerleşilen yurtlardan geçip
herkes dirilerini gömer yaşarken
ama kimbilir ki yağmurlar nerede
kimsesizliklerini bağışlar
havada kalan sahte acıyı
ve hiç kimsenin iri gözlü günahını
saklamadığı zulası patlar kendi akşamında
arkamızda
her şey yoksulluğun bahçesine
düşer ay
sızısı kalpleri bürür
zavallı sonbahar
erken geldin ve
kışımı bile özleyemez oldum
Fesleğene
Ağıt
esir
bir tutkuyu aynılaştıran korkulardan geçerken
ufkunda duvarlar çoktan örülmüştür
saksısında çürüyen fesleğenle
aynı acıda çürürken
itdurmaz tepesinde rüzgâr
idamlık Kenan'ın fesleğeninde oynaşır
dolar cezaevi avlusuna kokulardan yalnızlık
hangi
toplu mezar seni avutabilir ki o an
içinde olmadığın için şükrettiğin
bir yüzünde mucizeler dikeni
bir yüzünde olmadık hasretler birikir
incelttiğin
kalbin kırılır
tünelin ucuna az kaldı bilirsin
ardındaki her şey siline dursun
haydi kolaysa uzun voltalarında
yeniden harmanla hayallerini
yitirdiğin kederlerin peşisıra gezinedur sen
hayat pahalıyken ömrün pazarlığı yapılamaz
farzet ki uzun bir ayrılıkta yaşanan
yalnızlaşan
insanı vuruyorlarmış
sığmadığı kadar hayata
bunu
söyleyen kimin şeytanı
nereye kayboldu birden
küçük sorular üreten kısa seyirler
parmaklarımdaki tetiği düşürür
susuver
ne olur
ürpertiler diyaloğu başlayacak birazdan
eh her zaman böyle olmuyor
alkol avunmuşluğu var birazcık
akşam göğsümde geceyi beklerken
ah... cezaevi avlusundaki fesleğen
ahh!..
Rüyadan
Sıçrayan Taş
ayaklarım
temizdi üstelik dişlerimi de fırçalamıştım
pazar
yerlerinde dolaşıyordum ağır aksak
tükenen hayatlar tezgahlarında
yokluğunu suluyordu hırçın nilüferler
özenle
sıyrılıyordu aralarından
cinayetlerinde acıyan göğsüm
kendi küllerini yakıyordu bacalar
sorular başlarken ihtimaller giriyordu devreye
şimdiki haliyle yüzler
hangisine tutunmaya kalkışsam
kendi ellerim kalıyordu geriye
lüzumu
kalmamıştı
kimselere hatıra bırakmayacaktım
çalınmış
kapılar baştan sona çemberdi
aldırışsız girmiştim gece gönlünden içeri
sıkıntıları
eksilmişti bulutların
gözlerim
açık kalmış aşk
bile olmuyor
Sağır
Ölüm
asla
merhamete gelmiyor
kalbinin sokaklarından içeri
kederi keşke olan bir şiir
el yazımı
düzelttim
hava berrak sular serin içim buz
heykelim kırıldı yüzünü avuçla
ortada kalsın siyah merak
kendi
ağaçlarımıza kaçışıyoruz
üşengeç süratlerle
izler fırtınalar bile yaratamıyor yazık
katli vacip ağızlara dolan kötü susmalar
özür dileyerek de bitmiyor
yüz kere toprağa girsen de uyunmuyor
uyunamıyor
son telefonunu da bir açanın olmadan
usulca suların üstünde oturuyorsun
hasarın pencereler oluyor
|